Vicdanı şarkılarla yorumlamak

Punk isyankârlığından vicdani özgürlüğe, oradan alternatif kültür azizeliğine uzanan bir hikâye Patti Smith'inki. 30 yılı aşkın bir süredir devam eden tutkulu, erdemli, samimi ve yol gösteren bir öykü.
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Punk isyankârlığından vicdani özgürlüğe, oradan alternatif kültür azizeliğine uzanan bir hikâye Patti Smith'inki. 30 yılı aşkın bir süredir devam eden tutkulu, erdemli, samimi ve yol gösteren bir öykü. Aslında Patti Smith'i tutarlı kılan taraf bunlar. 1975 yılında çıkan ve gelmiş geçmiş en iyi "ilk" albümler arasında haklı olarak yerini alan Horses'dan bugüne bir bakın. Müziği yumuşamış olabilir, tavrı artık daha anaç bir hal almış olabilir ama o tutku, erdem ve samimiyet her zaman Patti Smith düsturunun en önemli özellikleri olarak kaldı.
Hal böyle olunca Patti Smith'in verdiği her konser, okuduğu her şiir, çıkardığı her albüm önümüze sunulan diğer şeylerden çok daha fazlasını ifade ediyor. Hele hele Patti Smith kalkıp bunca yıldan sonra Twelve adında bir "cover" albüm çıkarıyorsa, içimizdeki heyecan dizginlenemez bir hal alıyor. Nasıl almasın ki? Horses'ın açılışında Van Morrison'ın Gloria'sını alıp "İsa birilerinin günahları için öldü ama benimkiler için değil" dediğinde popüler müzik tarihinin değişmesindeki en büyük etkenlerden biri olmuştu. Hey Joe, My Generation yorumlarının da pek bir aşağı kalır yanı yoktu.
Eleştirel müzik
Ancak bu dönemde çıkarılmış ve yorumlardan oluşan bu albümün iki nedenden dolayı daha da büyük bir önemi var. Birincisi Patti Smith'in bunu kariyerinin bu döneminde yapıyor olması. Bir evvelki albümü üç sene önce çıkmasına rağmen Patti aradaki zamanı epey yoğun geçirdi. 2005'te Meltdown festivalinin küratörlüğünü yaptı, birçok farklı yerde farklı etkinliklere katıldı, hatta bazılarına ilham oldu. Ama asıl iki olay Patti'nin müzisyen ve popüler müziğin yaşayan tarihlerinden biri olarak, kendi geçmişine ayna tutmasını sağladı. Birincisi New York'un efsanevi ve punk müziğinin ebeliğini yapmış olan CBGB's kulübünün kapanış gecesinde verdiği üç saati aşan mekâna veda konseri (ki onun da ilk çıktığı yerdir), ikincisi ise Mart ortasında Patti Smith'in Rock 'n Roll Hall of Fame'e kabul edilişi (R.E.M., The Ronettes, Grandmaster Flesh ve Van Halen ile birlikte). Daire tamamlanmıştı. CBGB'in kapanışıyla bir dönem sona ermiş, Patti'nin Hall of Fame'e alınışıyla da ismi ölümsüzlerin arasına yazdırılmıştı. Bu yüzden bu dönemde bir "cover" çıkarmak aslında kendi adına bir vefa borcunun ödenmesi olarak algılanabilinir.
Bu albümü önemli ve özel kılan ikinci önemli neden ise yaşadığımız zamanlar ve Patti'nin vicdanıyla ilgili. Patti hiçbir zaman susmayı yeğleyen bir kadın olmadı. Nerede bir ahlaksızlık, adaletsizlik görse -naif veya bilinçli- daima tavrını koydu. Bush'a karşı zamanında Al Gore'u değil, Nader'i destekledi. Guantanamo'daki Amerikan kabadayılığını, orada mahkûm edilen Türk vatandaşı Murat Kurnaz'ın hikâyesinden yola çıkarak Without Chains şarkısını yazarak protesto etti, Amerikan hükümetinin Ortadoğu politikalarını ve İsrail'e olan katıksız desteğini eleştirdi, vs. Şimdi ise bir kez daha sesini şarkılarla yükseltiyor ama bu sefer yanına başka yandaşlar alarak. Başkalarının şarkılarını bir silah olarak kullanıyor Patti.
Umut ve barış azizesi
Bu durum albümü dinlemeden de net olarak anlaşılıyor. Şarkılardan sadece Jimi Hendrix'in Are You Experienced'ı, George Harrison imzalı Within You Without You ve The Doors'un Soul Kitchen'ı kişisel dünyasına tutulan bir yansıma olarak gözüküyor. Diğer bütün şarkıların orada bulunmasının sebebi sadece kişisel beğeni değil, politik aynı zamanda. Örneğin bir 80'ler pop klasiği olan Tears For Fears'ın Everybody Wants To Rule The World'ü bir dost meclisinde sohbeti yönlendirircesine söylerken, "Her şey özgürlük ve refah için, hiçbir şey sonsuza dek sürmez" demesi orijinal versiyonundan çok daha ötede anlamlar taşıyor. Keza Neil Young'ın Helpless'ını bir ninni edasıyla tatlı ve huzurlu bir şekilde dile getirirken aslında dünyaya dair korkularını ve savunmasızlığını aktaran Patti, Rolling Stones'un Gimme Shelter'ını (elbette zamanında Keith Richards'a benzeyebilmek için saçlarını ona göre kestiren biri olarak, bir Rolling Stones şarkısı koyacaktı albüme) orijinalinin isyankârlığı ve talepkârlığının ötesinde bir yakarış olarak dile getiriyor. Ancak albümün en parlak yıldızları bunlar değil. Bob Dylan'ın Changing Of The Guards'ı Patti'nin elinde akustik bir marşa dönüyor. Öte yandan Nirvana'nın Smells Like Teen Spirit'i oyun yazarı Sam Shepard'ın da dahil olduğu banço takımı ve Patti'nin araya sıkıştırdığı şiirlerle bir sokak çığlığı gibi duruyor. Ancak kapanış şarkısı her halükârda diğerlerinin bir adım önünde. Stevie Wonder'ın Pastime Paradise'ı (ki 80'ler kuşağı bu şarkıyı daha ziyade Anılar-9 derlemesinden hatırlayacaktır) Tony Shanahan'ın kibar piyano vuruşları ve Patti'nin olağanüstü içtenliğiyle bir umut türküsü olarak vicdanımıza kazınıyor.
Patti Smith bir umut ve barış azizesi olarak, görevini ve sorumluluğunu bu albümde ziyadesiyle yerine getiriyor. Hayata dair söylenmesi gereken ne varsa içinde, onları aktarıp bizi vicdanımızla baş başa bırakıyor. Vefa borcumuzu ödemenin yolu, buna kayıtsız kalmamak olmalı.
Twelve/Patti Smith/SonyBMG