Üç eksiden bir artı

Üçü birarada. Bu hafta gösterime giren Mr. Brooks'un biraraya getirdiği üçlü, ilk görünüşte pek filmin hayrına değil gibi. Kevin Costner, Demi Moore ve William Hurt.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Üçü birarada. Bu hafta gösterime giren Mr. Brooks'un biraraya getirdiği üçlü, ilk görünüşte pek filmin hayrına değil gibi. Kevin Costner, Demi Moore ve William Hurt. Uzun süredir hep belini başka bir yıldıza dayayan filmlerle perdeye gelen "eski" starlar. Ama Bruce A. Evans'ın Mr. Brooks'unun özelliği, bugünlerde ideal sayılmayacak bu kadrosunu avantaja dönüştürmek.
Hikâye, A sınıfı Hollywood oyuncularının rol aldığı gerilimlerden beklenmeyecek orijinallikte. Kevin Costner, görünüşte mükemmel aile babası, yılın adamı ödülünü alacak kadar güvenilir iş adamı Bay Brooks. Ama Brooks'un ailesinin de, iş çevresinin de pek haberdar olmadığı bir defosu var. O, aslında bir cinayet bağımlısı. William Hurt tarafından canlandırılan alter egosu Marshall, Bay Brooks'u sürekli cinayet işlemesi için sıkıştırıyor. Demi Moore ise onun cinayetlerini çözmekle görevli dedektif Tracy Atwood olarak devreye giriyor.
Aslında Moore'un karakteri Tracy, seri katil filmi için olmazsa olmaz bir dertten mustarip. O da diğer çoğu dedektif gibi bir taraftan seri katil peşinde koşuyor, diğer taraftan da özel hayatındaki problemlerle cebelleşiyor. İşine saplantıyla asılmasının, geçmişindeki sorunlara ayna tutması, seri katil peşindeki diğer film dedektifleriyle paylaştığı bir başka özelliği. Ama dedektiflerin geçmişiyle davaları arasındaki bu örtüşmeyi irdelemekte Kuzuların Sessizliği'nin yükselttiği çıtayı aşan pek olmadı. Mr. Brooks da istisna değil. Ama olsun, Mr. Brooks'un derdi de, ilginç olduğu nokta da dedektif karakterinin geçmişi değil. Filmin asıl önemi, gözden düşmüş yıldızları yıllar sonra başrole getirerek ilginçleşmesi.
Sönmüş yıldızlar
Bu ilginçliğin kaynağı, oyuncuların kariyerlerinin karakterleriyle kesişme noktaları. Örneğin Kevin Costner'ın, görüntüyü kurtarsa da alttan alta şizofren bir seri katili canlandırması, kariyerinin gidişatı düşünülünce bayağı manidar.
Oyuncu sık sık film çevirmeye devam etse de Waterworld/Su Dünyası'ndan beri belini doğrultamıyor. No Way Out/Çıkış Yok zamanında sırf ismiyle kitleleri sinema salonlarına çekebiliyordu (hele hele Oscar tarihi Kurtlarla Dans). Şimdi ise neredeyse her projesi, talihsizliğine, kariyerinin kötü gidişatına örnek olarak gösteriliyor. Haliyle altın çağındaki 'temiz çocukluğunun' esamesi okunmuyor artık. Costner, yıldızlığının tadını çıkardığı günlerde, bir hapishane kaçağını canlandırsa bile (A Perfect World/Kusursuz Dünya) temiz çocukluğu elden bırakmaz, daha doğrusu görünümünden dolayı ona daha farklı bir özellik atfedilemezdi. Son dönemde rol aldığı filmlerde ise, perdeden umursamazlık veya kaderine razı olmuş bir hava akıyor (Rumor Has It/Gerçek Dedikodu). Oyuncu, yıllar sonra taze bir şöhretin desteğini almadan çıktığı ilk filmde de, iyi görünümünü paravan gibi kullanan bir seri katili canlandırınca insan ister istemez düşünüyor. Acaba Kevin Costner, umursamazlığının zirvesinde mi? Yoksa zorlu bir rolle kendini tekrar ispat etmenin peşinde mi?
