Yar bana bir ilham medet!

İlham sıkıntısı, yazarların masabaşından kalkıp farklı maceralar yaşamalarına vesile oldukça, filmler de bu maceralardan ilham almaya devam ediyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

İlham sıkıntısı, yazarların masabaşından kalkıp farklı maceralar yaşamalarına vesile oldukça, filmler de bu maceralardan ilham almaya devam ediyor. Son örnek The Hoax/Sahtekar. Emektar yönetmen Lasse Hallström'ün kotardığı Sahtekar gerçek hayattan alınmış bir düzenbazlık hikâyesi. Howard Hughes'tan (Hayatı Aviator/Göklerin Hakimi'ne de -L. DiCaprio- konu olan eksantrik zengin) biyografisini yazma yetkisi aldığını iddia ederek büyük bir yayınevini dolandıran Clifford Irving, Richard Gere'in övgüye boğulan performansıyla perdeye geliyor. Hallström de işin dolandırıcılık kısmına daha çok eğiliyor. Çeşitli düzenbazlıklarla iş alan kahramanını büyük açmazların içine sokuyor. Zaten tüm deliliğiyle, saplantıları ve inzivasıyla efsanevi, gerçekdışı bir yaratığa benzeyen Howard Hughes, hem Irving'in zihninde hem de filmin üzerinde bir hayalet gibi kol geziyor.
İlham sıkıntısının diğer yazarları götürdüğü yerler ise çeşit çeşit. Ama ortak nokta ilham sıkıntısından kurtulma yöntemlerinin yazarların hayatlarını kökten dönüştürmesi ve böylece ortaya tam sinemalık malzemeler çıkması. Sahtekar'ın bu hafta gösterime girmesini fırsat bildik, ilhamı farklı yerlerde bulmak için çırpınan yazar kahramanlara sahip filmlerden bir çeşitleme hazırladık.
Tabii ki konuyu ustaca görselliğe döken Barton Fink'i başa koymak şart. Cannes'da Altın Palmiye'nin yanı sıra aktör ve yönetmen kategorilerinde de ödüllendirilen Barton Fink, aslında Hollywood'un klasik döneminin Coen usülü değerlendirmesi. Konu, Hollywood'un sularına çektiği saygın bir edebiyatçının, New York'lu oyun yazarı Barton Fink'in (John Turturro) bir türlü yazmaya başlayamaması. Hiç hakim olmadığı bir alanda, B sınıfı bir güreş filmi için senaryo siparişi alan Fink'in ne yapacağını bilemediği zamanlarda banyonun karolarına bakması ve benzeri sahnelerle ilham sıkıntısını tasvirde Barton Fink'in üstüne kolay kolay bulunmaz. Yavaş yavaş deliliğe doğru yol alan kahramanının kafasının içini aktarmakta da.
Cinayet ve ilham
Zaten filmlerden öğrendiğimiz kadarıyla ilham sıkıntısı, cinai hissiyatı körükleyen bir süreç. Stanley Kubrick'in The Shining'i ise cinayetle ilham bulma çabası arasında en sıkı bağı kuran film. Stephen King uyarlamaları arasında özel bir yere sahip yapım (gerçi King pek memnun kalmamış) ilham meselesini, korkutucu sahnelere zemin yapıyor. Yazar Jack Torrance (Jack Nicholson), ilham bulmak için tedirgin edici bir otele göz kulak olma görevini üstleniyor. Ailesiyle beraber otelin yolunu tutuyor. Ama otel, Torrance'ı kendi ailesi için en büyük tehlikeye çeviriyor.
Yapbozlu, bol bol kendine göndermeli komedilere yakın tarihli örnek Stranger Than Fiction/Lütfen Beni Öldürme'de ilham sıkıntısı ve ölüm arasındaki bağlantı farklı bir boyutta kuruluyor. Bir tarafta romanındaki kahramanı nasıl öldüreceğini bilemeyen yazar (Emma Thompson) var. Diğer tarafta ise ona kendini öldürmemesi için yakaran kahramanı (Will Ferrell).
