Video, siyaset ve sol

Video, siyaset ve sol
Video, siyaset ve sol

Partililer, Deniz Baykal?ın istifasını bir türlü kabul edemiyor.

Deniz Baykal'ın istifasının hemen arkasından herkesin ne zaman dönecek diye tartışması ibretlik bir durum. Ama CHP yöneticilerinin ve Baykal'ın bunu algılaması kolay değil
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

Türkiye’de siyasi alanın ne kadar sahici, toplumsal sorunlara ve taleplere ne kadar duyarlı ve sonuçta ne kadar işlevli olduğu hayli tartışmalı. Tartışmalı çünkü demokratik, örgütlü, şeffaf değildir, başarısız olanı meşru yollardan tasfiye etmekte becerikli değildir. Dolayısıyla toplumsal taleplerin oluşmasını, gerçek siyasi öznelerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıyor ve sonuçta etkili çözümler gelişemiyor. İşte Kürt sorunu başta olmak üzere yıllardır çözülemeyen, giderek kangrenleşen yığınla sorun ortada duruyor. Bu bağlamda siyaset canlı, yaşayan bir toplumsal ilişki olmaktan uzaklaşınca değişen koşullara ayak uydurmakta da zorlanıyor. Hatta yeniden yapılanması, zor ve şiddet yöntemleri de dahil olmak üzere, siyaseten meşru olmayan veya en azından böyle görülmeyen yol ve yöntemlerle olabiliyor. Böylece bir süre için yeniden canlı, sahici bir görünüme kavuşması sağlanıyor.
Aslında sıkça meydana gelen askeri darbelerle, muhtıralarla siyasete müdahale eden ordu aynı zamanda siyasi alanı da yeniden düzenleyip geri çekilmiyor mu? 1960’tan bu yana 50 yılda ordunun beş defa siyasete doğrudan, açıkça müdahale etmesinin bir anlamı da bu değil mi? İsmet İnönü’nün askeri müdahaleleri, “On yılda bir siyasi restorasyona ihtiyaç vardır” diye açıkladığını unutmamak gerek. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan’da siyasete müdahale eden ordunun gerekçesi hep tıkanan, çözüm üretemeyen siyaset, basiretsiz siyasetçiler, “uçurumun kenarına sürüklenen memleket” olmadı mı? Ve elbette bu müdahalelerin her birinden sonra sağı ve soluyla siyaset yeniden oluşmuş, siyasi elitin bir kısmı tasfiye edilirken yeni birileri gelmiş ve sonuçta siyasi alan bir bütün olarak yeniden yapılandırılmıştı. Bu müdahalelerden sonra oluşan yeni siyasi düzene, liderlere, örgütlenmelere dikkatle bakılırsa iç siyasi koşullardan çok dış koşulların gözetildiği, iç güçlerden çok veya en azından onların yanı sıra ABD’nin hegemonyasındaki küresel güçlerin tatmin olduğu görülebilir. 

