Üniversitenin yasakları

Yükseköğretim Kurulu Başkanı olarak ilk açıklamanızda, "İki vizyonum var. Bunlardan bir tanesi bütün yasakların üniversitelerden kalkması, ikincisi de üniversitelerin asli görevi olan bilimselliğe daha fazla önem vermeleri" demişsiniz.
Haber: OSMAN ELBEK / Arşivi

Yükseköğretim Kurulu Başkanı olarak ilk açıklamanızda, "İki vizyonum var. Bunlardan bir tanesi bütün yasakların üniversitelerden kalkması, ikincisi de üniversitelerin asli görevi olan bilimselliğe daha fazla önem vermeleri" demişsiniz. Bir öğretim üyesi olarak bu sözcüklerinizden etkilenmemek olanaksız. Ancak çeyrek asırdır bilim adına, özgürlük adına yaşadıklarımız tarafımızda o denli ağır bir travmaya yol açmış ki "acaba"larımız peşimizi bırakmıyor. Fakat inanıyoruz sözcüklerinize, daha doğrusu inanmak istiyoruz. Çünkü üçüncü bin yılın dünyasında mevcut üniversite yapılanması altında tek bir nefes dahi almak istemiyoruz.
Bilimsel ortamı vareden temel dinamiğin özgürlük olduğuna olan inancımız nedeniyle destekliyoruz tüm yasakları silme isteğinizi. Ancak ümidimiz odur ki, yaşadığımız yasakları sadece kılık kıyafet sorununa indirgemezsiniz. Popüler bir sorun olduğu için belirtmek isteriz ki, hiç kimsenin eğitim hakkı inandığı değerlere uygun yaşadığı için engellenmemelidir. Ama siz de takdir edersiniz ki üniversitelerimizdeki tek yasak bu değil. Çünkü üniversite denilen bu kurum, onlarca yıldır kendi resmi söyleminden farklı ses veren her sesi "zor" ya da "ideolojik" aygıtları ile kontrol altına almaya kalkıştı. Bireyin özgür iradesi ve sesi, sansür, oto sansür ve ıslah sayesinde kendisine dahi yabancılaştırıldı. Şimdi durup düşünelim böylesi bir kurumda tek bir yasağın sona ermesi üniversiteyi özgürleştirir mi? Tümüyle özgürlüğe ulaşmayan bir kurumda bilimsellik yeşerir mi? O nedenledir ki, tüm yasakların kalkacağını söyleyen ilk açıklamanızda yeni bir umut filizlendi. Yeşerip yeşermeyeceği size bağlı.
Kazanç kapısı
Hiç kuşkusuz ki üniversiteler, tartışma gündemine aldığı konular için hipotezler kuran ve varettiği hipotezleri objektif bir yaklaşım dahilinde test ederek sorularına yanıtlar arayan bilimsellik üzerine inşa edilmelidir. Ama ya bilim bir alanı mutlaklaştırır, o alanı her türlü tartışmadan azade kılar, dahası tahakküm kuran o alanın boyunduruğu altına girer ve onun kazanç kapısı haline gelirse... Son yıllarda daha sıklıkla gündeme getirilen "Girişimci Üniversite", "Rekabetçi ve Projeci Üniversite", "Performans Eksenli Ücretlendirme"ve "Üniversite-Sanayi İşbirliği" gibi kavramlar günümüzde üniversitelerin sermayeden özgürleşemediğinin en açık kanıtları değil midir? Bu noktada etik, sosyal politika gibi konuları gündemine almayarak "bilgi teknisyeni" yaratma amacını güden yüksek öğrenimin paralı hale getirilmesi; üniversite kurumunun işletme, öğrencilerin müşterileştirilmesi süreci ve yeni tanıştığımız şirket üniversiteleri üniversitenin özgürlüğüne vurulmuş bir pranga olarak okunmalı mıdır? Akademisyeni, çalıştığı şirketin patronlarının belirlediği bir alanda çalışan memura benzeten Ahmet İnam'ın ifadesiyle sorunumuz "Akademik hayatın bugün (...) piyasayla bütünleşmiş, oradan gelen sorunları çözmeye, talepleri yerine getirmeye" uğraşması değil midir?
Yazımızı 1963 yılında OECD bilim bakanları toplantısı öncesinde dönemin Hollanda Eğitim Bakanı'nın "Bilim bilginin bir boyutudur ve bilim politikaları kültür politikalarının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu politikaların ekonomik bir ortamda tartışılması fuhuş yapmak anlamına gelir" sözcükleri ile tamamlarsak uygun olur mu? Ne dersiniz üçüncü bin yılın uygar dünyasında bu sözler hepimiz için nostaljik bir şarkının güftesi haline gelmedi mi? Doğası gereği kâr güdüsüyle hareket eden sermaye her alandaki bilimsel üretimin ana sponsoru haline gelmiş, fikri mülkiyet hakları patentler sayesinde ticaretle bağlantılı hale getirilmiş (TRIPS), "yayınla ya da kaybol" kıskacında can çekişen bilim insanlarının çoğu akademik kariyerlerinde yükselmek amacıyla "özgürce" belirli alanlarda gereksiz yere söz söyleyerek bilgi kirliliğine neden olmuş ise bu bilim ortamından dünyaya yarar gelir mi?
Gördüğünüz üzere onlarca yıldır biriktirdiğimiz pek çok soru var. Özgür ve bilimsel bir kurumda farklı doğruların ışığında doğrularımızı konuşmaya, test etmeye su gibi, hava gibi ihtiyacımız var. Böylesi bir diyalog ortamını var edecek her girişiminizin yanında, kendimizin de dahil olmak üzere, her kim için kurmayı düşüneceğiniz monolog zemininin karşısında olacağımızı şimdiden bilginize sunmak isteriz.
Saygılarımızla.

OSMAN ELBEK: Gaziantep Üni., öğretim üyesi