Yeni takıntımız Amy

İtiraf etmek gerekir ki, uzun bir süreden beridir siyah gırtlağına sahip beyaz kadın vokalist muhabbeti fazlasıyla can sıkıcı bir hal almaya başladı. Başka türlü söylemek gerekirse, kapağında soluk benizli, renkli gözlü genç bir kız resminin yer aldığı bir albümün içinden...
Haber: DONAT BAYER / Arşivi

İtiraf etmek gerekir ki, uzun bir süreden beridir siyah gırtlağına sahip beyaz kadın vokalist muhabbeti fazlasıyla can sıkıcı bir hal almaya başladı. Başka türlü söylemek gerekirse, kapağında soluk benizli, renkli gözlü genç bir kız resminin yer aldığı bir albümün içinden çılgın gırtlak oyunlarıyla kaydedilmiş R&B, soul, caz ya da daha da fenası hepsinin karışımı şarkıların çıkmasından daha tuhaf birşey olamaz. Ancak zaman zaman tüm önyargıları yerlebir edecek isimler de çıkmıyor değil.
Uzun bir süredir İngiltere'nin dört bir yanından hep aynı ses yükseliyor. Amy Winehouse'un sesi tüm kafeleri, pub'ları, dükkânları, sokakları ele geçirmiş durumda. Daha da ötesi gazeteler, dergiler Winehouse'a iyi kötü bir selam çakmadan gün geçirmiyorlar. Gerçi bunun sebebi Winehouse'un başarısından öte, durmaksızın ertelediği konserleri ve bu konserlerin ertelendiği sabahların her birinde, büyük süpermarketlerin içki reyonlarında çekilmiş fotoğrafları. İlk bakışta manzara biraz itici gözükebilir. Ancak Winehouse'un müziğini dinleyip, samimiyetiyle karşı karşıya kalınca olumsuz gibi gözüken her şey tersine dönüyor.
Winehouse ilk anda, tam da yukarıda sözü geçen "siyah gırtlağına sahip beyaz şarkıcı"lardan biri gibi algılanabilir. Fakat durum o kadar basit değil. Sadece tek bir şarkısını dahi dinlemek onun Bessie Smith, Billie Holiday, Dinah Washington gibilerin küçük kız kardeşi olduğunu anlamak için yeterli. Hatta işi biraz daha ileri götürüp başka tip bir müziğin peşinde olsa da Winehouse'un haliyle, tavrıyla uzaktan uzağa Janis Joplin'e göz kırptığını iddia etmek bile mümkün. Peki, Winehouse'u eleştiri oklarını yönelttiğimiz diğer şarkıcılardan ayıran özellik nedir? Şarkılarını kuran melodi hatlarının çarpıcılığı mı, sözlerinin dikkat çekiciliği mi, albümdeki düzenlemelerin güzelliği mi ya da prodüksiyonun kalitesi mi? Elbette cevap bunların hiçbiri değil. Sadece ve sadece Winehouse'un söylediği tüm şarkılara işlemiş olan, ilk bakışta kendisine hafif 'çıldırmış' havası veren samimiyeti.
Amy Winehouse 14 Eylül 1983'te, birkaç kuşaktır kimisi profesyonel kimisi ise amatör, bir biçimde caz müziğiyle uğraşan Yahudi bir ailenin kızı olarak Londra'da dünyaya geldi. Bütün çocukluğu Kuzey Londra'nın varoşlarında, arka mahallelerinde geçti. Müzikle esas ilişkisi 10 yaşında, bugün kendisinin "küçük beyaz Yahudi Salt 'n' Pepa" olarak nitelediği, kısa ömürlü bir rap grubuna katılmasıyla başladı. Aşağı yukarı tüm gençliği bu tip gruplar, tiyatro okulları, gitar dersleri arasında geçti. İlk kontratını James Tylor aracılığıyla 16 yaşında imzaladı. Bunun ardından kısa bir süre sonra Universal'la ilk albümünü kaydetmek üzere anlaştı. Winehouse'un neredeyse tamamı kendi yazdığı Sarkılardan oluşan ilk albümü Frank 2003 yılında yayınlandı. İyi bir satış çizgisi yakalayan albüm aynı yıl Mercury Müzik Ödülü'ne aday gösterildi ve çıkış şarkısı Stronger Than Me, 2004'te Ivor Novello Ödülü'ne layık görüldü.
Ah o kız grupları
Frank'ın ardından Winehouse, uzun bir süre tek bir şarkı dahi yazamadığı, alkolle, beslenme problemleriyle boğuştuğu bir dönemin içinde buldu kendini. Bu dönemde gerek yakın çevresi gerekse plak şirketi, danışmanları Winehouse'u ısrarla alkol tedavisine yönlendirmeye çalıştı. Ancak Winehouse 2005 başında Mark Ronson'la karşılaştıktan sonra tedavi olmaktansa eve kapanıp yeni albümünü oluşturacak şarkıları yazmayı tercih etti. Back to Black, 2006 sonunda piyasadaki yerini aldı. Albümün gerek İngiltere gerekse Amerika'yı esip geçen ilk single'ı Rehab, Winehouse'un samimiyetini, içinde bulunduğu durumu anlamak için iyi bir örnek: "Tedaviye göndermeye çalıştılar beni ama yok yok yok dedim. Tedaviye gitmektense evde oturup Ray [Charles] dinlemeyi yeğlerim". Rehab, kısa sürede İngiltere müzik listelerinde bir numaraya yükseldi. Albüm Şubat 2007'de Brit Müzik Ödülü'ne layık görüldü. Winehouse, aynı dönemde, uzun yıllardan beri Atlantik'in öteki tarafında da yedi numaraya kadar yükselmeyi başaran ilk İngiliz kadın şarkıcı olarak gündeme oturdu. Tedavi olmaktansa evde oturup müzik dinlemeyi yeğleyen Winehouse, müziğiyle olduğu kadar hem kendi ülkesinde hem de Amerika'da ertelediği konserleri, katıldığı televizyon programlarında sergilediği tavırlarıyla gündemde kalmayı başarıyor.
Back to Black'in prodüktör koltuğunda oturan Mark Ronson ve Salaam Remi, bu albümde bir öncekinin tersine, Winehouse'u cazdan öte 60 ve 70'li yılların meşhur 'kız gruplarının' sound'una yaklaştırmayı tercih etmiş. Ancak söz konusu sound'un 2000'li yılların teknolojisi, Winehouse'un şarkı yazarlığı ve sesiyle biraraya geldiği gözönünde bulundurulursa, sonucun, tahmin edilebileceğin çok daha ötesinde bir güzelliğe işaret etmesi hiç de şaşırtıcı değil. Rehab, You Know I'm No Good ve Back to Black albümün ilk dinleyişte öne çıkan şarkıları. Bunların dışında Winehouse, Me and Mr Jones, Tears Dry On Their Own ve Love is a Loosing Game gibi şarkılarıyla daha uzun süre adından bahsettireceğe benziyor.
Amy Winehouse/Back to Back/Topkapı Müzik