''Ülkenin bu kadar sorunu varken...''

7 Haziran 2007 tarihinde, NTVMSNBC internet sitesinde (http://www.ntvmsnbc.com/news/410397.asp) İstanbul 2. bölge bağımsız milletvekili adayı olan eski bir genelev kadınına (Ayşe Tükrükçü) ilişkin...
Haber: FECRİ ŞENGÜR / Arşivi

7 Haziran 2007 tarihinde, NTVMSNBC internet sitesinde (http://www.ntvmsnbc.com/news/410397.asp) İstanbul 2. bölge bağımsız milletvekili adayı olan eski bir genelev kadınına (Ayşe Tükrükçü) ilişkin, "Devletin seks kölelerine özür borcu var" başlıklı bir haber yayınlandı. Haberin kendisinin, Türkiye demokrasisinde yaşadığımız ilklerden birini sunması hasebiyle, başlı başına ilgi çekici bir içerik taşıdığını düşünüyorum. Ama ben daha çok habere ilişkin olarak yazılan bazı okuyucu yorumlarına dikkat çekmek istiyorum. Bir-iki tanesi şöyle yorumların (yazım yanlışları yorumculara aittir) : "Evet 'Türkiye nin meselesi bu' belki. Kendi meselelerinizi neden Türkiye nin meselesi sayıyorsunuz. ...İllâ bir şeye mi odaklanır siyasi sistem, milletvekili, hükümetler.. Ya neyse, sizin kapasiteniz belli.", "Yani bu ülkede herkes demokrasiden faydalanıyor, bi onlar kaldı, öyle mi? ... Türkiye nin meselesi bu mu yani?" Sağdaki bir partinin kendisini sol olarak tanımladığı; sağdaki bir partiye, sağdaki başka bir partiye nispetle sol denilebildiği günümüz Türkiye ortamında bu yorumlardaki siyasi eğilimin ne olduğunu bilemiyoruz. Ancak, Türkiye siyasi kültüründe "Ülkemizin bu kadar büyük sorunu varken ..." yaklaşımı, az ya da çok her türden siyasi bakış açısının bir parçası olageldi. Yaşamım boyunca girdiğim birçok tartışmada, solun da bu kültürden nasibini aldığına ilişkin tanıklıklarım oldu.
Bu bağlamda, bir sorunun ya da bir talebin, büyüklüğü ya da küçüklüğünü, önem derecesini belirleyen kriter/ler nedir, demokratik toplumlarda? Örneğin, toplumun tümünün ya da çoğunluğunun çıkarlarını, hassasiyetlerini ilgilendiren bir talep önemlidir; aksi durumda değildir gibi bir çıkarımda bulunabilir miyiz? Burada, Sayın Ayşe Tükrükçü'nün açıklamalarına dönerek, sorumuza yanıt arayalım: Dokuz yaşında tecavüze uğrayıp, evlendiği eşi tarafından geneleve satılan Tükrükçü, "Günde 30-40 erkekle birlikte olan hayatsız kadınların hiçbirisi bunu zevkten yapmıyor. Toplumun horgördüğü bu insanları ekonomik, sosyal ve psikolojik problemler buraya getiriyor" diyor. Böylece, kadınların, geneleve 'düşmelerinde' ve orada çalışmalarında, kendi tercihlerinin dışındaki dinamiklerin etkisini vurguluyor. Tabii, toplumun dar bir kesiminin karıştığı, ahlakdışı olsa da hukuk içi olan bu dinamikler, yukarıdaki kritere göre bu talebi büyük/önemli mevkiine taşıyamaz.
Ancak devamla, Tükrükçü; mevcut siyasi partilerin kendilerini temsil etmediği; toplumca onaylanmış kimlikli milletvekili adayı kadınların da dışlanmış kimlikleri temsil edemeyeceği; tüm kesimlerinin söz hakkı olmadığı bir toplumun demokratik sayılamayacağı; toplumda bir kısım kadının iffetinin korunması için başka bir kısım kadının namussuzluğa zorlanamayacağı; toplumun namusunun korunması için genelev çözümü yerine insana saygıyı aşılayan bir eğitimin gerekli olduğu gibi hususları da gündeme getirince, artık bu talebin memleketin 'bu kadar büyük sorunlarından' biri/birkaçının bir göstergesi haline dönüştüğünden söz edilebilir.
Çünkü bu beyanlar ile Tükrükçü hayat kadınlarının yaşamında 'basit' bir düzelmeyi talep etmeyi aşıyor ve Türkiye toplumunun namus/iffet kavramlarına bakış açısından, temsil sistemine; toplumsal onaylanmışlık/dışlanmışlıktan, eğitim/yetiştirme sistemi/uygulamalarına kadar birçok temel soruna göndermeler yaparak, oldukça 'derin' bir sorgulamayı da başlatma dinamiğine dokunuyor. (Bu dokunuşun önemli bir etkisi olup olmayacağı bu yazının konusu değildir.)
