Yaşlılığı yoksulluğun elinden kurtarmak

Özellikle insanın yaşlanınca parası olmalıdır. Para derken, zenginlikten söz etmiyoruz. Kimseye muhtaç olmadan geçinebilecek ekonomik bir düzeye sahip olmak, ekonomik açıdan otonomluğunu korumak, yaşlılıkta büyük bir önem kazanır (Schmähl, Fachinger 1999).
Haber: İSMAİL TUFAN / Arşivi

Özellikle insanın yaşlanınca parası olmalıdır. Para derken, zenginlikten söz etmiyoruz. Kimseye muhtaç olmadan geçinebilecek ekonomik bir düzeye sahip olmak, ekonomik açıdan otonomluğunu korumak, yaşlılıkta büyük bir önem kazanır (Schmähl, Fachinger 1999). Fakat Türk yaşlısının çok azı için bu beklentinin gerçekleştiğini gösteren bulgular doğrultusunda, yaşlılık politikalarının en önemli hedeflerinden biri, yaşlılar arasındaki fakirliğin yaygınlaşmasını önlemek ve mevcut fakirliği azaltmak olmalı.
Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verileri sadece yoksulluk ve yaşlılık arasında çok sıkı bağlantılar olduğunu ortaya koymakla kalmadı yoksulluğun içindeki yoksullardan söz edilmesi gerektiğini gösteren bulgular da ortaya çıkardı. Özellikle cinsiyetin bu bağlamda belirleyici bir faktör olduğu anlaşılıyor. Yaşı 60'ı aşmış 3,2 milyon kadının yüzde 90'dan fazlası yoksulluk sınırı altında kalan gelire sahip. Dolayısıyla yaşlılar arasında yoksulluğu azaltma girişimlerinin kadınlardan başlaması yerinde olur.
Yoksulluk ve zenginlik, ekonomik durum açısından geniş bir yelpazenin sol ve sağ tarafındaki son yapraklardır. Zenginlik gibi yoksulluğu da kesin olarak belirleme olanağı bulunmuyor. İkisi de göreli, duruma göre farklı biçimlerde algılanan özellikler olduğu için, yoksulluğun kesin tanımı yapılamıyor. Ekonomik durum için gelir durumunu tanımlamak birçok kompleks problemle bağlantılıdır.
Bir kimsenin gelir durumunu belirlemek için hangi faktörlerin gözönüne alınması gerektiği konusunda farklı görüşler var. Bireyin gelirinden mi, yoksa hane gelirinden mi hareket edilmesi gerektiği sorusu bu bağlamda önem kazanıyor. Eğer sosyal güvenlik sistemi yoksullukta sosyal yardımları öngörüyorsa, hane geliri ön plana çıkarılıyor. Örneğin yaşlı bir çift düşünelim. Erkeğin emekli aylığı 300 YTL, eşinin geliri ise sadece 50 YTL olsun. Bu durumda hane geliri hesaplanarak, 350 YTL bir gelirden hareket ediliyor. Eğer bu yasalarca belirlenmiş "geçim sınırının" üzerinde ise bu çifte yardım yapılmıyor. Geçim sınırının altındaysa, o zamana eksik olan miktar yardım olarak bu çifte veriliyor. Böyle bir yardım sistemi, şu anda Türkiye'de bulunmadığı için geliri olamayan ya da çok az geliri olan yaşlılar, yoksulluk tehlikesiyle karşı karşıya. Yaptığımız analizler, bu durumdaki yaşlıların çokluğuna işaret ediyor.
Gençlikten kalma
Yaşlıların bugünkü yoksulluğu daha önceki yaşam dönemlerinin yarattığı bir sonuç. Gençlik yıllarında hiç çalışmamış ya da sigortasız olarak çalıştığı için bugün emekli maaşı almayan yaşlılar çoğunlukta. Bunlar arasında kadınların oranı aşırı derecede yüksek. Bu durumdaki 10 yaşlıdan sekizi kadın. Çünkü ülkemizde kadınların eğitim almasına ve çalışmasına olumsuz bakan bir kesim hâlâ var. Bugünkü genç kız ve kadınların, gelecekte büyükannelerinin akıbetine uğramamalarını sağlamak, ilk etapta belki eğitim politikalarının bir hedefi olarak kabul edilebilir, ancak aynı zamanda yaşlılık politikalarına da bu bağlamda sorumluluklar düşüyor. Kadınların eğitim ve çalışma olanaklarından yararlanabilmelerini sağlayabilmek için eğitim, iş ve yaşlılık politikalarının kesişim alanlarını dikkate alarak, sosyal politikaların tasarlanması gerekiyor.
