Yeni anayasa ve yargı bağımsızlığı

Bugünlerde çok tartışılan ve daha da tartışılması gereken en güncel konu, 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilmesi ve sivil boyuta getirilmesi konusudur.
Haber: SEYİTHAN GÜNEŞ / Arşivi

Bugünlerde çok tartışılan ve daha da tartışılması gereken en güncel konu, 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilmesi ve sivil boyuta getirilmesi konusudur.
Ancak her kurumun diğer kurumlarla uyumlu olmak üzere yeniden yapılanması durumunda devletin temeli olan ve diğer bütün kurumları hukuk çerçevesine sokan kurum, yargı kurumları olacak. Yargı fonksiyonunu tam yerine getirmediği takdirde diğer kurumların da işlevlerinin sekteye uğraması kaçınılmaz. Bunun için yargının durumunun çok sağlam olması gerekir. Aksi halde devlet ve toplumda güçlü kurum, siyasi parti veya kişilerin hakimiyeti söz konusu olacak. Bu da toplumu ileriye değil geriye götürecek.
Anayasa her kurum ve kişiyi kucaklayan ve hakları koruyan, sosyal adaleti sağlayan, demokratik ve laik cumhuriyetin eksikliklerini gideren, doğayı doğa dışı güçlerden koruyan ve devleti evrensel hukuk içinde tutan, hukukun üstünlüğünü gerçek kılan bir toplumsal sözleşme olmalıdır. Bu mekanizmanın da ana direği güçlü ve tarafsız yargıdır.
Güçlü, adil ve tarafsız yargı için yapılması gerekenleri ise kısaca şu hususları sıralamak mümkün:
1- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK), siyasi, yürütme ve yasama gücünü de üzerinde barındıran Adalet Bakanı'nın üye olması ve Yüksek Kurul'a başkanlık yapması eleştirilen konulardan biri. Bakan ne kadar tarafsız davranış sergilese ve olumlu şahsi özellikler taşısa da, şekli bağımsızlığı tartışmalı hale gelmekten kurtulamıyor. Bunun için, bu durum terk edilerek meslekten bir şahsın kurulun başına getirilmesi ve bakanlık müsteşarının da kuruldan çıkarılması gerekiyor.
2- HSYK'nın ayrı sekreteryasının ve binasının bulunmaması da uygulamada sıkıntılar yaratıyor. Bu nedenle, kurulun bütçesi ve altyapısıyla bütün olarak gerekli ve yeterli donanıma sahip sekreteryası olmalıdır.
3- HSYK'nın bağımsız bütçeye sahip olmaması da ayrı sıkıntı konusu. Kurul gerekli donanım, araç gerece, personele, eğitsel faaliyette bulunması için bağımsız ve yeterli bütçeye sahip olmalıdır.
4- Hakim ve cumhuriyet savcılarının Adalet Bakanlığı'na bağlı müfettişlerin denetlemesi olgusu da ayrı sorun teşkil ediyor ve tartışmalara neden oluyor. Zira adalet müfettişleri doğrudan Adalet Bakanı adına denetim ve teftiş yapıyor. Dolayısıyla teftiş kurulu Bakanlık'tan alınarak yüksek kurula bağlanmalı.
5- Yüksek yargı kurumlarının, özellikle Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması yargı bağımsızlığıyla çelişir bir durum yaratırken, yeni taslakta, bunun bir kısmını da yasama meclisine seçtirme istemi yargıyı siyasallaştırmak için ciddi bir zemin yaratacaktır. Adayların seçilmek için siyasal partilerle dirsek temasına geçmeleri kaçınılmaz olacaktır. Kurumların kendi organlarını ve yetkili makamlarını seçme hakkına sahip olduğu demokratik bir düzende bu durumu yargı camiasından esirgemek tamamen güvensizlik sonucunu doğurur. Dolayısıyla yargı kurumları kendi iç dinamikleri içinde üye ve başkanlarını da seçebilmelidir.
6- Hakim adaylarının Adalet Bakanlığı tarafından mesleğe alınması da yeni düzenleme ile tamamen Bakanlıktan alınarak Yüksek Kurula bırakılmalı.
