Vay anasını sayın seyirciler!

O geçiş günlerinde karşılaşmıştık Mirkelam'la, o günlerin orta bir yerinde. Bir yandan 12 Eylül travmasını atlatmaya çalışıyorduk, bir yandan da "Atlattık bile!" gibi yapıyor, yiyor içiyorduk. Geziyor tozuyorduk da.
Haber: NAİM DİLMENER / Arşivi

O geçiş günlerinde karşılaşmıştık Mirkelam'la, o günlerin orta bir yerinde. Bir yandan 12 Eylül travmasını atlatmaya çalışıyorduk, bir yandan da "Atlattık bile!" gibi yapıyor, yiyor içiyorduk. Geziyor tozuyorduk da. Ama gözlerimiz de hep arkamızdaydı; "Marmarisli ressam" peşimizde mi değil mi diye devamlı olarak kontrol halindeydik. Bir paranoya, bir paranoya... Öte yandan bir cümbüş bir cümbüş ki, sormayın gitsin. Renkli camlardan mamul Fransız tabaklar-kaseler-fincanlar masalarımızdaydı, artık peynirin cinsini ve markasını sorar, çeşitlerden çeşit beğenir olmuştuk. Şarkı ve şarkıcılardan şarkı ve şarkıcı da. Yeni bir Superstar'ımız bile vardı. Yeni bir döneme yeni bir süperstar gerekiyordu elbette ve onu da bulmuştuk; Tarkan'ımız vardı hanımlar-beyler, 'Hepsi senin mi?' diye soruyordu, "bizim bizim, hepsi bizim!" diye cevaplıyorduk hep bir ağızdan. 24 saat müzik ile meşgul televizyon kanalımız bile vardı artık. Rüya mıydı neydi, o YSK (Yurttan Sesler Korosu) günlerine mahkum değildik, kanallardan kanal seçebiliyor, bize dayatılanı değil, canımızın çektiğini seyrediyor, dinliyorduk. O günlerde karşılaştık Mirkelam'la, her niyeyse, artık her ne olup bitmişse kaçıyor koşuyor, kaçıyordu. Önce anlamadık, biraz şaşırdık, sonra sonra farkettik. "Bizim gibi," dedik, "o da çok korkmuş, ondan ya da bundan, ressamdan ya da çizmeciden, 'asmayalım mı ya da besleyelim mi'ciden korkmuş... Bizim gibi!" Ve elbette çok sevdik onu. Geçiş dönemiydi işte, bir yandan her şey değişiyor, bir yandan da hâlâ eski alışkanlıklar sürüp gidiyordu; kanal sayımız artmıştı artmasına ya, yine de aynı kanalların etrafında toplanma adetimizen vazgeçemiyorduk mesela, manzaraya hep birlikte bakma alışkanlığımızdan hâlâ vazgeçemiyorduk. Bu nedenle Mirkelam'ın çıkışı, patlaması İlhan İrem'e mi benzemişti neydi? Hani o 70 ortalarında Fecri Ebcioğlu İrem'in elinden tutuyor, 'tek kanal'a misafir ediyor, "Boşver boşver arkadaş, başka bulursun..." diye bir şarkı söyletiyordu ve ertesi gün bütün memleket İlhan İrem hayranı olarak uyanıyor, hayata yeni bir umutla başlıyordu. "Mirkelam Vak'ası" da aynen böyle başlamıştı: Delikanlı "Her gece ben..." diye çığlık çığlığa sokaklara vurmuştu kendisini, hepimiz aynı anda onu seyretmiş, aynı dakikada sevmiş, aynı gece bağrımıza basmıştık.
Her gece, her şarkı
