Türköneler ve AKP'li kadınların suskunluğu

12 Ağustos tarihinde yayınlanan "Mağden, kota ve bir feminist" başlıklı yazımda adı geçen Mualla Kavuncu'nun (eski eşi dolayısıyla eski soyadı Türköne) bana hitaben yazdığı mektup önceki hafta Radikal İki'de yer aldı. Mektubu okuyan birçok kişi konuyu anlayamadıklarını belirttiler.
Haber: HANDAN KOÇ / Arşivi

12 Ağustos tarihinde yayınlanan "Mağden, kota ve bir feminist" başlıklı yazımda adı geçen Mualla Kavuncu'nun (eski eşi dolayısıyla eski soyadı Türköne) bana hitaben yazdığı mektup önceki hafta Radikal İki'de yer aldı. Mektubu okuyan birçok kişi konuyu anlayamadıklarını belirttiler. Ben şöyle yazmıştım:
"Bugün 50 kadının Meclis'e girmesine çok sevinmemizi öneren çok yazar var. Oysa bu mümkün değil. Bu tuhaf seçimin öncesinde kadın hareketinden çeşitli partilere başvuru yapan arkadaşlarımız oldu ve ama hiçbiri aday olamadı. Hareket bağlantılı bir kadın DP'den aday olmaya kalkınca aramızda 'işkenceci' olarak dosyası açılmamış bir Mehmet Ağar'ın partisine girilir mi diye kıyametler koptu. Ama zaten bu aday adayının üstünü parti hemen çizdi. Ka-der Başkanı AKP'ye adaylık başvurusu yaptı, manşetlere girdi de aday listelerine sondan bile giremedi. 'Eski Türk Toplumunda Cinsiyetçi Kültür' isimli bir kitabı olan Mualla Türköne'nin adı hiç anılmadı da, karanlık mazisini devrimcilerin çok iyi bildiği Mümtazer Türköne'nin kendinden yaşça hayli genç olan yeni eşi Özlem Türköne milletvekili oldu".
Mualla Kavuncu mektubunda şöyle demişti: "Kota konusundaki ve Mert-Mağden polemiğindeki görüşlerine katılıyorum. Bana gelince, bir cümleyle de olsa konuya değinmiş olman, AKP camiasındaki tanıdıkların, özellikle de kadın tanıdıkların suskunlukları karşısında önemli benim için. Ama 'mebus veya mebus adayı olarak' anılmak yerine kalemimle, bilim kadınlığımla ve anneliğimle anılmak isterim".
Türköneler
Konuyu açmak için yazıda adı geçen üç kişiden bahsedeceğim.
Mümtazer Türköne. 1956 doğumlu. Ankara SBF mezunu. 1978 yılında Muhsin Yazıcıoğlu'nun başkanı, Çatlı'nın yardımcısı olduğu Ülkü Ocakları'nda eğitimden sorumlu yönetim kurulu üyeliği yapmış. Asker bir babanın oğlu, 12 Eylül'de yargılanmış. İçeride az kalmış. Sağ siyasete yönetimlere yakın bir yerden katılma merakı hep sürmüş. Zamanında Tansu Çiller'in danışmanlarından biri idi. Daha sonra Fethullah Gülen cemaatinin önemli bir yazarı olarak karşımıza çıkan Türköne, Gazi Üniversitesi'nde profesör. Geçtiğimiz aylarda Neşe Düzel'e verdiği röportajda, "Türkiye'de milletin ve devletin çıkarlarını koruyan güçlü bir 'devlet aklı' var. Türkiye bu statükoyu devam ettirerek çıkarlarını koruyamaz. İşte devlet aklı bunu görür. Ayrıca Tayyip Erdoğan ya da AKP'li birinin cumhurbaşkanlığına seçilmesi de, bu statükonun değişmesi ve hükümetle uyumlu bir politika üretecek olması açısından önemli bir fırsat olacak" demiş bir kanaat önderi.
Türköne başka yönleri ile de popüler bir sima. Hatırla Sevgili dizisinin danışmanlarından biri, saç ektirme cesareti göstermiş bir erkek olduğu söyleniyor. Kendinden bir hayli genç olan yeni eşi Özlem Türköne AKP İstanbul milletvekili. 1974 doğumlu Özlem Piltanoğlu Türköne, ilkokulu New York'ta okumuş. 1997 yılında Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun olduktan sonra yurtdışında yüksek lisansını tamamlamış. Gazi Üniversitesi'nde Mümtazer beyin öğrencisi olmuş olmalı. AKP onu 22 kadın kaymakam arasından çekmiş ve milletvekili olmaya çağırmış, o da partiye katılmış ve sonra milletvekili olmuş. Özlem hanım neredeyse bir "Ankara Masalı" kahramanı.
