Vebali Türkiye'ye olur

Vebali Türkiye'ye olur
Vebali Türkiye'ye olur
Meclis Genel Kurulu'na gelmesi beklenen 'Geri Kabul Anlaşması'nın vicdani ve ahlaki olmayan boyutu, insanlara vize kolaylığını muştulanırken, bunun başka insanların hayatına mal olabileceği gerçeğinin özenle gizlenmesi
Haber: SENAR ATAMAN* / Arşivi

Türkiye ’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğinin unutulduğu şu günlerde, iki tarafın tam üyeliği yakın bir tarihte mümkün görmemesinden kaynaklı, Geri Kabul Anlaşması gündeme geldi ve imzalar atıldı. Atılan imzalardan sonra geri kabul anlaşmasının yakın bir zamanda Meclis Genel Kurulu’na gelmesi bekleniyor. Aslında, Geri Kabul Anlaşması’nın böylesi bir dönemde gündeme gelmesi çok şaşırtıcı değil. Zira, tam üyelik olmaksızın Türkiye-AB arasında ilişkilerin sürmesi, karşılıklı hesap ve çıkarların gereği. Bu çerçevede, Türkiye açısından Geri Kabul Anlaşması cezbedici olmadığı gibi bu anlaşmaya karşılık Türkiye vatandaşlarına vize kolaylığı sağlanması, AB’nin arzu ettiği bir durum değil. Zaten hem Geri Kabul’ün hem vize kolaylığının bir arada gündeme gelmesi de, bu durumla ilişkili. Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğini mümkün görmemesini ve AB yolunda sarf ettiği çabada başarısız kalmasını, Geri Kabul Anlaşması’na karşılık Türkiye vatandaşlarına sağlanacak vize kolaylığıyla ekarte etme derdinde. AB ise Türkiye’nin bu isteğini binbir zorluğu aşarak sınırlarına sığınmayı başaran insanlardan kurtulmak için fırsat olarak değerlendiriyor.

40 milyon mülteci

AB’nin sert göç politikaları kimseyi şaşırtmasın. Aslında bugün mültecilerden ve sınırlarından medet uman insanlardan kurtulmak için sert politikalar izleyen AB, günümüz mülteci tanımına, organizasyonlarına ve düzenlemelerine kaynaklık ediyor. BM Mülteci Örgütü, sığınma ve mültecilik konusunda temel hukuki düzenleme olan 1951 Cenevre Sözleşmesi, Avrupalı 40 milyon mültecinin sorununu çözmek üzere oluşturuldu. Sözün kısası AB, zorunlu göçü yaşayan, bilen bir coğrafya. Zamanında milyonlarca Avrupalı sığınma aradı ve günümüz mülteci düzenlemelerinin çoğuna Avrupa’nın mülteci sorunu kaynaklık etti. Ne yazık ki AB, bu geçmişe rağmen göç politikalarını gittikçe sertleştiriyor ve sınırlarını bir kale gibi koruyor. Fortress Europe sitesine göre 1988’den beri Avrupa sınırlarında en az 19.144 insan öldü.
Bu kadar sert göç politikasına karşın Geri Kabul Anlaşması’nın ne önemde olduğu kuşku yaratabilir. Fakat geri kabul, bu politikayı tamamlayan bir bileşen. Çünkü denizden, karadan kale gibi korunan Avrupa’ya bütün bu engellere rağmen sığınabilmiş veya yasal yollardan AB’ye girmiş veya ikincil koruma kapsamında kabul edilen kişilerin ülkelerine gönderilmesine imkan tanıyor.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde AB’nin Türkiye’ye vize kolaylığına karşılık Geri Kabul Anlaşması’nı kabul ettirmesi, AB için önemli bir kazanım. AB kurumlarına göre AB’ye düzensiz yollardan giriş yapan göçmenlerin yaklaşık yarısı Türkiye-Yunanistan sınırını kullanarak AB’ye ulaşıyor. AB dış sınır güvenlik ajansı FRONTEX ve Yunanistan Emniyet birimleri tarafından verilen bilgilere göre 2012’de AB sınırlarının tamamında 72.437 “yasadışı” sınır geçişi var, bunun 36.877’si Türkiye-Yunanistan sınırında tespit edilmiş. Bu durum AB için Geri Kabul Anlaşması’nın ne önemde olduğunu ve Türkiye’nin altına gireceği vebali göstermesi açısından önemli.