Eğitim politikalarıyla çocuk ve gençlerin fırsat eşitliği ilkesi doğrultusunda, eğitim imkanlarından yararlanmalarını sağlamak birinci şart. İş politikaları, gençlere meslek eğitimi için yeni olanaklar yaratacak şekilde tasarlanmalı ve genç kızların bir meslek edinmeleri teşvik edilmeli. Ülkemizde ortaokul ve lise dengi meslek liselerinin, normal ortaokul ve liseler kadar itibar görmemesinin nedenleri daha iyi analiz edilmeli. Bugünkü duruma dıştan bakıldığında, Türkiye'de genç erkek ve kızların, meslek edinerek geleceklerini garanti altına alabileceklerine inanmadıkları anlaşılıyor. Bu yüzden bütün gençler çoğu için hayal olarak kalacak üniversiteye odaklanarak okula gidiyorlar. Ama üniversite mezunu işsizlerin sayısı sürekli çoğalıyor. İş politikaları, gençlere perspektif sunamıyor.
Eğitim ve iş politikaları arasındaki kopukluk, başarısız bir yaşlanma sürecinden geçerek yaşlılığa ulaşan birey sayısının çoğalmasına neden oluyor. Bu yüzden yoksulluk ve yaşlılık arasındaki bağları koparamıyoruz. Geleceğin yaşlıları arasında yoksulluğu azaltmak için bugünkü gençlere üniversite eğitimin yanında, meslek eğitimi perspektifini sunabilmemiz gerekiyor. Ve daima"kızların eğitimi nasıl teşvik edilebilir?" sorusunun cevabını da verebilen politikalara yönelmemiz. Çünkü Türkiye'de her geçen gün yaşlıların sayısı biraz daha artıyor. Bugün Türkiye'de 100 kişiden altısı yaşlı, yarın 20'sini yaşlılar oluşturucak. Yarın o kadar yakın ki, işimize dünden başlamamız gerekiyordu. Yarına bırakırsak geç kalmış olacağız, bu yüzden hiç olmazsa görevimizi bugünden başlayarak yerine getirelim.
15 ya da en geç 20 yıl sonra "yarın" dediğim vakte ulaşmış olacağız. Ülkemizdeki genç insan potansiyeli, ne gurur duyulacak bir özelliktir ne de utanılacak! Toplumlar yaptıklarıyla gurur duyabilirler. Gençlere iyi bir yaşlılık hazırlayabilirsek bundan gurur duyabiliriz. Bunu yapamazsak, ileride başı öne eğik yaşlılar olarak, zamanı boşa harcamış olmanın utangaçlığı içerisinde Cumhuriyet'in 100. yıl kutlamalarına iştirak etmeyi de göze almamız gerekiyor.
Bu yüzden "yaşlılık politikası" ve "yaşlılar politikası" kavramlarını ayırt edebilmeliyiz. Yaşlılık politikaları, bütün nüfusu kapsarken, yaşlılar politikası o günkü yaşlılara yönelik olarak kavranmalıdır. Yaşlılık politikaları yaşlanan insanlara, yani çocuklara, gençlere ve orta yaşlılara göre tasarlanmalıdır. Onları, geleceği kesin olan yaşlılığa hazırlayan, bağımsızlıklarını yaşlılıkta korumalarına olanaklar yaratan "yaratıcı" sosyal politikalara ihtiyacımız var. Bunun yanı sıra yaşlanmış olan, hasta, engelli ve yoksul yaşlıları koruyan, gözeten ve yaşam sevincini artıran ve en az yaşlılık politikaları kadar yaratıcılık gerektiren yaşlılar politikalarını hayata geçirmek gerekiyor.
Sosyal politikalar ve bunlar arasında yaşlılık ve yaşlılar politikaları, bugünkü ve gelecekteki kuşaklara karşı duyulan sorumluluğun bir göstergesi olarak kavranmalıdır. Politika kendisini, iki seçim arasında sıkışıp kalan dar perspektiflerden kurtarmalı, demografik değişimlerle uyumlu uzun vadeli perspektifleri dikkate almalıdır. Bu da ancak hükümet devlet politikaları ile mümkün olabilir. Şimdiye kadar yaşlılık faktörü, devlet politikası olarak görülmedi. Ancak bütün toplumlar gibi Türk toplumu da yaşlandığı için yaşlılık politikalarının devlet politikası kategorisinde yer alması gerekir. Bunu yapabilirsek, yaşlılık ve yoksulluk arasındaki ilişkileri koparma şansımızı artırmış olacağız.
İSMAİL TUFAN: Doç. Dr., Akdeniz Üni., Gerontoloji bölümü