Yapıcı olmak

Seçimler geride kaldı ve birçok konu ve tartışma yakıcı biçimde gündemdeki yerini almaya başladı. Ama bugünün somutuna ve önümüzdeki sürece ilişkin soldan yana bütünlüklü, önaçıcı bir değerlendirme henüz yapılamadığı gibi...
Haber: ERSİN ERGUN KELEŞ / Arşivi

Seçimler geride kaldı ve birçok konu ve tartışma yakıcı biçimde gündemdeki yerini almaya başladı. Ama bugünün somutuna ve önümüzdeki sürece ilişkin soldan yana bütünlüklü, önaçıcı bir değerlendirme henüz yapılamadığı gibi tersine ve içbükey bir tartışma ipuçlarını göstermeye başladı. Önaçıcı bir değerlendirme yapılamayışında hem seçimler öncesi hem de seçimler sonrası ÖDP'nin kendi iç süreçlerine dönük tartışma halinin de önemli bir rolü var. Hatta ÖDP'nin bu durumunu kendi kendini dumura uğratacak bir zaaf olarak görüp kendileri açısından siyasi bir fırsat olarak değerlendiren kimi çevrelerin bir tür mezar kazıcılığına soyunduklarını söylemek bile abartı olmaz.
Bir yanda bir kesim "sol"un tarihiyle ve o tarihte biriktirdikleriyle birlikte "emekli" olması çağrılarını diğer yanda ÖDP'nin yoldan çekilmesi çağrıları takip etti. Böylece solu bugüne kadar zorlukla biriktirebildiklerinden kopararak solun önündeki sorunların hallolacağı gibi bir yanılsama, garip bir biçimde çıkış yolu olarak görülmeye başlandı. Böyle bir tersinden yaklaşım içinde yapıcı bir tartışma ve eleştiri sürecinin yaşanması olanaklarının da genişlemek bir yana daralacağı açıktır. Elbette solun mevcut halinin sağlıklı bir eleştirisine ihtiyaç var. Ama bu eleştirinin kendisi solun bugüne kadar zorlu bir tarih içinde biriktirdiklerinin inkârı üzerine kurulamaz.
Seçimlerde aldığı yüksek oyla birlikte Türkiye'nin fay hatlarının AKP'nin içine taşındığı AKP iktidarı sürecinde, gerçek bir sol muhalefet ve kitleselleşme olanaklarının genişleyeceği söylenebilir. Diğer yandan sol kavramının Baykal yönetimindeki CHP'den ayrışacağı bir süreç de önümüzde duruyor. DTP'nin parlamentoda yer almasının "barış" ve dolayısıyla soldan yana birikim olanaklarını genişletme olasılığı ayrıca değerlendirilebilir. Ama solun bu gelişme ve genişleme olanaklarının artması bir durumdur, bu olanakların solu geliştirip genişleteceği bir yolun oluşturulması ayrı bir durumdur. Bu yolun oluşturulması bir yanıyla solun kendi mücadele ve örgütlenme süreçlerini doğru biçimde kurmasına diğer yanıyla küresel kapitalizm ve onun ülkemiz somutundaki halinin bütünlüklü bir eleştirisi üzerinde şekillenecek günümüz koşullarına uygun kapsayıcı bir programın yaratılmasına bağlı görünüyor. Bu ikisi birlikte ve birbirini besleyip geliştirecek biçimde yapılabildiği oranda başarı şansı vardır.
Bugün özgürlükçü sol iki ters yönelimden uzak durabildiği oranda bu şansı değerlendirebilir: Birincisi bugünün ve dinamiklerinin doğru bir kavranışını atlayıp geçmişin basit bir tekrarına düşmekten ve ikincisi bugünü geçmiş birikim ve deneyimlerden soyutlayıp tarihsizleştirmekten. Birinci yönelim bir tür anakronizme sürüklenerek siyaset dışına düşmeye yol açarken, ikincisi solu ilkesizleştiren ve dayanaklarından yoksun bırakan bir savruluşa ve bu yolla sol muhalefet olanaklarının değerlendirilememesine götürür.
Yeniden örgütlenme
ÖDP, 11 yıllık birikimi ve siyasi-ideolojik içeriği ve pratiğiyle kendinden çok daha fazla bir şeyi ifade ediyor. Bugünün darmadağınık sol muhalefet halinin içinde ÖDP'yi süreçten çekip çıkarmak, sol gelişme olanaklarının genişlemiş göründüğü bugünün sürecini kendi içine doğru çöken veya büzülen bir yere doğru sürükleme olasılığını besler. Bu açıdan ÖDP'nin yoldan çekilmesi değil önümüzdeki dönemin siyasal ihtiyaçlarına göre solun bir bütün olarak yeniden inşasının önünü açacak tarzda kendini yeniden örgütlemesi süreç için hayati bir öneme sahiptir. Bu noktada şu görülmelidir ki "eskilerin" emekli olmaları veya ÖDP'nin "misyonunu tamamlamış bir parti olarak artık yoldan çekilmesi" gerektiğini ileri sürmekle, ÖDP'nin "solun yeniden inşası" tartışmaları alanından çekilerek olmayan "toplumsal hareketleri olduracak" bir kadro örgütlenmesini esas almasını öngörmek aslında aynı kapıya çıkıyor. Her iki durumda da ÖDP 11 yıllık tarihi birikimini de hiçleştirerek yoldan çekilmiş olacaktır. Elbette birbiriyle zıtmış gibi görünen anlayışların aynı noktalarda çakışması ilginçtir.
