Yabancının bürokrasiyle imtihanı

Nurdan Gürbilek o pek bilinen 'Vitrinde Yaşamak' başlıklı denemesinde Georg Simmel'in yabancıyı "bugün gelip yarın kalan" olarak tanımladığını aktarır; "turist bugün gelip yarın giden kişiyse eğer...
Haber: MARAL JEFROUDİ / Arşivi

Nurdan Gürbilek o pek bilinen 'Vitrinde Yaşamak' başlıklı denemesinde Georg Simmel'in yabancıyı "bugün gelip yarın kalan" olarak tanımladığını aktarır; "turist bugün gelip yarın giden kişiyse eğer, yabancı da bugün gelip yarın gidemeyen, geri dönme imkânı olmayan kişidir" der. Bu topraklarda yabancı olmaksa yerleşememeyi getirir beraberinde, zira yabancı Türkiye'de her gün imtihana çekilendir. Ne kadar kalabileceği, ne kadar dayanabileceği sınanır her gün. "Beğenmiyorsan..." ile başlayan cümleler kurulabilir her zaman, yabancı hissiselim sahibidir, cevap vermez.
Sokaklarında kara kaşınızın, kara gözünüzün dikkat çekmemesi hatta konuşurken bile "falso" vermemeniz o ülkede ayırımcılığa uğramadığınız anlamına gelmez. Var olan yetersiz yasaların bir de uygulamada kifayetsiz kalması gündelik hayatı bitmez bir imtihana çevirir yabancı için. Öncelikle hiçbir meselede ilk olmamanız, hatta mümkünse sizden önce birçok defa benzer koşullardaki yabancıların sizin yürüdüğünüz yolda yürümüş olmaları gerekir. Yoksa bitirdiğiniz kurstan sonra ehliyet alamayabilir, çocuğunuzu ilkokula kaydettiremeyebilir, iş izni alamayabilir, hatta evinize telefon bile bağlatamayabilirsiniz. Zira bu ülkede yaşayan herkeste olduğu farz edilen şey, "TC kimliği" ve yeni arz-ı endam eden "vatandaşlık numarası" sizde yoktur. Dahası bu kadar basit bir belgenin dahi sizde olmaması karşınızdakini sürekli olarak şaşkınlığa uğratacaktır. Türkiye'de yabancı, memurları sürekli şaşırtandır, mahcubiyeti bundandır.
Hayatını sürdürebilmek için emeğini satmak zorunda olan her insan evladı gibi yabancı da başını sokabilecek bir ev ve geçinebilmek için bir iş bulup çalışmak zorundadır. Ancak kendi başına faturalı GSM hattı bile alamayan yabancının iş izni alması yönetmeliklerde mümkün görünse de uygulamada kişinin "çalışana refakat" konumundan çıkabilmesi için ya başına talih kuşu konması ya da her küçük girişimci gibi kendi dükkanını kendisi açması gerekir. Zira yabancılar ikiye ayrılır: Kendi işini kuranlar ve kendi işini kuramayanlar. Yabancıların iş izni meselesi bu yazıya sıkıştırılamayacak kadar önemli, bu nedenle burada sadece yabancının hayatındaki varlığı daim olan "ikamet tezkeresini uzatma" imtihanından bahsedeceğim. İş izni meselesi başka bir yazıya kalmak durumunda.
İkametin mukavemeti
İkamet tezkeresi, yabancının Türkiye'deki kimliğidir. Koordinatlarındaki bir değişikliği 48 saat içinde, iş ve medeni halinde meydana gelen değişiklikleri ise 15 günde ilgili emniyet makamlarına bildirmek, tezkerede "yabancıların dikkat etmesi gereken hususlar" olarak belirtilmiştir. Bugün gelip de yarın gidemediyseniz her an izlenilir olmayı kabul etmek dışında bir seçeneğiniz zinhar yoktur, olamaz da. Asıl mesele sürekli yeniletmek zorunda olduğunuz bu tezkerenin kendi yenilenmesine karşı gösterdiği dirençtir. Yeniletmek için gerekli olan belgeler basittir: Bir dilekçe, pasaport ve ikamet tezkeresi fotokopileri, daktilo ile doldurulmuş bir adet form ve öğrenciyseniz bir adet öğrenci belgesi. Ancak yabancının bir sıfatı daha vardır: Yabancı belgeleri hiçbir zaman tamamlanmayandır.
Öğrenciyseniz her dönem gitmek zorunda olduğunuz Yabancılar Şube Müdürlüğü'nden bir avazda çıkmanıza imkan yoktur. Bürokrasi kendini yenilemekte, sürekli olarak "gelişmektedir". Dolayısıyla eksik belgelilik zaman içinde yabancının tanımına içkin hale gelir. Burada eksik belgelilikten kasıt bizatihi belgelerin tam olmaması değil, bir oksimoron olarak bürokrasinin hiçbir zaman aynı şekilde işlememesi ve yabancının sürekli bir yerlerde "yanlış yapması", sürekli eğreti durmasıdır. Bu yazının amacı görünmeyen yabancının bitmeyen imtihan deneyimini "şanslı vatandaş" ile paylaşmak ise, ikamet uzatma çabasına dönüp de bakmak gerekir. Zira "vatandaşın" kurtuluşu "yabancının" kurtuluşundan bağımsız değildir.