Mualla Kavuncu 1957 doğumlu. İlk orta ve öğretmen lisesini Maraş'ta bitirmiş, Hacettepe sosyoloji mezunu. Ben onu Ark Yayınları'ndan 1995'te basılan Eski Türk Toplumunun Cinsiyet Kültürü isimli kitabın yazarı olarak tanıdım. Ne yüzünü ne fotoğrafını görmüşlüğüm var. Kültürümüzün erkek egemen köklerini açık eden özellikleri yüzünden bu çalışmayı hep önemli bulmuş, aylık Pazartesi dergisi için hazırladığım Feminist Ansiklopedi köşesi için bu kaynaktan çok yararlanmıştım. Mualla K. kitabına yazdığı girişte gösterdikleri olgunluk için çocuklarına ve gösterdiği sabır ve tahammül için eşi Mümtazer Türköne'ye teşekkür etmiş olmasa, sonrasında medyadan izlediğim her şey benim için daha az dramatik olacaktı.
Ataerkil düzen sürüyor
Kitabının önsözünde Mualla K., kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliğe son vermek için uğraşılırken "doğal" olanın altüst edilmesi yoluna gidilmesinin tehlikelerinden söz eder. "Toplumda ataerkilliğin çöküşünün cinsler arası doğal dengeyi bozma ve tamamlayıcılık modelini de peşi sıra sürükleme tehlikesi"ne vurgu yapan Badinter'den alıntı yapar. Oysa ataerkilliğin çöküşünün ne kadar uzağındayız. Bugün çevremize, Meclis'e ve Çankaya'ya baktığımızda eski dokunulmazlığı bozulsa da erkeklere sağladığı yararlar açısından ataerkil sistemin dimdik ayakta olduğunu görebiliriz. Feminst mücadele kadınların da gönüllü katılımı ile tıkır tıkır işleyen bu sistemde yaralar açtı elbette. Ama bakın erkekler hâlâ aşkta ve evlilikte yaşıtlarından ziyade genç kadınlara ne kadar rahat yöneliyorlar, kendilerinden 15 yaş küçük ve 15 yaşında bir kızla evlenebiliyorlar. Asla çocuklarının bakımı için okullarından veya kariyerlerinden vazgeçmek zorunda kalmıyorlar. Bakın muhafazakâr bir ahlakı öne çıkaran ülkücü, İslamcı ve yeni sağcı ideallerle bu yaşını bulmuş olduğunu tahmin ettiğim Mümtazer Türköne, eş değiştirirken erkek egemen standartlardan hiç sapmamış. Bu noktada kadınlara kocalarından ve onların soyadlarından bağımsız olmalarını öneren feminist ekolün ne kadar haklı olduğunu söylemem ayıp kaçmaz herhalde.
Mualla K. mektubunda bir dönem üç çocuğuyla maddi sıkıntı içinde yaşamaya çalışan bir kadın olarak, borçlarını ödemek konusunda yaşadığı sıkıntılardan da söz etmiş. Bu noktada Mümtazer ve Özlem Türköne'ye, "evlilikte edinilmiş malların paylaşımı" hakkındaki düşüncelerini sormaya hakkımız var. Ne olsa bu yasanın peşinde çok koştuk.
AKP'li kadınların suskunluğu
Yazımın sonunda AKP'li kadınlara şunu sormak isterim: Neden çevrenizdeki kadınları yıpratan hadiseler karşısında bu kadar sessizsiniz? Merak ediyorum mesela Ayşe Böhürler cumuhurbaşkanlığı süreci hakkında koro dışı birkaç söz yazdığı için ağır bir şekilde eleştirilirken yalnız mıydı? Böhürler bu demokratik ve şahsiyetli tavrından ötürü AKP'li kadınların desteğini alabildi mi? Neden AKP'liler bazı istisnalar dışında parti yönetimi karşısında bu kadar korkak? Yoksa demokratların umudu AKP içinde diktatörlük mü var? Mualla Kavuncu'nun dostları neden suskun kalmış olabilir acaba? Bu hanımlar erk sahibinin, erkeğin, parti yönetiminin yanında, yani Mümtazer Türköne'nin ve yeni eşinin yanında yer almayı seçmiş olabilirler. Ya da gerçekleri sevmiyor olabilirler. Galiba kadınları erkeklerle, güçlüleri güçsüzlerle, zenginleri yoksullarla karşı karşıya getirdiği için gerçekler AKP'li kadınların hiç ilgisini çekmiyor. Neyse ne yapalım, bizden sorması. Ben ve Mualla, hiç tanışmayan iki kadın olarak, gerçekleri sevdiğimiz ve erkek egemenliğine karşı çıkmaktan çekinmediğimiz için birbirimizi bulduk. Bundan sonra olacakları izlerken bu kadın kadına buluşmanın keyfini çıkartmayı da hak ettik herhalde? Ne dersiniz?