Bununla birlikte, bu açıklamalarla ancak belirlediğimiz ilk kriterin geçerliliğini destekleyecek bir yaklaşımı (Tükrükçü'nün talebi bütün toplumu ilgilendiren büyük bir taleptir) vurgulamış/iddia etmiş olduk. Peki, Tükrükçü'nün talebi, sadece genelev kadınlarının yaşamlarında bir iyileştirmeden, emeklilik isteğinden veya genelev dışı yaşama çıkış kanallarının açık tutulmasından ibaret olsaydı, küçük/önemsiz bir talep mi olacaktı? Daha ileri giderek, "böyle küçük/önemsiz taleplerin demokratik platformlardaki yeri nedir/yeri var mıdır?" diye soralım.
Yalıtılmış/demokratik talep
Ernesto Laclau, Popülist Akıl Üzerine'de (Epos, 2007) demokratik bir talebi mealen şöyle tanımlıyor: Toplumun herhangi bir kesiminde, yaşamlarının daha iyi hale gelmesi yönündeki, başlangıçta bir dilekten ibaret olan bir talep, (bir gecekondu mahallesine su getirilmesi, ulaşım imkanı sağlanması vb.) yerel otoriterlerce karşılanmaması sonucunda yalıtılmış hale gelir. Süreç içinde bu talebi ortaya koyanlar, çevrelerindeki başka gruplara ait diğer yalıtılmış taleplerin de farkına varabilirler ve kurulu sistem bu talepleri bir süre karşılayamaz ise, bu talepler arasında (taleplerden birinin başat bir konuma gelmesi ile) bir eşdeğerlik ilişkisi kurulabilir. Sonuçta, kurumsal sistemi halktan ayıran, genişleyen bir yarık ortaya çıkabilir. Böylece, bir toplum içi sınırın ve bir doyurulmamış talepler eşdeğerlik zincirinin oluşması dolayısıyla yerel politik yelpazenin kutuplaşması sözkonusu olur. Laclau bu noktada, "doyurulmuş olsun olmasın yalıtılmış kalan bir talebe, demokratik talep" adını veriyor (a.g.e. s.91-92).
Laclau kitabında, başlangıçta sadece bir dilek olduğunu söylediği demokratik talepler arasında kurulan eşdeğerlik zincirinden yola çıkarak, popülizmin hepimizin aşina olduğu tanımıyla, politika yapmanın bir şekli olarak halk avcılığı olmadığını, hatta bunun tam aksine "belli düzeyde popülist olmayan politik müdahale yoktur" (a.g.e. s.176) demek suretiyle popülizmin olumlu bir anlamı olduğunu açıklamaya çalışıyor.
Bizim buradaki yerimiz bu konuda ayrıntılı açıklamalar yapmaya yeterli değil. Ancak, konumuz bağlamında ve Laclau'nun tanımladığı biçimiyle Tükrükçü'nün "kadınların cinsel istismara uğramasının önlenmesi, toplumdan dışlanmışlara da söz hakkı verilmesi vb" olarak ifade ettiği demokratik talebine ilişkin olarak, sözkonusu talebin Türkiye'de toplumun farklı kesimlerince ileri sürülen başka demokratik taleplerle eşdeğerlik zincirine girebilme yeteneğini öne çıkarmamız, bizi, diğer taleplere nazaran önem/büyüklük değerlendirmesinden çok daha anlamlı politik sonuçlara ulaştırır, diye düşünüyorum.
Demokrasi mücadelesi, somut (basit) taleplerden oluşan bir talepler manzumesini anlamlı bir bütün haline getirebilecek bir çatının (çoğu/bir kısım talepleri temsil edici ve fakat somut talepler değiştikçe de değişen bir kapsayıcı talep) oluşturulabilmesi ile mümkün hale gelir. Bu anlamda sol, demokratik mücadele çatısının önemli bir kolonu olabilme potansiyelini taşıyan Tükrükçü'nün talebine ve benzeri diğer tüm demokratik taleplere, basit birer talep olarak bakamaz/bakmamalıdır.
Tabii bu talebin, sağ popülist söylemlerce kurulacak başka eşdeğerlik zincirlerinde yer alması da ihtimal dahilindedir. Bu söylem örneğin, "toplumun namusunun sigortası olarak hayat kadınlarına minnet borçluyuz; onlardan özür diliyor ve genelevlerin daha insani koşullarda çalışmasını sağlamaya söz veriyoruz" ifadeleri ile vücut bulabilecek, 'hayat kadınlığı kurumu'nun kendisine değil, fakat 'hayat kadınının da insan gibi yaşama hakkı'na yönelik hümanist bir söylem olabilir. Bazı yorumlarda önemsenmeyen ('Ya neyse, sizin kapasiteniz belli') Tükrükçü, bu tehlikeye karşı da, bize sol başat talebin ne/ler olabileceği konusunda bir yol haritası çiziyor.

FECRİ ŞENGÜR: Avukat
Bu yazının yazıldığı 11.07.2007 itibariyle, Tükrükçü'nün adaylığı, fuhuş yaptığı gerekçesiyle İl Seçim Kurulu tarafından iptal edildi ve bu karara karşı YSK'ya itiraz etti.