Umutla umutsuzluk

Ferit Edgü, Hakkari'de Bir Mevsim'de Hakkari'yi ve kenti çevreleyen dağların efsanesini "Tanrı dünyayı yarattığında bu dağlar gene böyle çıplak, sarp, geçit vermezdi.
Haber: EFNAN ATMACA / Arşivi

Ferit Edgü, Hakkari'de Bir Mevsim'de Hakkari'yi ve kenti çevreleyen dağların efsanesini "Tanrı dünyayı yarattığında bu dağlar gene böyle çıplak, sarp, geçit vermezdi. Bu dağlar her gün ağladılar, Tanrıya yalvardılar, sitem ettiler, 'bizim de tepelerimizde kuşlar eteklerimizde çocuklar olsun' diye yalvardılar, o gün bugündür biz buralardayız'' diye anlatıyordu. O gün bugündür de bu kent kaderiyle başbaşa yaşamaya devam ediyor.
Kentin kaderine ortak olmak ise en başından çok zor. Van'dan sonra üç-üç buçuk saatlik bir yolculukla vardık Hakkari'ye. Tek bir girişi var kentin. Girişte tüm kimliğiniz güvenlik güçleri tarafından kaydediliyor. Başka bir ülkeye gelmiş de vize kuyruğuna girmişsiniz gibi hissediyor ve Yılmaz Erdoğan'ın 'iç ülke' nitelemesine hak veriyorsunuz. Ki Hakkarililere göre 10 yıl önce bu bölgeden geçmek saatler alıyormuş.
Hakkari'de 10 yılda değişen sadece kente girişin kolaylaşmış olması değil; birçok şey değişmiş, dönüşmüş. Bunda da en büyük pay kadınların. Kentin en aktif çalışan sivil toplum kuruluşu, KA-MER (Kadın Merkezi). KA-MER'in şiddet görmüş kadınları ve çocuklarını eğitmek amacıyla uzun süredir üzerinde çalıştığı çocuk evi nihayet resmi olarak bir hafta önce açılmış. Şimdilik dört eğitmenle 2-5 yaş arası 17 çocuk var. Bu yuvada her şeyi çocuklar yapıyor, yataklarını kendileri topluyor, yemeklerini kendileri yiyorlar. Hatta yiyeceklerini bile kendileri yetiştiriyorlar. Biz gitmeden önce çocuklar patates ekmiş, büyümesini bekliyorlar. Sonradan öğreniyoruz ki bu çocukların çoğunluğu bölgedeki asker ve polis ailelerinin. Her ne kadar görevliler dile getirmeseler de, bu çocukların bölgede varolan şiddetin mağdurları olması, amaçlarını doğrular nitelikte. Herkes kabul ediyor ki bu Hakkari için bir değişimin, barışın işareti ve bu gelişme gelecek 10 yıl için adına umut dolu bir mesaj.
Hakkari Çocuk Evi'nden çıktıktan sonra bir düğüne dalıyoruz. Kadınlarla kaynaşınca, artık espri konusu olan ve bölge halkının diline pelesenk olmuş "Resmi görüşümü mü soruyorsun, kendi görüşümü mü?" cümlesiyle tanışıyoruz. Resmi midir yoksa kendi görüşleri midir bilinmez, Hakkarililer artık ne Kürdistan ne de konfederasyon istediklerini söylüyorlar. Özellikle de kadınlar. Dertleri acının dinmesi ve artık ölümlerin olmaması. "Bizden daha çok milletvekili girsin parlamentoya ve buraya yatırım yapılsın" diyorlar. AKP'ye tepkili değiller. AKP neredeyse her mahallede bir sohbet evi kurmuş ve bu sayede kadınlarla birebir iletişime geçiyorlarmış, hem de anadillerinde. Bir de e-muhtıra çok kızdırmış onları. "Asker, Erdoğan'a ayıp ediyor" diyor halaya hazırlanan bir teyze. Sonra ekliyor: "Kafa hesabı yapacaklarına seçim barajını düşürsünler."
Gençler evi
Hakkari'nin kadınları halay arası politikayı sürdürürken soluğu Sümbül Dağı manzaralı bir dairede alıyoruz. Kapıda "HAKÜDAY" yazıyor. Açılımı, Hakkari Dayanışma Derneği. Dershaneye giden gençler alışılageldiği gibi bir gün kahvehanede otururken bu derneği kurmayı akıllarına getirmişler. Kapıda ayakkabılarımızı çıkartılıp terlik verildikten sonra derneğin başkanı Süleyman anlatıyor hikâyeyi: "Okey oynamaktan sıkılıp kendimize bir nefes alma alanı yaratalım istedik. Sonra da aklımıza bir ev tutmak geldi. HAKÜDAY hazır dernekti. Biz de onun çatısı altında bu Gençlik Evi'ni kurduk". 250 YTL kira vererek tutmuş gençler bu evi. Her şeyini kendileri yapmış, Şimdilik 28 üyesi var ve yarısı kız. Üyeleri 18-20 yaş arası ve üniversiteye hazırlanıyor. Her ay harçlıklarından 10 YTL aidat veriyorlar. Duvardaki program çizelgesine bakıyoruz. İki saat müzik dersi, ardından film gösterimi ve kitap okuma saati var. Herkes evindeki kitapları getirmiş, her gün iki saat okuyorlar, saz çalmayı bilen sazı öğretiyor, tiyatroya yetenekli olan arkadaşlarına oyun çalıştırıyor. Bir genç saza dokundururken sigara yakıyorum, başkan hemen uyarıyor: "Abla burada sigara içmek yasak!".
Nihayet Hakkari'ye geliş amacımız olan Eve Dönüş'ün gösterimini izlemeye gidiyoruz. Aslında burası Hakkari'nin tek kültür sanat mekânı. Ve film sadece Anadolu Kültür'ün 'Hakkari, Şemdinli ve Yüksekova'da Sivil Alan Yaratmak' başlıklı projesi kapsamında gösteriliyor. Gösterim sonrası filmin yönetmeni Ömer Uğur ile oyuncusu Memet Ali Alabora, Hakkarililerle sohbete başlıyor. O kadar çok anlatacak hikâyeleri var ki Hakkarililerin. Önce herkes burada film izlemekten duyduğu memnuniyeti dile getiriyor sonra da kendi hikâyelerini anlatıyorlar. Biri "12 Eylül burada devam ediyor" diyor, bir diğeri "Polis yok içeride değil mi?" diye önlemini alıp "Burada hâlâ gözaltılar var. Kaç gün oldu askerin aldığı arkadaşlardan haber yok. Zaten dört kişi biraraya geldi mi bir daha onları gören olmuyor" diyor. Genç bir kız çıkıp haykırıyor "Cumhuriyet Mitingi'nde askere destek verildi". Uğur ısrarla "Umudumuzu karartmayın" diyor. Sessizlik "Umudumuzu karartmıyoruz, karartıyorlar" cümlesiyle bozuluyor. Biz de Hakkari'den kadınların ve gençlerin çabalarıyla gelen umut ve "Umudumuzu karartıyorlar" cümlesiyle ayrılıyoruz.