Vefalı hayranlara bir demet gül

Vefalı hayranlara bir demet gül
Vefalı hayranlara bir demet gül

The Cranberries in 11 yıl aradan sonra yayımladığı Roses , grubun altıncı albümü.

Şarkılarında İrlanda'nın gizemli ve şiirsel manzaralarındaki ruhu yansıtan Cranberries, 11 yıl sonra yeni albümleri 'Roses'la karşımızda. Uzun süren mola, grubun son albümlerine kıyasla daha iyi bir iş çıkarmasını sağlamış
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

90’lı yılların Brit pop/indie rock kültürünün en önemli gruplarından U2 ve Cranberries İrlandalı, Manic Street Preachers ve Catatonia Gallerli, Garbage da İskoçyalıydı. İrlanda Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olduğu halde onu da British Isles kapsamında Britanya’nın bir uzantısı olarak görme eğilimiyle olsa gerek, İrlandalı grupların da Britanyalıymış gibi algılanmasına sıkça rastlanır. Bununla beraber, İrlanda Cumhuriyeti’nin Limerick şehrinde 1989’da kurulmuş olan Cranberries, özellikle en iyi dönemi olan ilk üç albümünde Kelt folk esinlerinden çok başarılı biçimde yararlandı ve bu nedenle Kelt rock olarak da kategorize edildi.
Cranberries’in ‘Everybody Else Is Doing It, So Why Can’t We?’ (1993) adlı çıkış albümünde, solist Dolores O’Riordan’ın meleksi sesi ve İrlanda aksanlı İngilizcesiyle söylediği, zarif sözler ve akılda kalıcı, hüzünlü olduğu kadar da coşkulu melodiler üzerine kurulu ‘Dreams’, ‘Pretty’, ‘Waltzing Back’, ‘Linger’, ‘Still Can’t’, ‘How’ gibi birbirinden muhteşem şarkılar art arda sıralanırken Cranberries’in büyük bir grup olacağı hissediliyordu. Bir yıl sonra gelen ‘No Need to Argue’, genç bireyin benliğini arama yolculuğunda aileden kopmasına ilişkin duyduğu hüznü anlatan ‘Ode to My Family’, “ellerini ellerimin üstüne koy ve gel başka bir son bulalım” diyen sözleriyle dönemin en sevilen aşk şarkılarından birine dönüşen ‘I Can’t Be with You’ ve ‘The Icicle Melts’, ‘Ridiculous Thoughts’ gibi olağanüstü parçaların yanı sıra 90’ların en önemli şarkılarından birine dönüşen ‘Zombie’yi içeriyordu. Sert bir gitar rifi üzerine kurulan ve “şiddet sessizliğe neden olduğunda, hata yapmışız demektir” diye giden bu unutulmaz şarkı. Kuzey İrlanda’da yaşanan trajediyi, IRA’nın şiddet politikalarını da içererek eleştiriyordu. İrlanda’nın en önemli şairlerinden biri olan ve 1939’da hayata veda eden W.B. Yeats’i anan ‘Yeat’s Grave’in de yer aldığı bu albüm gerçek bir başyapıttı. 

‘Zombie’ ve sonrası
1996 tarihli ‘To the Faithful Departed’ yapımcı Stephen Street’in yerine gelen Bruce Fairbairn’in etkisiyle biraz daha ışıltılı bir havaya sahipti. ‘Hollywood’, ‘Salvation’, ‘Free to Decide’ gibi hareketli parçalarında bir ‘Zombie’ düzeyine ulaşmayı başaramasalar da, baştan beri sahip oldukları sosyal duyarlılığı daha açık biçimde yansıttıkları ‘War Child’, ‘Bosnia’ gibi şarkılarında yeni bir olgunluk düzeyi seziliyordu. Cranberries bu albümde de ‘When You’re Gone’, ‘Electric Blue’ ve “Derler ki önce iyiler ölür, ne oldu Kurt Cobain’e, yaşayacak mı mirası bizimle” diye soran sözleriyle akılda kalan ‘I’m Still Remembering’ gibi şahane balatları cömertçe sunuyordu dinleyicisine. Ne var ki, bu albümle birlikte grubun müziğindeki Kelt folk etkileri kaybolmaya başlıyordu. Üç yıl sonra gelen ‘Bury the Hatchet’, ‘Promises’ single’ının dışında kayda değer pek bir şarkı içermeyen bir albüm olarak Cranberries’in girdiği yeni sürecin bir ürünüydü. ‘Wake Up and Smell the Coffee’ (2001) de aynı şekilde, grubun önerecek yeni bir şeyinin olmadığı bir albümdü ve adını aldığı parçada ve ‘This is the Day’, ‘I Really Hope’ gibi topu topu birkaç şarkıda, Dolores’in vokalleri ve grubun karakteristik gitar sound’u sayesinde sıkıcı olmaktan kurtulabiliyordu. Cranberries, bu albümden sonra albüm çalışmalarına ara verdi, bazı konser kayıtları ve toplamalar çıkardı, Dolores de iki solo albüm. Kısa bir süre önce ise, 11 yıl aradan sonra bir araya gelerek ‘Roses’ isimli yeni bir albümle çıktılar hayranlarının karşısına.
Albüm, içten bir aşk şarkısı olan ‘Conduct’ın kendine özgü tınısıyla, grubun uzun süren ayrılığın ardından taze bir başlangıç yaptığı izlenimi yaratarak açılıyor. Ardından gelen ‘Tomorrow’, “fazla genç, fazla gururlu, fazla aptal; çok fazla sorun var ve ellerinde çok fazla zaman ” diyen sözleriyle aradan geçen vaktin altını çiziyor. Albümde, ‘Fire&Soul’, ‘Waiting In Walthamsto’, ‘Show me the Way’ gibi şarkılar grubun karakteristik sound’unu farklı renklerle zenginleştirme arzusunun başarılı örnekleri olarak öne çıkıyor. ‘Raining in my Heart’ özellikle Dolores’in vokalinde erken dönem Cranberries’ı anımsatırken, ‘Schizophrenic Playboys’ yüzeysel cinsellik kültürünü eleştiren sözleriyle albümün dikkat çekici parçalarından biri. Albümün zirve noktası ise kemanlarla ihtişamlı ‘Show me the Way’.
30’ların ortalarında Milan Kundera’nın ifadesiyle “hayatın provası hayatın kendisiyse, hayatın anlamı nedir?” diye sorup dururken buluyor insan kendisini. 90’lar kuşağının keskin ve heyecanlı gruplarından Cranberries de şimdi 40’larının başında yetişkinler olarak, ‘Roses’ın “hayat bir gül bahçesi, güller solar ve ölür” diyen sözleriyle kapadıkları bu albümde bambaşka bir ruh haliyle konuşuyor. Onları özleyen ama eski şarkılarını dinlerken gelen o, geçmişle hesaplaşma ve geçip gitmiş olması karşısında hüzünlenme halleri nedeniyle elleri eski albümlerine gitmeyenler için hoş bir buluşma bu 11 yeni şarkı.
The Cranberries / Roses / EMI