Yeni sisteme hoşgeldiniz çocuklar

İnsan yaşamında okulların açıldığı günlerin bir başka anlamı, heyecanı olsa gerek. Okulda ilk günler, ilk öğretmen, yeni arkadaşlıklar ve ailenin dışında yeni bir çevre.
Haber: SADIK KARTAL / Arşivi

İnsan yaşamında okulların açıldığı günlerin bir başka anlamı, heyecanı olsa gerek. Okulda ilk günler, ilk öğretmen, yeni arkadaşlıklar ve ailenin dışında yeni bir çevre. Hep çocukluğumuzun o günlerini hatırlar, ne güzel günlerdi diye iç geçiririz. Bu sene oğlumun okula başlamasıyla o heyecanı daha yoğun olarak yaşadım. Okula kaydını yaptırdığım günden itibaren günler, saatler sayıldı ve okulların açılacağı günün akşamına geldik. Bu süreçte oğlumun gözlerindeki ışıltı beni yeni sevinçlere sevk ederken, onun sevincini ve heyecanını gördükçe yaşadığım mutluluğu da anlatmam imkânsız. O akşam da izlemek istemediğim ama izleyorn de kendimi alıkoyamadığım sıkıcı ve bir o kadar da karamsar ana haber bültenlerini seyrederken, yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla ile ilgili haberler dikkatimi daha çok çekti. Haberde 900 bin öğrencinin bu sene yeni eğitim öğretim yılına başlayacağı belirtiliyordu.
Tüm kanallarda tekrar tekrar haberi izlerken bir taraftan da okullarımızın dolayısıyla eğitim sistemimizin içinde bulunduğu durumu düşündükçe mutluluğum ve sevincim karamsarlığa (oğluma her ne kadar hissettirmesem de) dönüştü. Neden mi diyeceksiniz! Acaba eğitim sistemimiz onun ve diğerlerinin yani onların ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkaracak, mutlu, üretken ve düşünen bir vatandaş olarak yetiştirecek bir yapıda mı? İsterseniz onların yaşayacaklarını birlikte değerlendirerek buna karar verelim.
Okula başladıktan sonra bazılarının belki bir süre öğretmenleri olmayacak. Diğer yaşıtlarının bir kısmı bu arada okumayı sökecek, anne babaları öğretmensiz geçen sınıflara akıl erdiremeyecekler. Çünkü MEB istatistiklerine göre bir öğretmene yaklaşık 25 öğrenci düşüyor. Neden 40- 50 kişilik sınıflar, neden öğretmensiz geçen sınıflar, sorularının yanıtını anne babalar bir türlü bulamazlar. Ama zamanla duyacaklar bazı okullarda/illerde öğretmen yığılması/dengesizliği var diye. Yine istatistiklerden okurlar Burdur ilinde 16, Muş'ta 40 öğrenciye bir öğretmen düştüğünü.
Onların eğitim sistemi hakkında söz hakları olmayacaktır. Yalnızca eğer öğretmenleri uygun görürse sınıf başkanlarını seçecekler, en iyi yönetim biçiminin demokrasi olduğunu bilecekler. Görüşleri pek sorulmaz, sen daha küçüksün der büyükleri. Halbuki okudukları kitaplarda BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesinde "Görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda düşüncelerini serbestçe ifade etme hakkı tanınır" dendiğini, TV'de, gazetelerde birilerinin "düşünen, üreten, araştıran, düşüncelerini özgürce açıklayan, demokratik değerleri yaşam felsefesi haline getiren öğrencilerin yetişmesi esastır" dediğini sık sık işitecekler.
Adam olmak için
Ders seçme gibi bir tercih hakları kesinlikle olmadığı gibi, hangi öğretmen olursa olsun onu dinlemek, uslu olmak, "çiçek olmak" zorunda kalacaklar. Şımarma, öğretmeni dinlememe, aykırı davranışta bulunma durumlarında okulun mevzuatı ile karşılaşacaklar. Onlar çantaları ellerinde okul yolunu tutarken her sene çözmeleri gereken yüzlerce sayfalı test kitapları olacak, a, b, c, d şıkları arasında gidip gelecekler. Çünkü okumak hayata atılmak, "adam olmak" için test çözmek, dört seçenekten birini işaretlemek gerekecek. Onların önünde Anadolu liseleri, fen liseleri ve üniversiteye girmek için "adam olma"nın kapısının aralandığı OKS ve ÖSS gibi sınavlar olacak. Bu sınavları başarmazlar ise genel veya meslek lisesi gibi liselere gidecekler ve yalnızca "diplomalı lise mezunu" olacaklar ve diploma da hiçbir işe yaramayacak. Bunun yanında onların arkadaşlıkları test çözme üzerine kurulu olacak. Karşılıklı diyalogları "başarı değerlendirme sınavında kaç test çözdün?", "bir eksik çözdüm, babam bana kızdı" olacak. Onların hayattaki başarı göstergeleri de çok test çözmeye endeksli olacak. Oyun oynamaları, resim yapmaları, şarkı söylemeleri, masal dinlemeleri, münazara yapmaları, tiyatroya gitmeleri, gezilere katılmaları, kitap okumaları, kompozisyon yazmaları yasak olacak.
Onlara hep sorulacak "ne olacaksın" diye. Büyüklerinin hoşuna gidecek cevaplar verecekler. Doktor, öğretmen, asker vb. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek "senin ilgin ve yeteneğin budur, okuldaki çalışmalar bunu gösteriyor bu alanda başarılı olacaksın" diye. Çünkü büyükler için başarı yetenekte değil daha çok test çözmededir.
Onlar testlerin ve büyüklerinin tavsiyesiyle ortaöğretime yönlenecekler. Hedef bellidir. İyi üniversitenin iyi bölümünde okumak şarttır. Yoksa 23- 24 yaşlarından sonra işsiz kalacaklar. Üniversiteye girememek hayatın sonu demektir. İş yoktur çünkü. Çevrelerinden duyarlar "falan kişi üniversiteyi kazanamadı, intihara teşebbüs etti" diye. Üniversite sınavı onların korkulu rüyası olacaktır.
Onlar büyüdüklerinde anlarlar "ezberci eğitimin" ne olduğunu. Eğitim sisteminin düşünce ufuklarını açacak bir kitap okumalarına imkân vermediğini, hayata daha sıkı bağlanmalarını sağlayacak birer hobilerinin oluşmasını engellediğini anlayacaklar.
Yeni eğitim yılında, okula yeni başlayan yavrularımıza bol testli, dört seçenekli eğitim sistemimize hoş geldiniz diyorum. Onlara sınavlarda başarılar dilerken biz büyüklerin de eğitim sistemimize bakıştaki "ezberimizin bozulmasını" umut ediyorum.

SADIK KARTAL: Yrd. Doç. Dr., Mehmet Akif Ersoy Üni.