Vicdan nöbeti

Vicdan nöbeti
Vicdan nöbeti

Vicdan Nöbeti, her pazar saat 13.00 te Galatasaray Lisesi nin önünde. tutulacak.

İşçi cinayetlerine dikkat çekmek ve işçi ölümlerini durdurmak için, ölen işçilerin ailelerince başlatılan Vicdan Nöbeti'nin yedincisi bugün 13.00'te Galatasaray Meydanı'nda. Yakınlarını kaybedenler anlatıyor
Haber: NAZAN ÖZCAN - nazan.ozcan@radikal.com.tr / Arşivi

İdrİs Topal
“Kardeşim inşaatta çalışmak için gelmişti İstanbul’a. Kalıpçı ustasıydı Seyfettin. 38 yaşındaydı. Ordu’da rençberlik yapıyordu, fındıkta. Ev yaptırdı, borca girdi, o da gurbete çıktı. Borcu ödeyemeden de yandı Esenyurt’ta. Askerde oğlu vardı, bir oğlan, bir kız daha. En küçüğümüz oydu, beş kardeştik” diye anlatmaya çalışıyor İdris Topal derdini. Gözleri dolmasın diye epey gayret ediyor, bunun bir iş cinayeti olduğunu ve peşini bırakmayacağını söylüyor. O yüzden işçi cinayetlerine dikkat çekmek ve işçi ölümlerini durdurmak için, hayatını kaybetmiş olan işçilerin aileleri tarafından başlatılan ve geçen pazar altıncısı Galatasaray ’da yapılan Vicdan Nöbeti’ne o da gelmiş. Yakınlarını iş kazalarında kaybeden birçok kişi gibi... Öğlen güneşini işaret ederek, “Bak dışarda kaç derece sıcak var, dayanabiliyor muyuz? Onlar o ateşin içinde yandılar” deyip susuyor. “Kardeşim olaydan iki gün önce benim yanımdaydı, iki günde bir gidip gelirdi. Çadırdan pek memnun değildi, 30-40 kişi bir çadırın içinde. O gece bize bekliyordum, gelemedi, kaldı! Ben olayı akşam 8’e doğru duydum. Telefon geldi. Ben de telefona sarıldım, ulaşamadım. Kar yağıyor, ayakkabı giymemişim, araba yok, yalınayak koşarak 15 dakikada Firuzköy’den Beylikdüzü’ne gitmişim. Karşı karşıya gördüm, o memleket ateş içersinde...” İçeriye bırakmamışlar ama o bir yolunu bulup girmiş: “İki gün önce, yanıma geldiğinde üzerinde bir giysi vardı. Uzun kol, kırmızı yelek, siyah siyah şeritleri vardı. Gözüme çarptı. Giriş alt tarafta, karşısında çıkış olması lazım, ama yok. Ranzanın etrafında birer kişi, ortada bir kişi. Derler ya, kan kanı çeker, tanıdım sanki.” Ama gene de bir umut, belki o değildir gördüğü diye, bütün gece hastaneleri de tek tek dolaşmış. “Memleketten arıyorlar, baba oğlun öldü, yenge beyin öldü, yandı cayır cayır mı diyeyim? Ne cevap vereyim ben?” diye soruyor ve susuyor. Sonra tekrar başlıyor konuşmaya: “Peşini bırakmayacağım, 100 yaşına kadar olsa da peşindeyim bu işin. Orda tedbir alınsaydı, kardeşim şimdi çoluk çocuğunun içindeydi. Bu olaydan bir ay önce o çadır bir defa daha yanmış. Söndürülmüş. Niye önlemini almadın o zaman? Bize elektrik çarpmasından öldüğünü söyledi Adli Tıp. Madem itfaiye su sıkacak, önlemini alsana, kessene elektriği...” Temmuz’un 13’ünde mahkemeleri var, ceza davası, şimdi onu bekliyor. 

Adnan Saday
Vicdan Nöbeti’nde olanlardan biri de Adnan Saday. O da 31 Ocak 2008’deki Davutpaşa patlamasında 26 yaşındaki oğlu Orhan Saday’ı kaybetmiş. “Bugün pazar. Biz de isterdik bugün burada değil de, çoluk çocuk, bir deniz kenarında olalım, ama buradayız işte” diye başlıyor. 56 yaşındaki Saday’ın mücadelesi beşinci seneye girmek üzere. “Oğlum evliydi, Davutpaşa’da torna tesfiye ustası olarak çalışıyordu. İki çocuğu var. Şimdi benimle kalıyorlar. Gelin 26 yaşında, çocuklardan biri 10, biri 7 yaşındadır. Babayım ben, ne yaşadığımı iki kelimeyle iki lafla anlatmak mümkün mü? Çocuklar bana para ver, simit alacam dese, ben baba değilim ki, ben dedeyim, ben milyar da versem olmaz, benim sevgim yetişmez. Ben onlara cennetin anahtarını versem boştur. Onların babası olmalıydı başlarında. Babası nerde, toprakta! Kimse yaşamasın bunu bir daha, o yüzden buradayım işte” diyor. O kendi acısından da vazgeçmiş, sürekli beşinci yılına giren hukuki mücadelesini anlatmaya çalışıyor. Hem tazminat hem de ceza davaları hâlâ devam ediyor çünkü. “Zeytinburnu Belediye Başkanı’nı inşallah 14 Eylül’de sanık sandalyesine oturtacağız. Bu patlama 2007’de Ümraniye’de oldu. Denetlemeler iyi yapılsaydı aynı şey Davutpaşa’da olur, 21 kişi ölür, 117 kişi yaralanır mıydı?” diye soruyor. En çok da hiçbir kurumun ilgilenmemesinden yakınıyor. “Bizden sonra Ankara Ostim İvedik oldu. Bursa Karacabey, Erzurum Bedaş, bunlar yetmedi, hâlâ işçiler ölmeye devam ediyor” diyor. “Bizim insanlarımızın duyarsızlığına ben üzülüyorum” deyip susuyor. 

