Vicdani ret hakkı ve yalnız ülkemiz

Vicdani ret hakkı ve yalnız ülkemiz
Vicdani ret hakkı ve yalnız ülkemiz
Türkiye'nin tarafı dahi olmadığı Vahan Bayatyan v. Ermenistan vicdani ret davası kararının satır aralarında, Türkiye'ye yönelik mesajlar var. Tabii almak isteyenler için
Haber: TOLGA ŞİRİN / Arşivi

Vicdani ret, yani zorunlu askerlik hizmetini siyasi , ahlaki veya dini sebeplerle kabul etmeme hakkı konusunda geçtiğimiz hafta önemli bir gelişme yaşandı. Avrupa İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (AİHM) vicdani ret hakkı konusunda –süregelen tereddütlerinden biraz daha arınmış olarak- yeni bir açılım sağladı. Bu açılımdan haberdar olmamız önemli. Çünkü Türkiye ’nin tarafı dahi olmadığı Vahan Bayatyan v. Ermenistan davası kararının satır aralarında, Türkiye’ye yönelik mesajlar var. Tabii bu mesajı almak isteyenler için... 

AİHM’in geleneksel yaklaşımı 
Karara konu olay, Yehova Şahitliği inancına sahip bir Ermenistan vatandaşının, inancının gereği olarak askerliği reddetmesi ve bunun üzerine 2002’de hapis cezasına mahkûm edilmesiyle ilgili. Aslında bu tarz bir başvuru, yeni değil. Daha önce de farklı defalar benzer başvuruların AİHM’e taşındığını biliyoruz. Ancak AİHM bu karara kadar, vicdani ret hakkı konusunda açık bir değerlendirme yapmaktan kaçınıyordu. Hatta çoğu zaman Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Kölelik ve Zorla Çalıştırma Yasağı” başlıklı 4. maddesinde “askeri nitelikte bir hizmetin veya inanç nedeniyle askeri hizmetlere katılmama hakkının tanındığı ülkelerde zorunlu askeri hizmet yerine yüklenen başka bir hizmetin zorla çalıştırma sayılmayacağının” düzenlenmiş olmasından hareketle, bu hükmün vicdani ret hakkını sınırladığı yönünde eğilim gösteriyordu. Gerçi her ne kadar vicdani ret, AİHS’te güvence altına alınan bir hak olarak görülmese de, vicdani retçilere karşı yapılan ayrımcı uygulamalardan dolayı veya bu kişilere verilen cezaların insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele boyutuna ulaşması halinde, hak ihlali tespit ediliyordu. (Meraklısı için örn. bkz. Tsirlis ve Kouloumpus v. Yunanistan, Thlimmennos v. Yunanistan, Ülke v. Türkiye kararları) 

AİHM’in yeni yaklaşımı 
AİHS’i ‘yaşayan bir belge’ olarak gören, günün şartları ışığında dinamik ve ilerlemeci biçimde yorumlamayan AİHM, Vahan Bayatyan v. Ermenistan kararıyla beraber vicdani ret konusunda yeni bir aşamaya ulaştı. Dünyada ve Avrupa’daki gelişmeleri gözeterek geçmişteki içtihatlarına bir sünger çeken İnsan Hakları Mahkemesi bu kararda, öncelikle Avrupa’daki vicdani ret hakkının kronolojisi çıkarttı. Sözleşme’nin hazırlandığı yıllarda tali bir konu olan bu hakkın, özellikle 80’li ve 90’lı yıllardan itibaren Avrupa’da yaygın biçimde kabul edilmeye başlandığına dikkat çekildi ve dava konusu olayların yaşandığı 2002 yılında, Avrupa Konseyi üyesi 47 devlet içinde (davalı Ermenistan dışında) vicdani ret hakkının uygulanmadığı sadece dört devletin bulunduğu tespit edildi. Bu devletlerin üçünde ise vicdani ret hakkının anayasada açıkça tanındığını, ancak o yıllarda henüz yasal düzenlemelerin yapılmadığına işaret edildi. (Ermenistan, Rusya ve Arnavutluk’ta hâlihazırda gerekli düzenlemeleri gerçekleştirmiş, Azerbaycan’da ise bu hak 1995’te anayasada tanınmakla beraber halen gerekli yükümlük yerine getirilmedi.)
Dolayısıyla AİHM’in gözlemlerine göre konuya bütünüyle kayıtsız tek bir ülke kaldı, o da Türkiye. Hal böyleyken bu ‘tek ülkenin’ ortak Avrupa konsensüsü bakımından gözardı edebileceğini düşünen Mahkeme, konuyla ilgili verdiği ilk kararlardan bu yana “Taraf Avrupa devletlerin, ilgili uluslararası sözleşmeler ile birlikte evrim geçirdiği, Avrupa ve ötesinde bu meseleye ilişkin fiili bir genel konsensüsün oluştuğu” çıkarımına ulaşarak, vicdani ret hakkını ilk defa, AİHS md. 4’ten sıyrılarak ve ondan bağımsız olarak, din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin madde (md.9) bağlamında ele aldı. 