Tekinsizlik sadece cinayetle ve vahşetle kendini dışa vurmuyor. Bir de bastırılmış duygular söz konusu. Wikipedia'nın ilham sıkıntısı maddesinde, bu dertten kurtulmak için sakin bir ara da, daha önce hiç yapılmamış bir etkinliğe başlanması da öneriliyor. François Ozon'un Swimming Pool/Havuz'unun ilham sıkıntısından mustarip Britanyalı polisiye yazarı kahramanı Sarah Morton da (Charlotte Rampling) yayıncısının Fransa'daki yazlığına başta sakin birkaç gün geçirme amacıyla geliyor. Ne var ki yönetmen, François Ozon olunca bastırılmış duygular ortaya çıkıyor, Morton hiç alışkın olmadığı 'etkinliklere' katılıyor. Yayıncının kızı olduğunu söyleyen, hayal mi gerçek mi belirsiz genç fettan Julie (Ludivine Sagnier), kendini sakınan Morton'un cinsel arzularının yavaş yavaş ortaya çıkmasına vesile oluyor.
Kendinden epey genç bir karakterin ortaya çıkışıyla ilham sıkıntısı farklı bir yöne giren diğer karakter de Michael Douglas'ın, Curtis Hanson imzalı Wonder Boys/Harika Çocuklar'da canlandırdığı Grady Tripp. Douglas, bir önceki romanının ardından yedi yıl geçmesine rağmen yeni yapıtını tamamlayamayan, üniversitede yaratıcı yazarlık dersleri vererek geçinen, karısı tarafından terk edilmiş, ot bağımlısı Profesör Grady Tripp rolünde, seyircinin karşısına tanınmayacak bir halde çıkıyor. Sınıfının en asosyal ama en yetenekli öğrencisi, genç, esrarengiz James Leer (Tobey Maguire), Grady'nin ilham yokluğuna farklı bir perspektiften bakmasını sağlayan karakter. Ona âşık öğrencisi ve kiracısı Hannah Green (Katie Holmes), yasak bir aşk yaşadığı rektör Sara Gaskell (Frances McDormand), muzip editörü Terry Crabtree (Robert Downey Jr.) profesör Grady'ye ilham yokluğunda eşlik eden eksantrik karakterler. Tabii bir de çeşitli olaylar sonunda yolu bagaja düşen ölü bir köpek var. Bu karakter dökümü bile, Harika Çocuklar'ın kahramanının ilham sıkıntısını nasıl bir yaratıcılığa çevirdiğinin kanıtı.
Pimpiriklilerin, mızmızların hüküm sürdüğü Woody Allen sineması, ilham sıkıntısı çeken yaratıcılar yönünden hayli zengin. Seçki, edebiyatla kısıtlandığından en iyisi bu zengin kaynaktan Deconstructing Harry/Yaramaz Harry'yi örnek göstermek. Woody Allen, romanlarında hayatından karakterleri kullanmayı adet edinen Harry Block rolünde. İlham sıkıntısının pençesine düşüyor ve romanlarında konu edindiği tüm eski karılarını, yasak ilişkilerini tek tek gözden geçiriyor. Bu geriye bakış Demi Moore, Judy Davis, Kirstie Alley gibi yıldızlardan müteşekkil bir kadronun perdeye gelmesine vesile oluyor. Zaten bol yıldızlı kadrolar, ilham sıkıntısını konu edinen filmlerin bir diğer ortak noktası. Başrol oyuncularının, ilham bulmakta zorlanan karakterlere bir nimet gibi yaklaşması, bunun üstün performanslarına yansıması kesişen noktalardan bir diğeri. Tüm bu ortak noktalar da aslında karakterlerin ilham sıkıntısının, onların hikâyelerini aktaranların yaratıcılığını körüklediğini gösteriyor.