Bugün birbirleriyle hiç uyuşmaz ve karşıt gibi görünen bazı yaklaşımların "yabancılaşma" kavramını merkeze oturtan bir anlayış üzerinden siyaseti kurgulamasındaki çakışma daha da ilginç ve ironik bir durum yaratıyor. Böylece Marx'ın kendi tarihi içinde aştığı erken dönem düşünceleri yeni ve günümüzü açıklayıcı düşünceler olarak ileri sürülebiliyor. Tabii "yabancılaşma" kavramına merkezi bir önem atfedilince çıkarsamalar da ona göre yapılıyor. Bir yanda bu kavramın içeriğinde yatan "hümanist" yaklaşımın bulanık hali, toplumsal ve sınıfsal olguları belirsizleştirip sivil toplumcu ve liberal bir mücadele anlayışına dayanak olabiliyor. Diğer yanda kavramın tanımındaki "ideolojik yanılsama hali" olgusu "doğru ideoloji"yi kitlelere taşıyacak kadrolarla toplumsal mücadele sorunlarının çözülebileceği gibi bir yanılsamayı besliyor. Ama devrimciymiş gibi görünen bu yaklaşım sadece idealizme yakın düşmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal mücadeleyi geliştirme ve genişletme olanaklarını ve fırsatlarını da daraltıyor. Gerçekte ise devrimci mücadele, varolan gerçek toplumsal eğilim ve hareketleri devrimci bir siyasi mücadele programıyla buluşturma sanatıdır. Ki bu eylemin "kadro"ları da esas olarak bu toplumsal hareketler içinden çıkarak yaparlar bunu.
Bu noktada tekrar somut tartışma sürecimize dönersek; içinde bulunduğumuz durumda soldan yana umut -var olabileceğimiz kimi somut "dış" koşullardan bahsedebileceğimiz gibi- önümüzü açabileceğimiz küçümsenemeyecek bazı "iç" olanaklarımız da var. Ayrıca, özellikle İstanbul'da yaşanan seçim süreci deneyimlerinin gösterdiği bir resim de önümüzde somut olarak duruyor. Yaşanan seçim sürecinde çok değişik kesimlerden ve çevrelerden insanların "uygun koşullar" biraraya geldiğinde, birleştirici bir hedef etrafında bir başarı olasılığı göründüğünde nasıl harekete geçebildiklerini gördük. Elbette bu noktada ÖDP'nin yerinde ve zamanında "uygun koşullar"ı değerlendirme ve süreci okuma konusunda gösterdiği kısmi eksikliğin kendisini ayrıca eleştirmek gerekir. Ama bu eleştirinin kendisini sınırlarının ve öneminin ötesine taşıyarak "eskiler"i emekliliğe ve ÖDP'yi kenara çekilmeye çağırıp solun sağlıklı bir yeniden inşa süreci yaşamasının önünü kapayıcı bir noktaya sürüklemek kabul edilemez.
Son seçimler, sol açısından ülkemizde son derece dar bir varolma alanının bulunduğunu, ama bunun esnetilmesi veya bazı yerlerinden kırılmasının mümkün olduğunu gösterdi. Solda bütünlüklü ve kapsayıcı bir yeniden inşa sürecinin önü açılabildiği oranda ülkemizin siyasi atmosferinin de sola doğru açılması mümkün olacaktır. Ama bu süreci basitçe "sosyalistlerin birliğini yeniden yaratmak" veya varolanları hemen "bir çatı partisi altında toplamak" olarak tasavvur etmek daha baştan süreci başladığı yere geri döndürmek anlamına gelir. Aslında bağımsız aday seçim çalışmaları neyin nasıl yeniden inşa edilebileceğine ilişkin hayatın içinden ipuçları verdi.
Bu noktada belki de bütün bu tartışmaları aşıp geçmek gerekiyor. Önümüzdeki dönemin aynı zamanda solun 12 Eylül hukuku daha doğrusu hukuksuzluğunu ve özgürlükçü sol bir anlayışı anayasa tartışmalarının merkezine oturtacağı bir dönem olarak yaşanabildiği oranda sol gelişme ve genişleme olanakları da çoğalacak. Diğer yandan küresel ısınma ve neoliberalizmin ağır sonuçlarının evlerin, işyerlerinin ve tarım alanlarının kapılarına kadar dayandığı günümüzde solun ideolojik hegemonyasını yeniden kurmasının olanakları da geçmiş dönemlere kıyasla daha belirgin hale gelecek.
Bütün bu koşullarda adım adım ve sağlıklı bir tartışma ve eylemlilik içinde bir süreç yaşanması solu amacına aslında daha çabuk ve doğru biçimde yaklaştırır. Sol muhalefetin, bütünlüklü ve gerçekleştirilebilir bir siyasi program etrafında ve tüm dinamik ve bileşenlerini ifade edecek bir demokrasiye sahip ve somut eylemlilik alanı olarak anayasa sorunu ve önümüzdeki yerel seçimleri önüne koyacak bir platformu oluşturmaya yönelik adımlarla işe başlaması daha gerçekçi bir yaklaşım gibi görünüyor. Bu yol zaman içinde sadece siyasi bir süreç olarak değil ama aynı zamanda sosyal bir süreç olarak Kürt muhalefeti dinamiklerini sol bir eksen etrafında kapsayacak daha bütünsel bir yere doğru yol almayı da kolaylaştıracak.
Şimdi umudun içine sızan umutsuzluğu yok edip umutsuzluğun içinde uç veren umudu birlikte büyütmenin zamanıdır. Sola mezar kazıcılar değil kesinlikle yapıcılar gerekiyor.

ERSİN ERGUN KELEŞ: ÖDP PM eski üyesi