Suriye’ye geri verilenler

Geri Kabul Anlaşması, basit bir biçimde ülkelerin egemenlik hakkı kapsamında sınırları içerisinde istemediği insanlardan kurtulma tasarrufu olarak değerlendirilemez. Çünkü insanların bu anlaşmayla sınır dışı edilmesi, kişinin menşei ülkesine geri dönüşünden, bir seyahatten ötesini ifade eder. Durumu daha anlaşılır kılmak adına Türkiye’nin Suriye’yle yaptığı Geri Kabul Anlaşması’nı ve bu kapsamda Suriye’ye geri gönderilen insanların durumunu değerlendirelim. Mültecilerle Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç, bilgi edinme yasası kapsamında Suriye’yle yapılan Geri Kabul Anlaşması hakkında İçişleri Bakanlığı’na yaptıkları başvuruya aldıkları cevapta 2002-2013 arasında 2.675 kişinin Suriye rejimine teslim edildiğini belirtiyor. Suriye’ye Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde sınırdışı edilen insanların Suriye hapishanelerinde yaşadıkları baskı ve işkenceye ilişkin Uluslararası Af Örgütü’nün raporları var. Bugün hiç kimse Türkiye kadar Suriye’deki rejimi eleştirmiyorken bu rejime 2.675 insanı yine Türkiye teslim etti. Bu durum geri kabul anlaşmalarına konu edilen insanların ve haklarının hiçe sayılmasını göstermesi bakımından önemli. Özü itibarıyla geri kabul anlaşması, karşılıklı çıkarlara karşılık “bazı insanların ve haklarının” yok sayılmasıdır.
Gösterilmeyen
Mesele basına yansıtıldığı biçimiyle vize kolaylığıyla sınırlı olsaydı hiçbirimizin buna itirazı olmazdı. Ama bazı insanların daha kolay seyahat edebilmesi adına bazı insanların işkence, kötü muamele görmesine ve belki ölümüne rıza göstermek kabul edilebilir bir şey değil. Bu açıdan AB’nin kabul etmediği sığınmacı ve göçmenleri ülkelerine hayati risklere rağmen göndermeyi kabule dayanan bir vize kolaylığı pazarlığı ve vize kolaylığının ön plana çıkarılıp, geri kabule ilişkin durumun silikleştirilerek yansıtılması ise bir utanç. Bu, AB’ye üyelik yolunda tökezleyen ve ilerleme kat edemeyen Türkiye için bir rötuş, bir durumu kurtarma başarısını ifade edebilir ama AB’ye binbir zorlukla sığınmış insanlar için hayatlarına karşılık Türkiye vatandaşlarının daha kolay seyahat edebilmesini ifade ediyor. İşin vicdani ve ahlaki olmayan boyutu ise insanlara vize kolaylığı muştulanırken, bunun başka insanların hayatına mal olabileceği gerçeğinin özenle gizlenmesi.

Meclis’in tarihi kararı

İnsan hayatları yok sayılarak, vize kolaylığı boyutu ön plana çıkarılıp geri kabul mevzusunun görmezden gelinmesi, iki konunun bütünlüklü değerlendirilmemesi sorunlu bir yaklaşım. Önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’na gelecek anlaşmanın daha önce olduğu gibi vize kolaylığı olarak lanse edilip kabul edilmesinin AB’nin göç, iltica konusundaki sığ, dışlayıcı, insan haklarına aykırı anlayışının, politikasının kabulü ve ortaklığı anlamına geleceğini bilmek gerekiyor. Bir boyutuyla Geri Kabul Anlaşması, Meclis için kabulü kolay ama insan hakları adına kabulü mümkün olmayan tarihi bir kararı ifade edecek. AB, binbir güvenlik önlemiyle göç eden, sığınma arayan insanları, sınırlarına almamak için çırpınıp bir biçimde sınırlarına girenlerden kurtulmaya çalışırken, insanları, haklarını ve yaşamlarını yok sayarken, daha rahat seyahat uğruna bu duruma rıza göstermek, yaşanacak her bir hak ihlali için sorumluluk anlamını taşır. Basit bir ifadeyle vize kolaylığı vesilesiyle Avrupa’nın herhangi bir yerinde turlayıp keyifli zaman geçirirken, bu duruma karşılık bir insanın ülkesine zorla geri gönderileceğini, işkenceye uğrayabileceğini ya da öldürülebileceğini bilerek Avrupa’nın güzelliklerinden nasiplenmemiz gerekiyor.

* Sosyal hizmet uzmanı