Yapma Reha Çamuroğlu!

Medyanın ilgi odağı haline gelen AKP'nin Alevi kontenjanı adayı Reha Çamuroğlu, Milliyet'ten Devrim Sevimay'a, "Madımak'ı müze yapmamı beklemeyin" dedikten sonra, Yeni Şafak'tan Murat Aksoy'a da, "Alevilerin 'gayrimüslim' olmasını isteyenler var"...
Haber: YÜKSEL IŞIK / Arşivi

Medyanın ilgi odağı haline gelen AKP'nin Alevi kontenjanı adayı Reha Çamuroğlu, Milliyet'ten Devrim Sevimay'a, "Madımak'ı müze yapmamı beklemeyin" dedikten sonra, Yeni Şafak'tan Murat Aksoy'a da, "Alevilerin 'gayrimüslim' olmasını isteyenler var" açıklamalarında bulundu. İlkinde sınırlarının bilincinde izlenimi veren Çamuroğlu, ikincisinde, eleştirilere karşı savunma refleksini saldırı yöntemi üzerinde kurarak, "Devlet içinde bazı güçler Alevilerin İslam'ın dışına çıkmasını istiyor. Çünkü İran'ın etkisine girerler veya İslamcı olurlar diye korkuyorlar" iddiasında bulunuyor.
Çamuroğlu'nun AKP'ye "hicret"i kendisini ilgilendiriyor olmakla birlikte, kullandığı kontenjan onun için bir referans noktası oluşturuyor. Çamuroğlu'na referans olan alanın, bir dizi problemi var ve bu problemleri hangi siyasal iradenin çözüme kavuşturacağı önem kazanıyor. Ancak Çamuroğlu, gittiği yeri yadırgıyor olsa gerek, medyanın tuttuğu aynayı, gelecek tasarımını içeren çözümleri açıklamak yerine hak etmeyenlere haksız suçlamalar yöneltmek amacıyla kullanıyor. Yazdığı 'Tarih Heterodoksi ve Babailer' adlı kitabı nedeniyle Alevilerin kendisine ilgi göstermesine dikkat çekerek önemsediğini gösteren Çamuroğlu, 4.5 yıldır hükümet eden AKP'ye gidişine yönelik eleştirileri, "AKP Alevilere kötü bir şey de yapmadığı" gibi tuhaf bir değerlendirmeyle savuşturmaya çalışıyor.
AKP Alevilere ne yaptı?
AKP, Barış Partisi ve DYP'den sonra Çamuroğlu'nun üçüncü partisi oluyor. Üstelik temelde birbirlerinden çok uzak olmasalar da, farklılıkları olan partilere girmekte sakınca görmediği gibi, hangi partiye giriyorsa, dünyayı o parti üzerinden yeniden keşfediyor. Gene de, Çamuroğlu'nun niçin AKP'de olduğu anlaşılamıyor.
AKP gibi 22 Temmuz seçimlerinin birincisi olacak bir partide seçilecek yerde aday olmuş birinin, aday olduğu partiye ilişkin, "AKP Aleviler için bir şey yapmadı. Ama kötü bir şey de yapmadı" demesi, bulunduğu yere ilişkin utangaçlığını atamadığını gösteriyor. İnsanların değişebileceği temel bir gerçeklik olmakla birlikte, Erdoğan'ın 1994'den bu yana Aleviliğe ilişkin bir adım dahi atmamış olmasını görmezlikten gelmesi ve hatta buna dair sorular karşısında sinirlenmesi de bunu kanıtlıyor. Örneğin din işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, kendisine yöneltilen cemevleri ile ilgili soruya, "bana suç işletemezsiniz" diyerek, cemevleri açmanın suç olduğunu ima etmişti. Aleviliğe dair araştırmalar yapan Çamuroğlu'nun, bunu görmezden gelip, kendi meselesini
"küresel ısınma" ile sınırlaması biraz tuhaf değil mi?
