'Yabancı dil'li öğretmen

'Yabancı dil'li öğretmen
'Yabancı dil'li öğretmen

?İki Dil Bir Bavul?un öğretmeni Emre Aydın. Fotoğraf:Muhsin Akgün

Bu hafta gösterime giren bol ödüllü 'İki Dil Bir Bavul'un öğretmeni Emre Aydın, Siverekli Kürt öğrencilerine derslerden önce Türkçe öğretmek zorunda
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

“Karşınızda Türkçe bilmeyen öğrenciler var. Konuşuyorsunuz 10 dakika. Sonra aklınıza geliyor, bu çocuklar 10 dakikalık konuşmamdan ne anladı diye.” Bu hafta gösterime giren bol ödüllü (son ödülü Antalya’da aldığı en iyi ilk film kategorisinde) İki Dil Bir Bavul’un odağındaki Denizlili taze öğretmen Emre Aydın, film boyunca sık sık tanık olduğumuz yılgınlığını bu kelimelerle ifade ediyor. Şanlıurfa Siverek’in Demirci köyünde tek kelime Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra yeni bir dil öğretmenin zorluğu, Emre Aydın’ı yer yer yıldırsa da, sürekli annesini aramasına sebep olsa da genç öğretmenin direnci sağlam. Şu ara Kıbrıs’ta askerliğini yapan Emre Aydın’ı İki Dil Bir Bavul’un galası için izinle geldiği İstanbul’da yakaladık, “anadilde eğitim” meselesini göbeğinde yaşamış biri olarak tecrübe ettiklerini anlatmasını istedik. 

İki Dil Bir Bavul projesine nasıl dahil oldunuz?
Proje, ben atandıktan hemen sonra geldi. Öğretmenevinde kalmaya devam ediyordum. Köyün yerini daha bulamamıştım. Tek başıma otururken yönetmenlerimiz geldi. Sohbet ettik. Hatta ben köyün yerini sordum, biliyorlar mı diye...

Köyü niye bulamamıştınız?
Haritada yeri belli değil. O yüzden ben de insanlara sora sora öğrenmeye çalışıyordum. Öğretmenevi, Siverek merkezdeydi. Yerini bulsam gideceğim. Biraz sohbet ettikten sonra yönetmenlere “Tabii olur” dedim. İlk etapta yol arkadaşı oluruz diye düşündüm. O yüzden kabul ettim. Sonradan daha bilinçli düşündüğümde böyle bir sürü öğretmenin dertlerini duyuramadığını fark ettim. 

Kürtçe öğrendiniz mi oradayken?
Tabii ki karşılıklı bir iletişim söz konusu. Çocuklara Türkçe öğretirken ve köylülerle iletişim kurarken öğreniyorsun ister istemez. Ya da merak edip soruyorsun. En azından kendimi ifade edebiliyorum. Gel git, şunu istiyorum, bunu istiyorum diyebiliyorum. Ama konuşmuyorum. Özellikle öğrencilerin yanında konuşmuyorum. Çünkü onlar için bir modelim. Benim Kürtçe konuştuğumu duysalar madem o da konuşuyor biz niye Türkçe öğreniyoruz diyebilirler. 

Daha önce gitmiş miydiniz doğuya?
Hayır. Sadece haritadan yerini biliyorum. Yüksek bir puanım vardı KPSS sınavında. 20 tercih hakkımız var. 20’sini de Ankara’nın batısına yapmıştım. 21. tercih diye bir şık var. Devlet nereye gönderirse giderim şıkkı. Ben de o şıkkı işaretlemiştim, mutlaka atanmam lazım diye. O maddeden Urfa’ya tayinim çıktı. Küçük teyzemden almıştım haberi. Orada bir donakalmıştım. O 30 saniyeyi hatırlamıyorum. (Gülüyor) Ne yerim, orada ne içerim diye düşündüm.

Öğrencilerin sadece Kürtçe konuşacağı, Türkçe bilmeyeceği aklınıza gelmiş miydi hiç?
Daha aklımda yoktu o zaman. Kürt nüfustan haberdardım tabii ama Türkçe bilirler herhalde diye düşünmüştüm. Bu kadar büyük bir problem olacağı aklıma gelmemişti. Yani bir korku vardı. Gidip görmeyen bilmiyor o kadar korkulacak bir şey olmadığını Güneydoğu’da. 

Yine de zor bir süreç geçirmişsiniz...
Tabii ki. Sonuçta bu işin dersini teorik olarak aldık. Daha önce hiç birleştirilmiş sınıfta ders vermedim ya da ders veren bir öğretmeni izlemedim. Staj yaptığım okullarda da müstakil sınıflardaydım.
O da gayet kolaydı. Üniversitede böyle bir dil problemiyle karşılaşacağım da söylenmedi. Hani atanırsınız, dil probleminiz olur, şunları yapmanız lazım gibi bir eğitim almadım. Kendim artık deneme yanılma yöntemiyle doğru yolu bulmaya çalıştım. Ki her geçen sene kendini geliştiriyor bu yöntem. 