Mustafa Keleş
Nöbete karısı ve kızıyla gelen Mustafa Keleş de 31 yaşındaki kardeşi Erkan Keleş’i iş kazasından kaybetmiş. “Bedaş’a bağlı bir taşeron firmada çalışıyordu, elektrik ustası. Bedaş’ın teknisyenleriyle gidip arızalara müdahale ediyordu. 2010 Eylül’ün 10. günü, bayramın da üçüncü günü” diye anlatmaya başlıyor. “Gidiyorlar arızaya, teknisyenin biri diyor ki, ben elektriği kesiyorum sen git arızaya müdahale et. Bizim çocuk gidiyor. Ama oraya gittiklerinde yukarıya çıktıkları sepeti kaldıran vincin operatörü de yok. Birisine diyorlar ki, sen bu aracı kullanır mısın, tamam diyor. Telefon ediyorlar, tamam elektriği kestik, çıkabilirsin diye. Bizim oğlan çıkıyor ama meğer onun çıktığı yerdekini değil de, başka bir yerdeki elektriği kesmişler. Çıkıyor ve çarpılıyor. Çarpıldı adam, indir diyorlar ama şoför de yapamıyor, çocuk orada asılı kalıyor yarım saat. Can çekişiyor.” Bilirkişinin “orada daha önce çalışma yaptınız mı, nasıl böyle oldu?” sorusuna cevap “dalgınlığa geldi” oluyor. Ayrıca bütün bunlar olsa bile, kardeşinin elinde 150 liralık özel eldivenler olsa, elektriğe kapılmayacağını da söylüyor. Ama ne yazık ki, beş liralık olanlardan varmış. İhmaller silsilesi öldürmüş kardeşini. “Erkan evliydi, biri sekiz yaşında, biri 20 günlük oğlu vardı öldüğünde. Büyük çocuk, aklı eriyor. Her gün bir şey soruyor, babam yok, biz ne olacağız diye, her gün sıkıntı.” Sıkıntı bununla da bitmiyor, kurumların ilgisizliği, suçu birbirlerine atmaları da acılarını yükseltiyor. Mahkemeye verecekleri kurum Bedaş olduğu için 22 gün boyunca hiçbir avukatın davayı almak istemediğini ya da Bedaş’tan gerekli belgelerin bilirkişiye bile verilmemek için binbir türlü sorun çıkarıldığını anlatıyor. Ama o da bu işin peşini bırakmaya niyetli değil. 

Saİme Alkan
Tıpkı 30 yaşındaki Saime Alkan gibi. Saime hanım da eşini Davutpaşa’da kaybetmiş. “Eşimin büfesi vardı, 45 yaşındaydı öldüğünde” diyor sakince. Tane tane anlatıyor. “O gün aşure yapmıştım, dağıtıyorum, komşuların kapısına gidiyorum, herkes beni görünce şaşıyor. Tam kendi kapıma geldim, eşimin amcaları geldi, Halit nerede diye sordular. İşte dedim. Sonra alt katta, kaynımın evine gittim, baktım herkes bir şeyler konuşuyorlar. N’oluyor diye eltime sordum, iş yerinde patlama oldu dedi. Ben hemen televizyonu açtım, hem de telefonla arıyorum bir yandan. Televizyona baktım sanki deprem olmuş orada.” O günden sonra onların da hukuk mücadelesi başlıyor. Ve her neredeyse her hafta Vicdan Nöbeti’ne gelip kocasının fotoğrafınının önünde oturuyor. “Ondan sonra her Allahın günü ağlıyorum. Bir kızım, bir oğlum var. Babasızlık çok zor. Babalar gününde erkenden gözünü açıp çocuklar mezara gidelim dediler. Her gün işçiler ölüyor memlekette, bir daha kimse eşini, çoluk çocuğunu, kardeşini kaybetmesin diye gelip gidiyorum. Denetimsizlikten her şey.”
Vicdan Nöbeti, her pazar saat 13.00’te Galatasaray Lisesi’nin önünde tutulacak. Ve dediklerine göre giderseniz de vicdanınızdan, gitmezseniz de!

Günde sekiz işçi ölüyor
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin rakamlarına göre, Ocak 2012’de 62, Şubat 2012’de 42, Mart 2012’de 59 işçi ve Nisan’nın ilk 26 gününde 75 işçi öldü. Türkiye ’de ortalama günde sekiz işçi ölüyor. SGK istatistiklerine göre 2003’te iş kazası sonucu ölüm sayısı 810 iken, 2011’de bu sayı 1563’e yükseldi. Türkiye’de son 15 yılda 17 bin 518 işçi, iş kazası sonucu öldü. AB istatistiklerine göre, Türkiye’de iş kazası sonucu ölen işçilerin oranı AB ortalamasının yedi katı. Türkiye’de günde 172 iş kazası meydana geliyor. Türkiye, iş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün verilerine göre ise dünyada her sene 2 milyon 300 binden fazla işçi ölüyor. Her 15 saniyede bir, bir işçi çalışırken ölüyor. Her 15 saniyede bir 160 işçi iş kazası geçiriyor. Her gün 6 bin 300 işçi çalışırken ölüyor.