Türkiye'nin vicdan eksikliği

Türkiye'nin vicdan eksikliği
Türkiye'nin vicdan eksikliği

Türkiye yoksulluk, yoksunluk, işsizlik nedeniyle ciddi bir sosyal adalet eksikliği yaşayan bir ülke.

Türkiye dönüşen, dönüşürken önemli adımlar atan bir ülke. Ancak aynı Türkiye dönüşürken, giderek daha eşit olmayan, adaletsiz ve vicdansız bir toplum konumuna sürükleniyor
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

HaberTürk’te, CHP eski başkanı Deniz Baykal’ın katıldığı uzun programı izledim (01 Kasım 2010). MHP ’ye övgüler yağdıran ve çok önemli gördüğü CHP-MHP-Saadet Partisi koalisyonu üzerine çalışmaları nedeniyle kendisine komplo kurulduğunu tekrar tekrar söyleyen Baykal’ı izlerken, giderek artan endişelerim, beni CHP’nin sosyal demokrat seçmenine ve Türkiye ’nin özgürlükçü ve demokrat kesimlerine bir çağrı niteliğindeki bu yazıyı yazmaya yönlendirdi.
Geçen yıl Ahmet İnsel, Mithat Sancar ve Erol Katırcıoğlu ile birlikte, Türkiye’de sosyal demokrasiden özgürlükçü ve demokrat sola kadar geniş bir alanda yaşama geçirilecek “Yeni ve Farklı Bir Sol Türkiye Vizyonu” üzerine bir metin çalışması yapmıştık. Metin çalışmamız çok zor şu soruya yanıt arıyordu: Bugünkü Türkiye’de, hem AKP eleştirisini siyaset dışı kurumlara dayanmadan ve demokratik bir zeminde yapacak, hem sürekli olarak AKP tarafından belirlenen siyasi gündemi ve kamusal tartışmayı kırıp değiştirecek hem de Türkiye’yi AKP’den daha iyi yönetme iddiasını taşıyacak özgürlükçü ve demokrat bir sol/sosyal demokratik Türkiye vizyonu hangi ilkeler üzerine kurulmalı? Ortaya çıkarttığımız metin, bu soruya yanıtı, toplumsal yaşamı kurma kapasitesine sahip üç ilke üzerinden vermeye çalıştı: Eşitlik, adalet, vicdan. Bugün Türkiye dönüşen, dönüşürken önemli adımlar atan bir ülke: Bu doğru ama aynı Türkiye dönüşürken, giderek daha eşit olmayan, adaletsiz ve vicdansız bir toplum konumuna sürükleniyor. 

10 ülke
Türkiye, ciddi şekilde “eşit vatandaşlık” sorunu, “sosyal adalet-eksikliği” sorunu ve “vicdan-eksikliği” sorunu yaşıyor. Dönüşen ve ekonomik olarak ilk 10 ülke arasına girmek isteyen Türkiye, aynı zamanda yoksulluk, yoksunluk, işsizlik, kadın erkek eşitsizliği ve eğitim sorunlarını içeren ve böylece, ciddi bir “sosyal adalet eksikliği” sorunu yaşayan bir ülke de. Dönüşen ve demokrasisini “ileri demokrasi” seviyesine çıkartmak isteyen Türkiye, aynı zamanda, farklı eşit vatandaşlığı tanımayan kimliklerin yaptığı tanınma, haklar ve özgürlük taleplerine bakışta, adaletsiz bir ülke de. Dönüşen ve küresel dünyanın kilit ülkesi, bölgesel gücü olmak isteyen Türkiye, aynı zamanda, kurumsal kavga, toplumsal kutuplaşma sorunu yaşayan ve insan onuru ve haklarına verilen az değerle, “vicdan-eksikliği sorunu” olan bir ülke de. 

