Urla'da Zaman

Diyelim bir masa var önümde
Elimde bardak
Oturmuş içiyorum
Bardak mı, Urla mı tuttuğum?
Haber: SEMA ÖĞÜNLÜ / Arşivi

Diyelim bir masa var önümde
Elimde bardak
Oturmuş içiyorum
Bardak mı, Urla mı tuttuğum?
Bardağı masaya
Tak!
Vurdum mu vurdum
Masaya dönüyorum
Urla, uzak, uzak, uzak

İşte Necati Cumalı'nın Urlası. Vourla Kamena'nın (Yanık Urla) öz be öz kardeşi. Kendisi gitmiş karşı kıyıya. Mübadele yıllarında. Göbek anneleri ve Urla bu kıyıda kalmış. Hüzünlü imbatlarda haberleşmişler yıllar yılı. Seferis'in doğum yeri. Bindiği tekneden geride bıraktığı Urla'ya, o çardaklar altında yanan sonsuz ışıklara son kez bakarken hiç unutmamaya and içtiği kıyı kasabası. Güneşin ateş küresi olduğunu söylediği için dinsizlikle suçlanan ve mahkemelerde sürünen Anaxagoras'ın memleketi. Roma imparatoru Domitianus'un 'Ionia'daki tüm asmaların yok edilmesini ve yerlerine de yenilerinin dikilmemesini' emretmesi üzerine Klazomenai'lileri örgütleyen ve imparatoru kararından vaz geçirten sofist Skopelianos'un vatanı.
Diyelim oturmuş yazıyorum
Birden duruyor kalem
Bir görüntü ak kağıtlarda
Ev ev, sokak sokak
Yine Urla oluyor konum
Bir ağız mızıkam var
Üflüyorum
Re mi fa sol la
Bir es mi giriyor araya
-Ya Urla?
Urla: Ege kıyılarında şirin mi şirin bir kasaba. İzmir'den Çeşme'ye gözleme kıvamında. Katmer tadında. Güveç lezzetinde.
Bir rivayete göre Hemingway'in yaşlı balıkçısı Fuentes buraya demirlemiş teknesini. Ola ki kanto mezatına katılacak! Bir ara, katmeriyle çayını yudumlayacak iskelede. Belki de en leziz Girit yemeklerini hamlayacak. Bir ihtimal o da benim gibi, kırmızı soğanlı, cevizli, sarımsaklı, nar ekşili semizotu salatasına tapacak, rakısını taklayacak masasına. Derken Tanju Okan'a rastlayacak. Kadehler tokuşacak ve işte tam da öyle sarhoş olunacak. Ya da işte, çok efkârlanılacak, kalpler kan ağlayacak ve sevgililer bunu bilmeyecek!
Ama yine Urla'yı en güzel Necati Cumalı anlatacak:
Bardak değil o baylar
Tak!
Masaya vurduğum
Hak arıyorum
Düpedüz hak!
Bütün mahpus kasabalar
Küçük ölü kentler
Soyulan tarla tarla
Onlardan biridir Urla!
Yavaş yavaş sarhoş oluyorum...
(Urla'da Zaman/ Cumalı)
Koyuluyorum Fabrika Sokak 17 numarayı aramaya. Fabrika Sokak 17 Benim Urla Adresim demiş Necati Cumalı. Savaşın ardında bıraktığı aynı yanık kokusu mu şu soluduğum, bu sonbahar gününde? Hâlâ mı uçuşuyor havada 'Çek kristalleri, limoges porselenleri, Çin çay takımı kırıkları'? Hâlâ mı elleri duyumsanıyor, buradan Girit'e göçmek zorunda bırakılanların? Şu odun ekmek fırını o zamanları hatırlar mı? Dimitri duyar mı şimdi beni, ben şu eski taş evleri hafızama kaydederken, yoksa selam vermeden mi geçer Yorgo, beni pencereden gören Aleksandra, uçuşan tül perdenin arkasında döner mi hiçliğe?
Söylesene!
Uzun yıllardır birlikte yaşadık soluklarıyla
Eski evlerinin yüksek tavanlı odalarında
Pencerelerden yan yana denize baktık
Avluya çıksak bizimle gelirlerdi
Ellerini duyardık el değdiğimiz yerde
(Fabrika Sokak 17/ Cumalı)
Taş evlerine el değdiriyorum bir bir Urla'nın. Duyar mıyım ellerini Dimitri'nin, Yorgo'nun? İşte karşımda Yorgo Seferis'in evi. Şimdilerde butik otel. Karşısında sanat galerisi. Sokağın iki yanını tutmuş Seferis. Sağa da baksan, sola da, ben hep buradayım dercesine. Bana dokunmadan geçme anlamında. Duyar mı beni Seferis? Taş Bar'a konuyorum bu kez ve 'Körfezin öbür yakasındaki birinin durmadan ve amansızca sardığı bir iplikle bu kıyıya bağlı' olan Seferis'in dizelerini yudumluyorum:
Denize yakın mağaralarda
bir susuzluk duyarsın, bir aşk,
bir coşku
deniz kabukları gibi sert
alır avucuna tutabilirsin.
İşte şimdi içimde yoğun bir istek. Uzanıyorum yerimden deniz kıyısına doğru. Demirci'de buluyorum kendimi. Avuçluyorum deniz kabuklarını. Güçlü bir güney rüzgarı esiyor saçlarımın arasından. Seferis'in sözünü ettiği güney rüzgarı mı bu?
Hepimiz aynı şeyleri yazıyoruz sana
Her birimiz öbürünün karşısında susuyor
Bakarak, ayrı ayrı, aynı dünyaya
Işığa, karanlığa uzayıp giden dağlara
Ve sana.
(Güney Rüzgarı/Seferis)
Sonra, sonra Seferis'in Güney Rüzgarı alıp götürüyor beni Urlice'ye. Minicik bir şaraphane Urla'nın Urlice'si. Şimdi Cumalı'nın Urla'da Zaman'ı bir Urlice tadında. Şimdi Urla'da güneş, kadehte kırmızı.
Akşam iniyor yavaştan Selvilitepe'ye. Güneş selviler arasından kayboluyor dingince. Sonra birdenbire aklıma düşüyor: Tanımış mıydı Seferis Necati Cumalı'yı? Ya da Cumalı Seferis'i?
Denize yakın mağaralarda
günlerce gözlerinin içine baktım,
ne ben seni tanıdım, ne de sen beni
(Seferis)
1. Başlık Cumalı'ya gönderme