Kariyerini, görüntüsüyle Kevin Costner'ınkinden daha çetrefilli bir ilişki üzerine kuran Demi Moore için de durum farksız. O da 1980'lerde ve 1990'lardaki konumunun çok uzağında. Epeydir, kendinden 15 yaş genç eşi Ashton Kutcher vesilesiyle ilgi odağı. Aslında garip. Zira Demi Moore, her kanala akabilecek tipte bir yıldızdı. GI Jane'in kaslı, erkeksi kadın askeri, The Scarlet Letter/Kırmızı Leke'nin bağnazlık kurbanı genç kadını, Ghost/Hayalet'in kırılgan kahramanı, Demi Moore'un bir silah gibi kullandığı vücudunda hayat bulmuştu. (Oyuncunun imdb tarafından aktarılan özlü sözü: "Kıyafetlerinizi çıkarınca bir şekilde ahlaki değerlerinizin zayıf olduğu düşünülüyor. Toplumumuzda, kendi içindeki gücü, kadınlığını baştan çıkartıcı sayılabilecek şekillerde kullanan kadınlara karşı hâlâ olumsuz bir bakış var.") Dolayısıyla yaş faktörünün böyle gücünün farkında bir yıldızı etkilememesi gerekirdi. Tabii teoride... İş fiiliyata gelince, kötü seçimlerin de etkisiyle (Striptease/Striptiz bu minvalde bir milat noktası) Demi Moore da tüm gücüne rağmen Hollywood'un zorlu yaş standartlarına yenik düştü. Oyuncunun Mr. Brooks'ta canlandırdığı karaktere gelince. Dedektif Tracy Atwood, güçten düşse de inatla kendinden ödün vermeyen olgun bir kadın. Benzerlik aşikâr.
Kötü melek
Tabii ki William Hurt'ü Kevin Costner'dan da, Demi Moore'dan da farklı bir yere oturtmak lazım. Aslında öbürlerine de haksızlık etmenin gereği yok ama William Hurt'ünki kötü filmlerden, yanlış kariyer seçimlerinden kaynaklı bir düşüş değil, daha çok bir geri çekilme. Zira Hurt'ün son senelerdeki üretimi, diğer iki rol arkadaşınınkiyle karşılaştırılamayacak kadar prestijli. Artificial Intelligence: AI/Yapay Zeka, The Village/Köy, Syriana, The Good Shepherd/Kirli Sırlar, A History of Violence/Şiddetin Tarihçesi, Hurt'ün hâlâ formda olduğunun yakın tarihli örnekleri. Ama tabii ki artık Accidental Tourist/Kazara Turist ya da Body Heat/Vücut Isısı'ndaki gibi başrolde değil. Ama William Hurt, yardımcı oyuncu kontenjanından da zengin bir damar buldu. Mr. Brooks'taki karakteriyle kariyeri arasındaki bağlantı da bu damarda. Oyuncu Kirli Sırlar'da kahramanının kafasını karıştıran, onun hayatını, doğru ve yanlışlarını allak bullak eden karakteri canlandırdı. Mr. Brooks'ta bu kötü melek tam vücuda geliyor. Oyuncu, Brooks'un tüm suçlarını yıktığı hayal kahramanını canlandırıyor.
Bilinçli mi bilinçsiz mi tespit etmenin pek bir olanağı yok. Ama Mr. Brooks, hikâyesinin, olay örgüsünün de ötesinde oyuncularının kariyerleriyle karakterleri arasındaki bu örtüşmelerle ilgiye değer. İşin karakter analizi, entrika boyutlarını tatmin edici bulmayanları, en azından bu yönüyle yakalama fırsatı var. Dahası, filmler arasında bağlantı kurmak için iyi bir alıştırma. Bu vesileyle sunduğu eğlence de cabası.