Uçan halıda caz

Mozart'tan Madonna'ya adlı kitabın yazarı P. Wicke, transnasyonel müzik pratiğinin günümüzde çok baskın konuma geldiğini ve küresel çapta bir müzik endüstrisinin ürünü olduğunu, buna karşılık da...
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Mozart'tan Madonna'ya adlı kitabın yazarı P. Wicke, transnasyonel müzik pratiğinin günümüzde çok baskın konuma geldiğini ve küresel çapta bir müzik endüstrisinin ürünü olduğunu, buna karşılık da "küresel yayılmış müzik formlarının tekrardan millileştirilmesi yani re-nasyonalize" edilmesinin ortaya çıktığını söylüyor. (Röp. S. Dalaman, Cogito, 51, YKY) Wicke'nin buna örnek olarak verdiği hip-hop türüne artık, etnik caz başlığı altında toplanabilen çeşitli caz alt türleri; indie (bağımsız) ve alternatif sıfatlarıyla birleşen ve deneysel bir boyutu içeren folk, rock ve pop ürünleri de eklenebilir. Verdiği örnekte Wicke bu müziğin "içinde oluştuğu milli kültürün bağlamına ve diline yeniden döndürüldüğü için yaşadığını" belirtiyor. Gerçekten de globalleşmenin ilk dönemlerinde, daha çok lounge çatısı altında toplanan dünya müziği kategorilerinde, elektronik taban üzerine giydirilmiş etnik melodiler olmaktan pek de öteye gidemeyen sentezlerin ardından, süreç içinde altyapıları Batılı kalıplarla olduğu kadar yerel formlarla da beslenen otantik müzikal ürünler ortaya çıktı. Ülkemizde de Replikas, Gevende, DANdadaDAN gibi gruplar globalleşmenin ardından gelen müzikteki bu re-nasyonalizasyon akımının son derece başarılı örnekleri oldular. Batılı ülkelerde yaşayan yabancı kökenli müzisyenlerin ürettiği, mesela İngiliz Yahudilerinden oluşan Oi Va Voi'nin Klezmer'le ya da New York'ta yaşayan Doğu Avrupa kökenli müzisyenlerden kurulu Gogol Bordello'nun Çigan'la birleştirerek oluşturduğu punk yorumları gibi ürünlerin yanı sıra örneğin bir Beirut gibi farklı kültürlerin müziğine ilgi duyup bunları kendi doğup büyüdüğü Batı coğrafyasında gelişmiş türlerle birleştiren "safkan" Batılılar da aynı derecede içten ve sahici işlere imza atabildiler.
Kır düğünleri ve Sulukule
Müziğin internet üzerinden demokratik ve evrensel paylaşımının baş aktörü olduğu kültürel etkileşimin ortaya çıkardığı olağanüstü sanatsal hazine uluslararası müzik festivallerinde, belki de en çok da caz festivallerinde gerçek bir kaynaşmaya dönüşüyor. Bu yılki Akbank Caz Festivali harika programıyla bunun çok güzel bir örneği. Ortadoğu'dan Balkanlar'a, Amerika'dan Japonya'ya dünyanın uzak uçlarını alıp birleştiren bu programda dikkat çeken gruplardan biri de ABD'nin güney eyaletlerinden New Mexico'dan A Hawk and a Hacksaw. Grubun "Atmaca ve Testere" anlamına gelen ismi, kurucusu Barnes'ın ilk albümün kayıtları sırasında yanından ayırmadığı Don Kişot romanından geliyor, Sancho Panza'nın sıkça kullandığı bir laf: Eğer aklını kaçırdıysan atmacayla testereyi birbirinden ayıramazsın... Barnes da, Beirut gibi Fransa'da yaşarken Doğu Avrupa müziğiyle ilgilenmeye başlamış. Akordeon, vurmalılar ve vokalde yer alan Barnes'a, Heather Trost da keman ve vokalleriyle eşlik ediyor. Ağırlıklı olarak enstrümantal olan şarkılarının, Kusturica filmlerinden aşina olduğumuz, neşeli danslarıyla sarhoş ve kalabalık kır düğünlerini resmeden sinemaskop bir havası var.
Aslında grubun müziğinin bu rotaya kayması, grupla aynı ismi taşıyan ilk albüm çıktıktan bir yıl sonra 2005'te, tuba çalan Weaver, trompetçi Clucas ve kemancı Trost'un katıldığı ve Doğu Avrupa ve Amerika folk müzikleri sularında yüzdükleri Darkness at Noon'da oluyor. Ardından Barnes ve Trost yollarına birlikte devam ediyorlar. Barnes Romanya'ya gidip Çingene bandosu Fanfare Ciocarlia'yla birlikte çalışarak The Way the Wind Blows'u (2006) çıkarıyor. Doğu Avrupa ve Balkan ezgilerini avangard biçimde rockla harmanlayan grubun müziği yer yer kökenlere daha çok yaklaşabiliyor. Barnes sahnede eksantrik bir persona olarak minik zillerle donatılmış şapkaları, kafasına tutturduğu bateri zilleri gibi çeşitli ekipmanlarla hemen hemen tüm enstrümanları eşzamanlı olarak çaldığı görülesi konser performanslarıyla da tanınıyor. Bakalım ikili, Kasımpaşa'nın az ilerisinde solda yer alan Babylon'da verecekleri konserde bu toprakların çok kültürlülüğünden yükselen enerjiyle daha bir coşacak mı? Ve acaba o konserde, kalender hüznüyle Çingene ezgileri eşliğinde dans edecek kaç kişi, sözde rehabilitasyon masalları karşısında ölüm kalım savaşı veren Sulukule'yi bir an olsun hatırlayıp atmacayla testereyi birbirinden ayıracak?..
Konser: 17 Ekim 2007, Babylon, 22.00. Biletler: Tam: 20, öğrenci: 12 YTL.
Biletix: 0216 556 98 00, CRR: 0212 248 08 63, Babylon: 0212 292 73 68,
Akbank Sanat: 0212 252 35 00