Turunç ağaçlı bahçe

İskenderun-Antakya arasında pırıl pırıl bir otobandan ilerlerken sağdaki çıkışları izleyip Arsuz'a gelirseniz, deniz kenarında başka türlü bir sahil kasabası karşılar sizi.
Haber: AHU ÖZYURT / Arşivi

İskenderun-Antakya arasında pırıl pırıl bir otobandan ilerlerken sağdaki çıkışları izleyip Arsuz'a gelirseniz, deniz kenarında başka türlü bir sahil kasabası karşılar sizi. Çay bahçesi, kafe sahiplerinin ünlü şarkıcılar getirip ortamı Bodrum'a çevirme çabalarına karşın Arsuz, Doğu Akdeniz'de Lübnan sahilleri ile Nice plajlarını hatırlatan bir sayfiye. Sokaklarında Arapça ve Fransızca'nın da Türkçe ile birlikte konuşulduğu, Hollanda'dan İsviçre'ye binbir farklı ülkenin otomobil plakasına rastlayacağınız 80'lerin Çınarcık, Mudanya, Ayvalık'ı gibi.
Türkiye'nin en güçlü sivil toplum kuruluşlarından Türk Tabipler Birliği'nin eski Başkanı sevgili Dr. Füsun Sayek'in Arsuz'u, oradaki eski güzel evi, neden çok sevdiğini anlamak hiç de zor değil böyle bakınca. Geçen hafta Arsuz'da yapılan etkinliklerle anılan, doğumgünü kutlanan Füsun ablayı meme kanseri aramızdan aldı. Ama hastalığının en zor döneminde bile doktorluk görevini yüklenen, "uyarı" misyonunu bırakmayan "örgütçülük, dernekçilik" damarını hep güçlü tutan sevgili Sayek, sadece tıp ve basın camiası için bir ikon değil, öğrendik ki Arsuz'luların da Füsun ablasıymış.
Avon ve Kanser Araştırma ve Savaş Derneği'nin meme kanserine karşı bilinçlendirme sohbetlerine katılan İskenderun çevresinden gelen kadınların ilgisi, Ataol Behramoğlu'nun şiirleri ve Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın konserleri Arsuz'u bir anda bir sağlık ve kültür kasabası yapıverdi.
Ama bütün bunların ötesinde Arsuz'daki İskender Sayek evi, gerçek sevgiyi, aileyi ve aşkı anlamak için gözlerimizin önünde. Arsuz çayının kıyısında, iki katlı güzel bir Anadolu evinin kapısından giriyorsunuz, ortadaki su kuyusu ve turunç ağaçları sizi kucaklıyor. İskenderun'un en önemli ailelerinden Sayeklerin Cumhuriyet'ten bu yana kullandığı bu tarihi evin odalarında, İskender beyin Füsun hanımla üniversitedeki günleri, ailenin avludaki doğum günü partileri, dededen bu yana ailenin büyüklerinin resimleri size hoşgeldiniz diyor. Yerde Roma İmparatorluğu'ndan kalma mozaikler, bahçede yine o dönemin sütun başları...
Ailenin büyükannesi Tati'nin Mutfağı'na da bakmadan olmaz. Küçücük mutfağı, tasarımcı sevgili meslektaşım Aylin Sayek, ablası Selin ve kuzenleri, Antakya yemeklerinin vitrini haline getirmişler. Şapkalı çorbadan, zaater'e, turşulara, humusa kadar bölgenin damak zevkini anlatan ne varsa zarifçe duvardaki yerini almış. Bir aile müzesi bu kadar keyifle, hayatla yaratılınca bambaşka bir hikâye anlatıyor size.
Duvarlarda Cumhuriyet Türkiye'sinin kısa ama çok cesur bir öyküsü var. 60'ların sonunda Tıbbiye ile başlayan, Hacettepe koridorlarında büyüyen bir aşk hikâyesi. Kısacık saçları ile Niğdeli Füsun ile Hataylı İskender'in birleşen kariyerleri, hayatları. Heyecan dolu gözleriyle Füsun Sayek size bakıyor. Altında, Dr. İskender beyin notu "Hep âşık olduğum, hep öyle olacağım..."
Doğum günün kutlu olsun Füsun abla, eminim görüyor ve gurur duyuyorsundur.