Türkçe konuşabiliyorlar mı artık?
Evet, oradaki birinci sınıflar şimdi üçte. Okuma yazma biliyorlar. Onlara dört işlemi de öğrettim. Artık üçüncü sınıfta daha çok hayat bilgisi, genel kültür gibi yaşama hazırlamaya odaklı şeyler öğretiyorum. Çünkü artık Türkçe okuyorlar ve anlıyorlar. 

Ama kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlar değil mi hala?
Tabii ki, çünkü aile içerisinde kadınlar hiç bilmiyor Türkçe. Şehirle bir alakaları yok, köyde kalmışlar. Bir gereksinimleri de olmamış. 

Peki siz ne düşünüyorsunuz Türkçe eğitim hakkında?
Ben sorunu ortaya koydum, çözümünü bilemem.
Bana verilen görev, oradaki çocukları hayata hazırlamak. Bu çocuklar sürekli o köyde kalmayacaklar. Kabuklarını kırıp dışarıya çıkmak isteyecekler ve belirli bir altyapılarının olması lazım. En azından Türkçe bilmeleri şart. İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlere gittiklerinde Türkçe konuşmaları lazım. Benim görevim de bunu sağlamak. Ben onlara Türkçe konuşmayı ve anlamayı öğretiyorum. Bir de matematik falan. Kandırılmasınlar. Bu bir sorun, ben bunu dile getirdim. Çözüm hakkında bir yorum yapamıyorum. 

Yıldığınız zamanlar da oldu ama değil mi?
Kesinlikle. Çünkü yeni atanmış bir öğretmensin. Tecrüben yok. Karşında Türkçe bilmeyen öğrenciler var. Konuşuyorsunuz 10 dakika. Sonra aklınıza geliyor, bu çocuklar 10 dakikalık konuşmamdan ne anladı diye. Bir soru sorayım diyorsunuz, soru tekrar size geri dönüyor. Hiçbir tepki yok. Sinir bozucu bir durum. Öğrenci 7 yaşına kadar Türkçe hiçbir terimle karşılaşmamış, siz sıfırdan yeni bir dil öğretmeye çalışıyorsunuz. Üç defa, dört defa tekrar. Ama bu beşi aştığı zaman sizin de sinirlerinizi bozuyor. Bazen hissedebiliyordum. Ben de insanım. 

Kamera işin içine girince davranışlarda bir değişiklik oldu mu?
Kendi yaşamını yaşamaya devam et, kamera varmış gibi hiç düşünme dediler. Ben de aynen öyle yaptım. Kamera olduğunu unuttum ben. Öğrenciler de bakmıyorlar. Odak noktası benim çünkü. Benim yaptığım en ufak hareket bile çok önemli onlar için. Değerlisin orada. Büyük bir öğrenme istekleri var. Öğretmen bir şey der, bir şey kaparız diye bakıyorlar. Kamera umurlarında değil zaten.
Hatta filmde çocuklara teneffüse çıkın diyorsunuz, ısrarla size yaptıkları ödevi göstermeye çalışıyorlar.
Orada benim acayip sinirlerim bozulmuştu. Hiçbir şeye bakacak durumda değildim. Israrla geliyorlar. Çok büyük bir öğrenme istekleri var. 

Andı söylerken “Ne Mutlu Türküm diyene” kısmında tuhaf bir atmosfer oluyor mu?
Çocuklarda kesinlikle öyle bir yadırgama söz konusu değil. Artık o bir ritüel. Her gün derse girerken söylenmesi gerekiyor. Hatta birinci sınıflarda andı öğrenip sınıfın geri kalanına söyletene ödül veriyorum. Bir hafta sonra dörde çıktı söyleyenler. Sonra daha da arttı. Yıl sonunda 36 birinci sınıfın 25’i biliyordu. Ben öğrettiğim için seviyorlar. 

Anlamını biliyorlar mı peki?
Tabii ki ezbere biliyorlar.

Zülkif (filmin en akılda kalan öğrencilerinden) öğrendi değil mi?
Zülkif öğrendi. Birinci sınıfın sonunda ailesi taşınma kararı aldı. Siverek merkezde bir okulda şu anda. Öğretmenleri tanıyorum, gittiği okulu da biliyorum. Ayrılma nedeni de onun soyadından başka kimsenin kalmaması şu anda köyde. İki üç aile falan var köyde. Sülale şeklinde. 

Çalıkuşu’nu okumuş muydunuz?
Tabii okudum.

Orada kutsallaştırılan idealist öğretmen figürü gerçeğe ne kadar yansıyor?
İdealist olmayan orada duramaz zaten. Hiçbir şey yok. Altına oturacağın bir ağaç bile yok. Bende inat haline geldi. Bu inada da oradaki öğrencilerin istekleri yol açtı.


    ETİKETLER:

    KPSS