İlk albüm Mirkelam'ın 'M'siymiş meğer ya da denizin bir damlası, yaklaşmakta olan fırtınanın hafif bir esintisi. Çünkü çok çok minik bir lokma koymuştu ağzımıza Mirkelam. Sonraları, diğer albümlerin çıkışıyla birlikte, kuşsütünün dahi eksik olmadığı mükellef bir ziyafete dönüşecek bir 'sofra'dan minicik bir lokma. Her yeni albümle birlikte daha da coştu, daha da yetkinleşti. Daha o koşturma, kaçma günlerinde dahi "Tarkanvari bir seyirci ya da hayran kitlesi"ni elinin tersiyle itmişti ve sonradan da bu kararından vazgeçmedi. "Az ve öz olsun" dedi, öyle oldu. Kemikleşmiş bir hayran kitlesi oluştu etrafında, bu kitle Mirkelam ne yaparsa yapsın, nereye koşarsa koşsun hep peşine düştü, hep 'Canım' dedi, hep ona sarıldı. 'Kok-Ko-Reccc' diyerek '80's disco' havalarından da çalsa, 'Çalkala, çalkala' şeklinde 'laubali' tavsiyelerde de bulunsa fark etmiyordu (bu satırların yazarının da aralarında bulunduğu) deli ve fanatik hayran grubu için.
Mirkelam'ın son (ya da yeni) hamlesi 'Mutlu Olmak İstiyorum'da da durum değişmeyecek; o istiyor, o zaman biz de. Müziğin geçmişinde boy vermiş her türden (rock, funk ve caz gibi) makul ve çekici eğilimi bünyesine katabilmiş, kattıktan sonra da kendisinin kılarak (üstelik şu yaşta) kendine özgü bir sound yaratmayı başarabilmiş olan Mirkelam'ın bu son albümü, değme rock'çuların başaramadığı kadar sert, "7'den 70'e"ci popçuların beceremediği kadar renkli. Popüler bir müziğin ille de ihtiyaç duyduğu sloganlarını seçerken bile ('Asuman, yap bir pansuman!') geçmişten beslenen, Hüseyin Baradan ya da bir benzerinin şahsında bütün Yeşilçam'a selam çakan Mirkelam'ın hiç şüphesiz 'teşhir'le, 'müstehcenlikle', azıcık da olsa 'üstten ve alttan'cılıkla en ufak bir işi yok. O yalnızca kendisine ve biz hayranlarına güveniyor. "Ben söylersem onlar inanır" diyor; inanıyoruz da. Aralarda bir yerde Nazan Öncel'e öykünüp bir 'fotoğraf' çektirmek' istese de ya da Nükhet Duru'ya özenip 'Al gönlümü diyar diyar sürükle' dese de Mirkelam her zaman "bizim Mirkelam'ızdır" işte. Her şarkısı ile bizi peşinde diyar diyar sürükleyen Mirkelam'ımız.
Ne kötü şey Mirkelam hayranı olmamak! Ve ne ne ne kötü şey "Yap bir pansuman" diye slogan ata ata Mirkelam'ın bu son albümüne eşlik etmemek. Satır aralarında, altlarında sloganların uçuştuğu bu yazıyı, bu albümü satın almayı düşünmeyenler için atılmış bir slogan ile tamamlayalım: "A, ne kadar ayıp! Ne yaptın Asuman?"

Bulursanız kaçırmayın
Mirkelam'ın nesi var, nesi yoksa
Bir başka 'Kral Delikanlı'mız olan Levent Yüksel'in de nesi var, nesi yoksa
Asya'nın her (rrr) şeyi
Ve Burcu Güneş ve Şebnem Paker ve Funda Arar'ın da

Sakın yaklaşmayın
İsmail YK ve alt/üst türevleri

Keşke olsa
Adı "(Sizi) Mutlu Etmek İstiyorum (Bunları Dinlemek Sizin de Hakkınız)" da olabilecek ve stüdyo raflarında kalıp gün yüzü görmemiş deneme kayıtlarıyla dolu bir disk ile de desteklenmiş Mirkelam box-set'i

Keşke olmasa
(Hep beraber) İsmail YK-İsmail YK-İsmail YK!