‘Video müdahalesi’
27 Nisan muhtırasının sonuçsuz kalmasının yanı sıra Dolmabahçe Mutabakatı’nın yol verdiği Ergenekon yargılamalarından sonra en çok dile getirilen görüşlerden biri, askeri darbelerin artık tarihe karışmış olduğudur. Bir ordu, hele de Türkiye’deki gibi bir ordu olduğu sürece askeri darbe ihtimali ortadan kalkmaz. Ancak siyasi alanın yeniden düzenlenmesinin mevcut koşullarda ve yakın bir gelecekte ordu eliyle olması da pek mümkün görünmüyor. Öte yandan, siyasi alanda AKP’nin neredeyse mutlak egemenliği de giderek büyüyen bir tehdit, bir tehlike olarak görülüyor ve dolayısıyla şu veya bu şekilde siyasetin yeniden düzenlenmesi zorunlu hale geliyor. Siyasetin kendi meşru kanalları, mekanizmaları AKP ile başa çıkmakta başarılı olamıyorsa ve ordu da eski mevzilerinde değilse ne olacak? Son anda parti kapatılmasını düzenleyen madde düşürüldüyse de yapılan anayasa değişiklikleriyle AKP yargının tepesini de yeniden düzenlemeye yöneldiğine göre “bu durumdan nasıl bir vazife çıkar”? Bu durumdan malum video çıkar! Bununla kalmaz, başka videolar da çıkabilir. Ve ardından AKP’ye kapatma davası da gelebilir...
Kısacası video siyasi alana meşru olmayan bir müdahaledir ve muhtemelen arkası da gelecektir. Zaten videoyla birlikte hemen Baykal’a suikast iddiasının da ortaya atılması ilginç. Videoyla ilgili spekülasyonlar ne olursa olsun; ister AKP’nin bir komplosu, ister derin devletin bir tezgahı, ister CHP’nin içinden bir tertip, hatta isterse Baykal’ın kendi “kurduğu” bir oyun, bir strateji olsun... Bu ihtimallerin hangisinin doğru olduğundan önce ve daha önemli olan, siyasi alana gayrimeşru bir müdahalenin yapılmış olmasıdır. Bu video kimin “eseri” olursa olsun önemli olan böyle bir aracın kullanılmasına cüret edilmesidir. İki insanın mahremiyetini sergilediği söylenen bu video siyasi bir araç olarak kullanılarak siyasi alan yeniden düzenlenmek isteniyor. Demokratik bir siyasetin egemen olduğu, örgütlü bir toplumda da bu tür siyasi skandallar olabilir tabii ama etkileri sınırlı kalır. Çünkü örgütlü, demokratik siyasetin kendi mantığı, mekanizmaları ve kuralları bu tür gayrimeşru araçlara gerek kalmadan kendini yenileme olanaklarına sahiptir. Toplumsal meşruiyet üretme konusunda yeteneklidir. Siyasi tarihte bunun birçok örneğini görmek mümkün.
Bu görüntü, adeta askeri darbeler gibi, siyasete gayrimeşru bir müdahale ise öncelikle belirtmek gerekir ki, sol/sosyalist siyasete bundan bir yarar gelmez, gelemez. Demokratik, örgütlü, şeffaf, özgürlükçü ve elbette kişi haklarına saygılı bir siyaset anlayışına sahip olması gereken sol, politik şahsiyetlerin mahremiyetine tecavüz eden araçlardan medet umamaz. Tam tersine bunun nasıl bir siyasi yozlaşmanın ve bunun da ötesinde ne tür bir toplumsal tehdidin ifadesi olduğunu ortaya koymalıdır.
Videonun ardından Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmesi de solu, sosyalistleri heyecanlandıracak bir gelişme değil. CHP’den umudunu kesemeyenler Baykal’dan kurtulan CHP’nin yüzünü sola döndürmesi, sosyal-demokrat bir parti olmaya yönelmesi gibi bir umudu yer yer dile getiriyorlar ancak bu mümkün değil. Toplumsal muhalefetin ve siyasi mücadelelerin parti içine yansımasıyla, örgütlü bir muhalefet hareketinin sonucunda Baykal istifa etmiş değil ki, 1970’lerdeki Bülent Ecevit’e benzer bir hareket CHP’de gelişebilsin. Hayır, böyle bir durumun olmadığı apaçık ve zaten Baykal’ın da CHP’nin liderliğinden istifa etmediği besbelli. Şimdilik genel başkanlığı bıraktı ama gelecek hafta yapılacak kongrede delegelerin çağrısıyla yeniden genel başkan olması da mümkün. Baykal’ın istifasının arkasından hemen herkesin ne zaman dönecek, hemen mi, biraz daha sonra mı diye tartışması aslında ibretlik bir durum. Ama CHP yöneticilerinin ve Baykal’ın bunu algılaması kolay değil.
Yeterince sahici, yeterince işlevli olmayan siyasi alan başarısızlığı tescillenmiş, yapabileceklerinin sınırı belli olan Baykal’ı meşru yollardan tasfiye edemeyince videoya başvurulması karşısında sol avuçlarını ovuşturamaz. Elbette Baykal’ın ardından gözyaşı dökecek değil ama bu tür siyasi tasfiyelere ve düzenlemelere onay veren bir sol kendi ayağına kurşun sıkmış olur.
Sol/sosyalist hareket bu videodan ve onun ima ettiği şeylerden ne kadar uzakta durursa, ne kadar ilkeli davranırsa o kadar doğru yapar. Sol, bu videonun ifade ettiği siyasi yozlaşmaya karşı bir itiraz olarak kendisini kurmaya yöneldiği, siyasi alanın demokratik ve şeffaf olarak örgütlenmesini savunduğu ölçüde üzerine düşeni yapmış olur. Görüntüleri piyasaya sürenlerle mücadele etmenin en iyi yolu da budur...


    ETİKETLER:

    Cunda