Yeni HSYK ve YARSAV düeti

Yeni HSYK ve YARSAV düeti
Yeni HSYK ve YARSAV düeti
YARSAV hem geleneksel bürokratik devlet geleneğinin sıradan bir taşıyıcısı hem de 'hakim vasatı'nın tipik bir temsilcisi. Yargının 'yeni sahipleri'yle buluşma zemini de tam bu nokta
Haber: FARUK ÖZSU - farukozsu@hotmail.com / Arşivi

Eldeki tespitler ve kavramlarla somut durumun tutarlı ve bütünlüklü bir analizi yapılamıyorsa ya tespitlerde sorun vardır ya da kavramlarda (veyahut ikisinde de). Bazen de entelektüel acziyet yahut çelişki sanılan şeyin tutarlı bir mânâ bütünlüğü olabilir. Anlamak için de uçuşan laflara değil, sözün ürediği zihniyet haritasına bakmak gerekir.
Önümde, asıl anlamı alt metninde olan bir yazı var: YARSAV yöneticisi Mustafa Karadağ’ın 04.12.2011 tarihli Radikal İki’deki “YARSAV üzerine” başlıklı yazısı. Karadağ, Demokrat Yargı Genel Sekreteri Kemal Şahin’in -Yargıtay’a seçilen ve blok olarak hareket eden 160 üye arasında YARSAV’ın ikisi yönetici, 20 küsur üyesinin olmasından hareketle- “YARSAV’ın yeni HSYK’yla uyumuna” işaret etmesine itiraz ediyor, ama izahatı pek tatminkâr değil. Şöyle ki: 

Türk tipi inkâr
Seçilenlerin bir kısmının, eski HSYK’nın “yargı içi iktidar olduğuna inanıldığı dönemde” (bu algı bir “yanılsama” imiş gerçi) HSYK’ya ulaşmak için YARSAV’a üye olduklarını, bir kısmının da baştan beri üye olmasına rağmen seçilmelerinin “yeni dönemde kısmet olduğunu” söylerken, hem YARSAV’ın eski dönemdeki pozisyonunu itiraf ediyor, hem de Kemal Şahin’in “uyum” iddiasını doğrulamış oluyor. Sonrasında “bana ne canım, gidin bunu yapanlara ve o dönemin başkanına sorun!” diyerek eylemi dışlaması da cabası (zaten yazı kurumsal değil, kişisel savunma mahiyetinde).
Ardından bu tuhaf izahattan sıkılıyor, “yargıçların devletin âli menfaatlerini korumalarına ‘artık’ gerek kalmadığını” da ekleyip yargısal temennilerle sona yaklaşıyor ve -yargı tamamen bağımsız olsa mükemmelen çalışacakmış gibi- altında emniyetin ek binası olan Antalya adliyesi fotoğrafını gösterip yargının “organik/inorganik bağlarına”, yargı bağımsızlığı adına hayıflanmamızı isteyerek bitiriyor.
Girişi polemiğe davet etse de, elle tutulabilir somut bir muhtevaya sahip olmaması nedeniyle Karadağ’ın yazısının polemik değeri yok. Zaten bu yazının amacı da polemik değil, sözün türediği zihinsel haritaya dikkat çekmek.
Bu anlamda en önemli nokta, Karadağ’ın “Yeni HSYK’nın, Adalet Bakanlığının bürosu haline geldiğini” söylemesinde. Oysa YARSAV, HSYK seçimlerine iki bakanlık bürokratı ile dahil olmuş ve bu tercihiyle, sıkışan Adalet Bakanına bir can simidi atmıştı. Peki burada bir mantık hatası mı var yoksa daha derinlerde bir zihniyetin ipuçları mı boy veriyor? Buyrun, bir bakalım o halde. 

