Yeni doğanlar ailenin iyi niyetine emanet

Türkiye'de senelerdir yaşanılan ancak fark edilmeyen önemli bir eksiklik gün ışığına çıkıyor: Ülkemizde dünyaya gelen bir bebeğin nüfus kayıtlarına geçmesi tamamen ailenin iyi niyetine teslim edilmiş durumda.
Haber: ATALAY ERGEZEN / Arşivi

Türkiye'de senelerdir yaşanılan ancak fark edilmeyen önemli bir eksiklik gün ışığına çıkıyor: Ülkemizde dünyaya gelen bir bebeğin nüfus kayıtlarına geçmesi tamamen ailenin iyi niyetine teslim edilmiş durumda. Yeni doğan bebeklerin, devlet tarafından otomatik bir işleyişle nüfus kütüklerine kaydının yapılmaması bir dizi sakıncayı da beraberinde getiriyor. Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz, kadın doğum uzmanı Prof. Dr. Nurettin Demir, "Bizim görevimiz sağlıklı bir şekilde doğumu gerçekleştirdikten ve İl Sağlık Müdürlüğü'ne kaydı ilettikten sonra bitiyor. Nüfus kayıt sistemiyle aramızda veri alışverişi yok. Ülkemizde bu yükümlülük ailelere bırakılmış" diyor.
Şu anki sistemde, bebeklerin kayda alınması ailenin nüfus müdürlüklerine başvurusuyla gerçekleşiyor. Özel durumlarda kamu görevlilerinin beyanı veya bir şikayet söz konusu olmadığında, kayıt başvurusu ebeveynin insafına terk edilmiş durumda. Bebeklerin kayıt altına alınması devlet eliyle gerçekleşmediğinde ise her tür riske kapı aralanıyor. Türkiye'nin 1990 yılında imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde konuyla ilgili bir hüküm bulunuyor: "Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek."
Sağlık takibi var, kayıt takibi yok
Yaptığımız araştırmalara göre sistem şöyle işliyor. Özel ya da kamu hastanelerinde gerçekleşen doğumlar, bir liste halinde İl Sağlık Müdürlüklerine teslim ediliyor. İl Sağlık Müdürlükleri de, kayıtlarda bulunan ikamet adresine en yakın sağlık ocaklarına yeni doğan bebekleri bildiriyor. Sağlık ocakları ise sadece aşı ve diğer sağlık sorunları için belirtilen adrese gidip ebeveynleri yönlendiriyor. Bu çalışma sadece bebeğin sağlık sorunlarını giderme amacı taşıyor ve kayıt işlemlerini içermiyor. İkamet adresinin yanlış verilmesi, taşınma ya da başka bir nedenle bebeğe ulaşamayan sağlık görevlilerinin konuyu takip etmek gibi bir yükümlülükleri yok. Bebeğin kayıt altına alınmasının tek yolu, ebeveynin ya da herhangi birisinin nüfus müdürlüğüne başvurması.
Avrupa'daki uygulamada ise doğum gerçekleştikten sonra, bebeğin nüfus kayıtlarına geçmemesi gibi bir şey söz konusu değil. Sağlık görevlilerince gerçekleşen doğum sonrasında hemen sonuçlar ilgili müdürlüklere bildiriliyor ve yeni birey ebeveynin beyanı beklenmeksizin nüfus kayıtlarına işleniyor. Almanya'da yeni doğumlar doğrudan Standesamt'a (nüfus ve evlendirme müdürlüğü) bildiriliyor. Böylece hem dünyaya yeni gelmiş olan bebek devletin takibi altına alınıyor hem de ebeveynin bebekle ilgili sorumluluğu tescilleniyor.
Türkiye'de kayıt sistemindeki bu boşluk nedeniyle sağlıklı istatistik verileri oluşmadığı gibi, istismarın boyutları da bilinemiyor. Gerçekte "var" olan bebeğin nüfus kayıtlarında "yok" olması, kötü niyetli tasarruflar karşısında hiçbir çaresi bulunmayan yavruyu devlet güvencesinden de mahrum ediyor. Sistemin tamamen "beyan" üzerine kurulu olması, bebeğin gerçek doğum tarihinden, gerçek anne-babasına kadar birçok önemli detayı da riske atıyor. Kimlik tespitinde şikayet ve itirazın olmadığı durumlarda, bebek ancak ailenin iyi niyeti oranında temel haklarına kavuşabiliyor.
Kayda geçmeli
Prof. Dr. Nurettin Demir, kayıtların otomatik yapılmamasının birçok sakıncası olabileceğine dikkat çekip şunları söylüyor: "Bir bebek gerçekte var ama kaydı yapılmadığı için hukuki açıdan yok ise, risk altında demektir. Bu boşluk istatistikleri de yanıltabilir, dünyaya yeni gelen canlının doğru bilgilerle kimliğinin oluşmasını da riske atabilir. Kayıt işlemine devletin müdahale etmesi, kimi ebeveynlerin psikolojik sorunlarının, yaşadığı çevrenin olumsuz etkilerinin bebeğe yansımasını da en aza indirecektir."
Yürürlükte olan mevzuata, "Doğum olayları çocuğun doğum tarihinden itibaren bir ay içerisinde Nüfus Müdürlüklerine bildirilmek zorundadır. Aksi takdirde 3669 sayılı Kanun gereği para cezası uygulanır" deniyor. Yasal süre içinde bildirimde bulunmamanın cezasını belirlemek ise 13/10/1990 tarihli ve 3669 sayılı Kanunla Mülki İdare Amirlerine devredilmiş. Kişisel durum olaylarının yasal süreler içerisinde bildirilmemesi, şeklinde tanımlanan suçun işlenmesi halinde, Mülki İdare'nin belirlediği çok küçük miktarlarda para cezası uygulanıyor. Asıl sorun ise, mevcut nüfus sisteminin -böylesi bir "suçun" oluşup oluşmadığı, bebeğin var olup olmadığını- kayıt altına alacak otomatik bir işleyişten mahrum olması.
Türkiye'nin 1990 yılında bir taraf olarak imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde nüfus kayıt işleminin nasıl olacağından bahsediliyor. "Doğumdan hemen sonra, derhal..." vurgusu yapılarak, taraf devletin bu konuda uyması gereken standart belirtiliyor. Türkiye tarafından imzalanan sözleşmenin ilgili maddesi şöyle: Madde 7: Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve doğumdan itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve mümkün olduğu ölçüde ana-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olacaktır.
Kampanya
Ülkemizde nüfus kayıtlarının, doğum gerçekleştikten hemen sonra devlet eliyle gerçekleşmesini isteyen bir kampanya başlatıldı. Kampanyada konuyla ilgili bir metin imzaya açılmış. Bir bebeğin güvenli bir dünyaya doğduğunu tescilleyen ilk resmi işlem "nüfus kaydıdır" deniyor ve yetkililer mevzuattaki bu boşluğun hemen giderilmesi için göreve davet ediliyor. Kampanyaya www.izmirline.com sitesinden erişilebilir.