Hrant Dink
Dink cinayeti eşitlik, adalet ve vicdanın aynı anda bittiği noktadır. Dönüşen ve AB tam üyeliği için anayasal ve kurumsal reform yapma girişiminde olan Türkiye, aynı zamanda, “çocuktan katil, katilden çocuk yaratma” süreçlerini de içinde taşıyan bir ülke. Dönüşen Türkiye, adalet ve vicdan-eksikliği sorunları taşıyan devlet aklı tarafından gösterilerde polislere taş atan çocuklara verilen onlarca yıl cezayı durdurmak için sivil toplum tarafından yürütülen mücadele sonucunda ortaya çıkan bir yasayı, “taş atan çocuklardan” önce, Hrant Dink gibi bir insanı kurşunlayan insana uygulayan bir ülke de. Dönüşen Türkiye’de eşit vatandaşlığın, adaletin, vicdanın birlikte ve aynı anda bittiği noktalardan biri de, devlet aklının, yasaları uygulama adına, Hrant Dink’in yaşamını zalimce ve sinsice bitiren kişiye, “taş atan çocuklar yasasını” uygulama kararını verdiği andı.
Ogün Samast’ın dosyasını yasaları uygulamak adına çocuk mahkemesine gönderme kararı, insanı devlet aklının, Rakel Dink’in cenazede hepimizi gözyaşına boğan, “çocuktan katil yaratmak” ana fikriyle yaptığı konuşmasını, “katilden çocuk yaratmak” olarak anladığı düşüncesine götürüyor. Bu kararı alan devlet aklı, Tûba Çandar’ın ‘Hrant’ kitabında (Everest, 2010) yaptığı, “Hrant’ı kaldırımdan kaldırmak” çağrısına, “Hayır, o kaldırımda kalacak” da demiş oluyor. Devlet aklının, siyaseti ve insani durumu “dost-düşman ayrımına” indirgeyen bu kararı, bir taraftan dönüşen Türkiye’nin eşitlik, adalet ve vicdan alanlarında yaşadığı ciddi eksikliklerden doğan karanlık yüzünü sergiliyor. Diğer taraftan da, Karin Karakaşlı’ya gönderimle biliyoruz ki, “Allahın sözü diyor ki: İnsanlar sussa, kan hakkını arar. Adalet yerine oturmadıkça, kanın sesi susmaz”. Hrant hâlâ kaldırımda, Hrant’ı kaldırımdan kaldırmak lazım. Bu da, dönüşen Türkiye’nin eşit vatandaşlık-eksikliği, sosyal adalet-eksikliği ve vicdan-eksikliği sorunlarının hepsini, aynı anda kaldırımda yatan bedeninde simgeleştiren Hrant’ın kaldırımdan kaldırıldığı yeni ve farklı bir Türkiye vizyonunu gerekli kılıyor. 

Özgürlükçü sol
Hrant Dink örneğini çoğaltmak mümkün. Daha nice Hrant’lar var Türkiye’de. Türkiye’nin dönüşümünün demokrasinin güçlenmesiyle, insani kalkınmayla, birlikte yaşamayla eklemlenmesi, yerde yatan Hrantları kaldırmakla mümkün olacaktır. Bu noktada kilit konum olarak, Türkiye’nin dönüşümüne eleştirel bakan ve endişe duyan, ama endişesini dile getirirken, siyaset dışı kurumlara dayanmayan, aksine dönüşümün demokrasiyle ilişkisini insani olarak güçlendirmek isteyen endişeli modernler dediğimiz toplumsal katmanı görmemiz gerek. Endişeli modernlerin, sosyal demokrasiden özgürlükçü ve demokrat sola uzanan geniş yelpazede, demokrat solu örgütlemesi ve dönüşen Türkiye’ye eşit vatandaşlık, sosyal adalet ve vicdan ilkeleri temelinde insan-odaklı bir vizyon vermesi, bugün çok gereksinim duyduğumuz daha adaletli, istikrarlı ve toplumsal kutuplaşmadan kurtulmuş bir Türkiye’nin gerçekleşmesinin yeterli değil, ama gerekli koşuludur. Endişeli modernlerin, bugün kıyılara sıkışmış laik orta sınıfların giderek girdabına kapıldıkları tepkici, güvensiz, dışlayıcı ve milliyetçi konumlarından kurtarmak için, demokratik ve özgürlükçü bir sol/sosyal demokrat vizyon için çalışmaları ve bu vizyonun eşitlik, adalet ve vicdan ilkeleri temelinde kurulmasına öncülük etmeleri gerekiyor. Endişeli modernlerin aynı zamanda, demokratik ve özgürlükçü bir sol/sosyal demokrat vizyonun Türkiye’nin farklı bölgelerine ve farklı toplumsal kimliklere yaygınlaşması için de çalışmaları gerekiyor.
Bu tavır, ne AKP’ye hakaret etmeyi ne muhafazakârlığa dışlayıcı söylemlerle yaklaşmayı ne de siyaset dışı kurumlarla dayanışma içinde muhalefeti rejim sorununa indirgemeyi içerir. Aksine endişeli modernler, ilerlemeyi özgürlükle, modernleşmeyi demokratikleşmeyle, ekonomik kalkınmayı sürdürülebilir insani kalkınmayla ve güvenliği insani güvenlikle eklemlemeyi amaçlayan ve topluma eşitlik, adalet ve vicdan ilkeleriyle bakan bir siyasi-ahlaki konumu, bir siyasi-toplumsal kimliği oluşturuyorlar. Hrant’ı yerden kaldıracak yeni ve farklı bir Türkiye için işe modern dediğimiz toplumsal katmanın, özgürlükçü ve demokrat sol/sosyal demokrat konumdan iç eleştirisiyle başlamalıyız. Bu eşitlik, adalet ve vicdan ilkeleri üzerine kurulan iç eleştiri, Türkiye’de en geniş anlamıyla sol/sosyal demokrat alternatifin güçlenmesinin ilk ve gerekli adımı da olacaktır. 

E. FUAT KEYMAN:İstanbul Politikalar Merkezi/Sabancı Üni.