7- Yargıtay ve Danıştay üyelerinin, HSYK tarafında atanması da bir başka eleştiriye konu olabiliyor. Burada da objektif kriterlerden uzaklaşıldığı ve kişisel ilişkilere kayma şeklinde bir eğilim başgösterdi. Oysa bu objektif kurallara bağlanarak, ya belirli başarı kriteri veya sınav sistemi ya da eşitler arasında kura ile belirleme yöntemine bağlanmalıdır.
8- Cumhuriyet Başsavcılarının özellikle bakanlığın ağırlığı ile kurul tarafından atanması da ayrı ve ciddi bir sorun teşkil ediyor ve birçok kişinin küskünlüğüne sebebiyet veriyor. Çünkü çoğu kez iyi ilişkileri olan kişilerin seçildiği iddiasını gündeme getiriyor. Hem kıdem ve hem de tecrübe bakımından daha düşük olan kişilerin, daha kıdemli ve daha başarılı olanın üstüne başsavcı olarak atanmaları vaki olabiliyor ve iddia edilebiliyor. Bu nedenle Cumhuriyet Başsavcılarının ya sınav, ya mahallindeki meslektaşları tarafından demokratik şekilde seçilmeleri veya eşitler arasında kura ile belirlenmesi yerinde olacaktır.
9- Cumhuriyet Başsavcılarının işin ağırlığına karşın gerekli mesleki ve makam güvencesine sahip olmamaları da bir başka sorun. Bu bedenle Cumhuriyet Başsavcıları işin ağırlığına karşı gerekli mesleki ve makam güvencesine sahip kılınmalıdır.
10- Adalet Bakanlığı'nın bütçesinin Anayasa'da belirli bir oransal güvenceye bağlı bulunmaması da yargıyı zor duruma sokan etmenlerden bir tanesi. Bu durumu önlemek için Adalet Bakanlığı'nın bütçesi, Anayasa'da belli bir oransal güvenceye bağlanmalıdır.
11- Yargısal faaliyetler ile üniversiteler arası ilişkinin kapalı olması da uygulama ile teori ve bilimsel gerçekler arasında çelişki yaratıyor. Bunun için üniversite hocalığıyla hakimliğin birlikte yürütülebilmesi ve hakimlerin de bilimsel faaliyete bulunması yolunun açılmasına olanak tanınmalıdır.
12- Yargının adli, idari ve askeri olarak çok başlı olması da arzu edilen yargı birliği ilkesine aykırıdır. Bunun için yeni oluşturulacak anayasayla bu çok başlılık giderilmeli ve birlik sağlanmalıdır.
13- Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler, Yüksek Askeri Şura'nın kararları ve HSYK'nın kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması da birçok tartışma ve itirazlara sebebiyet veriyor. Bu nedenle bu kurumların müeyyide uygulanması şeklindeki kararlarına yargısal denetim yolu açılmalıdır.
14- Hakim ve savcılara ait sendikal bir örgütün bulunmaması da yargı sistemi ve çalışanları için en büyük eksikliklerden. Zira yapılan olası bir kurumsal yanlışa bireysel olarak karşı durmakla, daha güçlü ve güvenli olan sendikanın karşı duruşunun etki ve sonuçları çok farklı olabiliyor. Bu nedenle hakim ve savcılara mesleki sorunlarını çözme ve yargı bağımsızlığı ile hukuk devletini geliştirme amaçlı sendika kurma hakkı sağlanmalıdır.
İşte yukarıda sayılan tenkitler nedeniyle yargı bağımsızlığı tartışmalı hale gelebiliyor. Devletin diğer kurum ve kişileri keyfi hareket edebiliyor ve dolayısıyla hukuk devleti denilen olgu ve gerekleri özlenen biçimde gerçekleşemiyor. Bu olumsuzluğu gidermek için yeni inşa edilecek anayasa taslağında bu durumlar dikkate alınmalı. Bunların belki bir kısmının da, anayasada yer almaksızın, anayasanın ruhuna uygun yasal düzenlemelerle yapılması mümkün olmakla birlikte, temel omurganın anayasada yer alması gerekliliği de gözardı edilmemelidir.

SEYİTHAN GÜNEŞ: Yargıç, İstanbul