Mahkemeye göre, vicdani retçilere yönelik mahkûmiyet kararı kanunen öngörülebilir olsa da bu, vicdan özgürlüğüne yönelik bir müdahaledir. Böyle bir müdahale ise kamu düzenini veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla meşrulaştırılamaz. Zira Ermenistan’da, olaydan sonra vicdani retçilere alternatif hizmet imkânı tanındı ve bu durum, iddia edildiği gibi kamu düzenine veya başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermiyor. Yani bu yöndeki korkuların yersiz olduğu sabit hale geldi. Diğer taraftan ortak Avrupa konsensüsü karşısında taraf ülkelerin takdir marjının oldukça dar olduğuna dikkat çeken Mahkeme, azınlıkta kalan bu inançlara yönelik böyle bir müdahalenin çoğulculuk, açık fikirlilik, hoşgörü kavramlarıyla anlamını bulan demokratik toplum düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle ihlal kararı verdi. 

Türkiye’yi bekleyen yol ayrımı 
Kararın satır aralarında Türkiye’nin ismi, dikkat çekici biçimde ortak Avrupa konsensüsü dışında konuya kayıtsız bir ülke olarak geçiyor. Hal böyleyken vicdani ret hakkına dair Türkiye’nin uzun zamandır ötelediği reform ihtiyacı, artık kapıya dayanmış bulunuyor.
Defalarca yazıldığı üzere, vicdani ret konusunda illaki bir anayasa değişikliğine de gerek yok. Çünkü askerlik yapmayı, ölmeyi ve öldürmeyi reddetmek, vicdani sebeplere dayanabilir. Anayasaya göre “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” ayrıca “kimse (...) dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” (md.24). Hatta olağanüstü hal gibi durumlarda dahi kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bundan dolayı suçlanamaz (md.15). Gerçi yine Anayasaya göre “Vatan hizmeti, her Türk’ün hakkı ve ödevidir” (md.72). Ancak bu ödevin mutlaka silah kuşanılarak yerine getirilmesi zorunlu olmadığı gibi, böyle bir ödevin varlığı diğer hak ve özgürlükleri de ortadan kaldırmaz. Bir “Türk”, vatan hizmeti ödevine sahip olmakla yaşama hakkından, işkence görememe hakkından veya aile kurma hakkından mahrum kalmadığı gibi, inanç ve vicdan özgürlüğü ile bunun açığa vurulması hakkından da mahrum kalmaz. Hal böyleyken -çoktan gecikilmiş olan birçok konuda olduğu gibi- bu konudaki reformu, yeni anayasaya ertelemek anlamsız. Konuyla ilgili acilen bir yasa değişikliği gerekiyor. Çünkü Türkiye’de hala suç ve şiddet ile en ufak bir ilişkisi olmamasına rağmen, yalnızca eline silah almayı reddettiği için ‘sivil ölüme’ mahkûm edilen insanlar ‘yaşıyor’. 

* Arş. Gör., Marmara Üni., Hukuk Fak.