Devletçi gelenek
Burada anlatmaya imkân olmayan sebeplerle, tüm modernlik çabasına rağmen Türkiye , köylülükten kopup modern kent kültürüyle tanışamadı. Bu nedenle de toplumsal-siyasal ilişki biçimleri taşranın cemaatik kodları üzerinden yürümeye devam etti. Sivil toplum ve birey bilinci gelişemedi.
Siyaset, toplumsal farklılıkların yansıdığı ve toplumsal-siyasal sorunların tartışıldığı sivil ve dinamik bir eylem değil, doğrunun tebliğ edildiği, iktidar odaklı bir güç savaşı olarak anlaşıldı. Devlet kurumları ve görevlileri erdem, şeref ve ahlâki değerlerle anılırken, siyaset “çıkarcı ve kirli” bir meşgale sayılıp lanetlendi.
Özetle Türkiye siyasetinde, devlet dışı bir düşünce geleneği oluşmadı. O nedenle de tüm politik grupların algı ve refleksleri ortak: “Militarist, devletçi, bürokratik, otoriter ve toplum mühendisçi” bir algı ve anlayış bu...
Bu siyasal-kültürel geleneği teşhis ettiğimiz zaman YARSAV’ın hangi geleneğin ürünü olduğunu ve hangi reflekslerle davrandığını anlamamız çok daha kolay. 2000’li yıllarda hızlanan vesayetteki çözülme karşısında geleneksel iktidar bloğunda yer alan -yüksek- yargı, tarihi bir hamle yaptı ve YARSAV’ı kurdu. YARSAV, hızla merkeziyetçi devlet geleneğinin yargıdaki temsilcisi haline geldi. Ana söylemi, “Bakan gitsin, yargı bağımsız olsun!” idi ve bu retoriğinin arkasındaki hedef ve strateji çok açıktı: Siyaset aracılığıyla toplumsal çeşitlilik ve taleplerin devlet alanına sızmasını önlemek...
Yargı sorunlarına geleneksel vesayet gerekçeleri ile yaklaşan YARSAV, politikayı imâ eden her siyasal girişime blok koydu: 367, türban kararı, kapatma davası gibi birçok bürokratik “muhalefetin” ya içinde oldu ya da destek verdi. Hükümetin “gidici” olduğu zannıyla hakim-savcı alımlarının iptallerine çabaladı.
Lâkin kurucuları, - bugün de sözlerini anlamsızlaştıran- bir gerçeği gözardı etti: -Geleneksel iktidarın “bürokrat vasatı” ile zihinsel ortaklığı da olan- “Hakim vasatı”nı. Yani apolitik, toplum ve siyaset karşıtı, bürokratik bir siyasal kültür ile anti-entelektüel, taşralı ve sokağın parçası olan yargı kültürünü...
“Vasat”, ön plana çıkmış olan Eminağaoğlu ve ekibini ‘siyaset yapmakla’ suçlayarak “cemaatin yardımıyla” (“naylon üyelerle”) devirip yerine “hakim vasatı”nın en kristalize örneklerinden olan Emine Ülker Tarhan’ı getirdi. Tarhan dönemi ve devamı olan şimdiki yönetim, yargının “yeni sahibi” olan klikle devletçi, bürokratik ve apolitik yargı kültürü zemininde kolayca uyum sağladı.
Tüm bunların gösterdiği şu: YARSAV hem geleneksel bürokratik devlet geleneğinin sıradan bir taşıyıcısı hem de “hakim vasatının” tipik bir temsilcisi. Yargının “yeni sahipleri”yle buluşma zemini de tam bu nokta. 

Şaşırtmaca muhalefet
YARSAV, işte bu siyaset karşıtlığı ve kadim yargı kültürü üzerinden kurulan zihinsel mutabakat sayesinde iktidar bileşenlerinden apolitik olan “saklı iktidar kliği”ne yanaşıp, “yüzeydeki politik gövdeye” muhalefet ediyor. Yargıyı ele geçirenin “saklı iktidar kliği” olmasına ve kliğin yargıyı “devletleştirmesine” rağmen, “hükümet yargıyı ele geçirdi!”, “yargı siyasallaştı” diyerek hem kamuoyunu maniple ediyor hem de politik öfkeyi “görünen iktidar gövdesine” yönlendiriyor.
Sonuç olarak, siyasetin “görünen” halleri ve tarafları esas alınarak ve bu taraflara katılmak suretiyle ciddi, etkili ve gerçek bir politik muhalefetin yürütülemeyeceğini de vurgulamadan geçmemek gerekiyor. Bugün geldiğimiz politik noktada “görünen” ile “gerçeğin” birbirinden ayrılması her zamankinden daha acil. İktidar içindeki ayrışmalar da dahil, gerçek ve somut politik ayrışma süreçlerine dikkat gösterilmediği sürece, YARSAV ve bugünkü HSYK’nın birbiri ile buluştuğu o siyasi geleneği gözardı edip, bu iki hizbin “devlet koridorları”ndaki saçma kavgalarını ciddiye almak gibi bir tehlike ile karşı karşıya kalırız.
 
FARUK ÖZSU:  Diyarbakır Hakimi/Demokrat Yargı Yönt. Kur. Üyesi