Elektronik sıra numarası uygulamasının saat 17.30'da başlayacak işlemler için saat 14.30 "civarında" Emniyet Müdürlüğü'ne gelip sıra almak anlamına geldiğini sora sora öğrenir yabancı. Ancak bir sorduğunu bir daha bulamaz. Sıra numarası almak ricaya tabidir. İlk aşama atlatılmıştır. İşlemler 18.00'e doğru başlar, yabancıların bu saate kadar işlemlerin yapıldığı kata çıkmaları yasaktır. Daha sonra "koridorlarda dolaşmamaları şartı ile" üst kata çıkabilecekleri söylenir yabancıların, beklenilen yerde değil oturacak, yaslanacak yer dahi yoktur çünkü. Akşamüstü taştan bir emniyet binasında bekleşen insanlardır yabancılar. Mültecileri konu edinen çoğu filmde vardır böyle bir sahne: Yabancılar beklemekte, memurlar tembihlemektedir. Çok uzaklarda değil Aksaray yakınlarında yaşanır benzer sahneler; memurlara dublaj yapılmıştır, Fransızca değil Türkçe konuşurlar.
Aradan beş altı ay geçer, "eksik belgeli" tekrar yolunu tutar Emniyet'in. Medeniyet yolunda bir adım daha atılmıştır: Sıra numarası almaya gelmek randevuya tabidir. Sora sora öğrenir tekrar yabancı. Randevusunu alır, ertesi gün gelip sıra numarası almak için sıraya girer. Daha bir saat vardır sıra numaralarının dağıtımına, kuyruk uzamıştır. "Düzgün durmazsanız dağıtmam numara mumara" der sarışın bürokrasi. Yabancı tembihlenendir, hissiselimdir, dün gelip de bugün gidemeyendir. Susar. Sıranın karmaşıklığı ve bürokrasinin düzen talebi bir uluslararası ilişkiler dersinden akılda kalan "Ortadoğu karışık bir bölgedir, bölgede uzun dönemli siyasi stratejiler kurgulanamaz" desturunu anımsatır. Hakikaten de sıra karışıktır. Zira dün gelenler vardır, sabah gelenler vardır, kim önce gelmiş, kim gelip de gitmiş bilinemez. Ancak Ortadoğu durduğu yerde karışmamıştır. Öncelikle düzene sokmaya çalışandan şüphelenmek gerekir.
Korkak yurttaş, şanslı vatandaş
"Şanslı vatandaş"ın kuyruklardan, azarlamalardan azade olduğu söylenemez. Yabancının deneyimini farklı kılan bürokrasiyle olan zoraki karşılaşmalarının sıklığı ve bu karşılaşmaların mahiyetidir. Yabancının işlemleri hava kararınca yapılır örneğin, belgeleri satır satır okunur, tek tek altı çizilir cümlelerin. Mühürler uzun uzun kontrol edilir, yabancı saatlerce bekler ve en önemlisi tüm bunlar olağandır. İlişkiyi farklı kılan görünürdeki işlemlerden ziyade ilişkiye içkin olan güvensizlik hissidir. Yabancı hem güvenilmeyen hem de güvencesiz olandır. Külyutmaz bürokrasi isterse saatlerce bekletebilir, "ben istiyorum" ya da "sigortalarım atıyor" diyebilir en sakin ve en huzursuz edici sesiyle, hiçbir kastı olmadan belki de sadece rahatsız ettiği için belindeki silahını çıkarıp sırasına koyabilir; yabancı ise "şanslı vatandaş"ın aksine hem sürekli tetikte olan hem de Gürbilek'in tanımıyla "gidemeyen" olmanın verdiği çaresizlikle hiçbir zaman "dırdır edemeyendir". Korku ve güvensizlik hissi yabancının gündelik hayatına içkindir. İki adım geride durmayı öğrenir başına bir iş gelmesin diye ve çoğunlukla da iki adım geride durduğu için başına ne geleceği hiç belli değildir, öndekiler görmezler çünkü geridekini.
İkamet tezkeresini uzatmak bir imtihandır. Sadece bir ülkenin sınırları dahilinde nefes alabilmek için verilen bir imtihan. Oysa "eksik belgeli" daha nice imtihanla sorgulanmaya devam eder yabancı olduğu topraklarda. Ve ilginç olan bu sonradan gelenin bir türlü yerleşememesidir. Yabancılık anadan babadan miras kalır bu topraklarda. Bu deneyimin Türkiye'ye has olmadığını söylemek (hemen akla gelen Fransa, Yunanistan örnekleri) sorunun çözümüne değil ancak meselenin olağanlaştırılmasına katkı sağlar. Görünmeyen ayrımcılık görünmez olduğu müddetçe daha da derinleşir, zira yabancı "etliye sütlüye bulaşmak" istemeyen, ensesine vurulan lokması alınandır. Öncelikle yabancının haklı korkusunu yenmenin yollarını bulmak, meseleyi görünür kılmak gerekli. Dolayısıyla adalet, eşitlik ve özgürlük talepleri ile örgütlenen toplumsal muhalefet toplumun en dışlanmış kesimi olan "vatandaş dahi olamamış" yurttaşların gündelik hayatlarına içkin güvensizliği gündemine almalı, yabancının bürokrasi ile imtihanına müdahil olmalıdır.
MARAL JEFROUDİ: Boğaziçi Üni., yüksek lisans