Temel meselesinin "Türkiye'nin demokratikleşmesi ve küresel ısınma" olduğunu belirten Çamuroğlu, Aleviliğe ilişkin problemlerin de Türkiye'nin demokratikleşmesiyle doğrudan ilintili olduğu gerçeğini nedense unutuyor. AKP'nin "son dönemlerde Aleviler konusunda da bir şeyler yapmaya başladı(ğı)" iddiasıysa sığ bir politik propaganda olmanın ötesine geçemiyor. 4.5 yıl tek başına hükümet etmiş bir partinin "son dönemlerde" ne yaptığını açıklamamış olması da merak konusu olmayı sürdürüyor.
Çamuroğlu'nun, "Alevilik üzerinde sistemli bir program vardı. Neydi bu; 1. Alevilik İslam dışıdır, 2. Alevilere Meclis'te kota verilsin, 3. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın. Bunlar laf olarak kolay, ama icraatı mümkün değildir" sözlerini anlamakta zorlanıyorum. Yani, "bu program doğru ancak gerçekleştirilmesi zor" yahut "Ne İslamdışılığı, kota da neymiş, Diyanet kaldırılırsa ben hizmet fırsatını nasıl gerçekleştiririm" mi demek istiyor, anlamış değilim. Çünkü lafın kolaylığı ya da zorluğu değil, doğru olup olmadığı önemlidir.
27 Mayıs özeleştirisi
Çamuroğlu'nun "Devletin içinde odaklanmış bir grup Alevi, inançlarına dönerlerse Şiileşeceklerini düşünüyor"lar iddiası, onun koskoca Alevi topluluğunun ibadet ve inanç biçimini, bu arada eğer yaşıyorsa, anne ve babasının inancını rencide ettiğini ya göremiyor ya da göremeyecek kadar hırsa kurban gittiği anlaşılıyor. Alevilerin inançlarından uzaklaştırıldıkları iddiası, bulunduğu partide Çamuroğlu'nun elini güçlendirebilir, ancak bu kadar asılsız iddia, Alevileri incitmekten ve haklarında üretilmiş yeni bir iddia olmaktan öte bir anlam ifade etmez.
Öte yandan kendisinin AKP'yi tercih etmesinde marazi bir hal görmeyen Çamuroğlu, Alevilerin "bir kanala 3 milyon dolar veren partiyi büyük bir sadakatle desteklemeye devam" etmelerini anlamadığını ifade ediyor. Oysa Aleviler ile Çamuroğlu'nun kastettiği "parti" arasındaki ilişkinin bir "ehven-i şer" ilişkisi olduğunu herkesten çok Çamuroğlu'nun biliyor olması gerekli. Çamuroğlu, bu tutumları nedeniyle Alevileri suçlayacağına, aynaya baksın! İçinde yer aldığı politik partinin seçim süreci boyunca kullandığı tek Alevi sözcüğü, kendisine atfedilen kavramla sınırlıyken, Çamuroğlu'nun suçladığı partinin vaatler programına Alevilerin taleplerinin girmiş olması bile yeterince fark yaratmıyor mu?
Kendisine sorulan Madımak katliamcılarının avukatları Şevket Kazan'a ilişkin soruya Çamuroğlu'nun "Bu şekilde akıl yürütmeye devam edersek o zaman 'CHP 27 Mayıs'ın özeleştirisini yaptı mı?' deriz, 'DYP Deniz'lerin özeleştirisini yaptı mı?' deriz. Ama özeleştiri bekleyerek de hayatı tatil edemeyiz" sözleri karşısında, "Yapma be Reha" demekten başka bir şey düşünemiyorum. Anlaşılıyor ki, "gittiğim yere rengimi veririm" iddiasında bulunan Çamuroğlu, daha işin başında özeleştiri gibi bir erdemi kapının dışında bırakıyor.
Bir atasözümüz der ki, "silgin kaleminden önce bitiyorsa, çok yanlış yapıyorsun demektir!"