Yeni Türk-Kürt ittifakı

Yeni Türk-Kürt ittifakı
Yeni Türk-Kürt ittifakı
Gelinen noktada Kürtler 'küçük kardeş' muamelesi değil, eşit hak ve hukuka sahip bir statü istiyor ve bundan da vazgeçmeyecekler
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

On yılı aşan iktidarı süresince AKP ’nin en çok uğraştığı sorunlardan biri olan “türban sorunu” artık pek tartışılmıyor, çözümlenmiş gibi görünüyor. Açıkça yapılan yasal düzenlemelerden ziyade YÖK aracılığıyla fiilen oluşturalan ortam ve uygulamalarla türbanlı kızlar üniversitelere rahatça girip çıkar hale gelince sorun da çözülmüş gibi oldu. Kızların “isyanı” da bitti gibi.
Türban çözümünün esası şu: Sorunu zamana yaymak ve fiili uygulamalarla adım atmak için iyi zamanlama yapmak, iktidar olunmasına rağmen muhalefet gibi konuşup şikâyet etmek, “kızların isyanı”nın nedenlerini anlayıp mağduriyetlerini paylaşmak, biriken öfkeyi belagat sanatının inceliklerini kullanarak boşaltmak, bazen kükremek, bazen alttan almak ve sonuçta isyancıları da ileri sürdükleri taleplerin asgari ölçüde karşılanmasına razı ederek, sorunun çözüldüğüne herkesi inandırmak.
Mütedeyyin camia AKP’yi kendi dünyasının içinde, hatta kendi siyasi temsilcisi olarak gördüğü için türbanda sonuç almanın mümkün olduğunu unutmamak gerekir. Yani AKP ile türbanlı kadınlar arasında ikna ve rıza ilişkisinin kurulması zor değildi. AKP türbanlıları sever, sayar, onlar da AKP’ye güvenince zamanla bir noktada uzlaşıldı.

Bu kez işlemedi AKP, Kürt sorununda da bu modeli uygulamak için uğraştı. Ancak “Kürt isyanı”nın türban isyanından hayli farklı olduğunu anlaması uzun zaman aldı. Evet, Kürtlerin bir kısmı da AKP’yi seviyor, oy veriyordu. AKP de buna dayanarak Kürt sorununu türban gibi çözebileceğini düşündü, ancak bu noktada AKP’ye hiç güvenmeyen, onu hısım gibi değil hasım gibi gören, mücadele halindeki örgütlü bir Kürt kitlesi vardı. “Kürt isyanı” zaten bu kitleye dayanıyor, bu kitlenin yaşam tarzı olarak şekilleniyordu. Bu isyancı Kürtler, asgari hakların tanınmasıyla tatmin olmadıkça, fiili bazı uygulamalarla yetinmedikçe, Türklerle tam eşitlik ve özgürlükte buluşma arzusundan vazgeçmedikçe “türban çözümü”nün uygulanması mümkün olmadı.

Kürtlerle ‘büyümek’Geride kalan on yıl boyunca AKP bu çözüm modeli içinde döndü, dolaştı. Bazen “açılım” yaptı, bazen “savaş”. Türban çözümünde kullandığı YÖK gibi bir enstrümanı yoktu ama yaratmak için uğraştı. Federasyonu savunan Kemal Burkay’dan bile medet umdu ama bir türlü sonuç alamadı, isyan sona ermedi. Hatta tam tersine kendisine destek olan Kürtler de uzaklaşmaya başlayınca, bugün yeniden bu model içinde yer alan “isyanın nedenlerini anlayan, mağduriyetini paylaşan” bir yola girmiş görünüyor. Böyle bir noktaya gelinmesinde ülke içindeki koşullar ve elbette Erdoğan’ın başkan olma hesaplarıyla birlikte, esasen Ortadoğu’daki gelişmelerin etkili olduğu açık.
AKP iktidarıyla birlikte Osmanlı bakiyesi olduğunu hatırlayan Türkiye , Turgut Özal’ın emperyal vizyonuna geri dönüp bunu Tayyip Erdoğan pervasızlığıyla ortaya koyunca Suriye’den Irak’a, İran’dan Rusya’ya kadar herkesle karşı karşıya geldi. Bölgedeki tek müttefiğin Mesut Barzani’nin Kürt Federe Devleti olması gerçeğini de dikkate alan AKP liderliği, artık bir “devlet politikası” olarak yeni bir Türk-Kürt ittifakını denemeye karar vermiş görünüyor.
KCK tutuklamalarıyla binlerce Kürt siyasetçi hâlâ cezaevindeyken, BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışılırken, Öcalan’la İmralı’da yapılan görüşmelerin birdenbire ortaya dökülmesinin ve “İmralı süreci” adıyla Kürt sorununda barışçı, demokratik çözüm umudunu tazeleyen bir ortamın hızla gelişmesinin nedeni, işte bu yeni Türk-Kürt ittifakı yönelimidir. Türkiye, sermayesi, ordusu, siyasi iktidarı ve ana muhalefetiyle “Türkiye Kürtlerle büyüyecek” formülüne sarılmış gibi. Suriye, Irak ve hatta İran’la savaşın eşiğinde dolanırken, Kürtlerle savaşmaya devam edemeyeceğine karar veren Türkiye, elbette hâlâ kendini ağabey pozisyonuna yerleştirip, Türkün “büyük ağabey”, Kürdün “küçük kardeş” olduğu bir ittifak ilişkisi öngörüyor. Dolayısıyla ağabey, kardeşi himayesi altına alırken neyi, ne kadar hak edeceğine karar vereceğini de zannediyor, ancak yanılıyor. Gelinen noktada Kürtler “küçük kardeş” muamelesi değil, eşit hak ve hukuka sahip bir statü istiyor ve bundan da vazgeçmeyecekler.
Öcalan, yıllar önce Türkiye’ye “Kürtlerin haklarını tanırsanız ve el ele verirsek, birlikte bu bölgenin en güçlüsü biz oluruz” diye çağrıda bulunmuştu. İmralı görüşmelerinde Öcalan’ın pozisyonu bu olabilir ama Türkiye’yi yönetenlerin kulağında sadece bu stratejik ifadenin ikinci yarısı olan “bölgenin en güçlüsü biz oluruz” lafı kalır da, ilk yarısındaki hakların tanınması şartını duymamaya devam ederlerse, yanıldıklarını göreceklerdir.

Asıl muhatap BDP Kürt sorununun çözümü için silahların devreden çıkması elbette gerekli. Demokratik bir çözüme barışçı bir yoldan ulaşmak için müzakere ve görüşme yöntemi tercih edilmeli. Dolayısıyla “İmralı süreci”nin arkasında emperyal bir vizyon olduğunu unutmadan, yine de silahların susması desteklenmeli. Ancak müzakere süreci derinleşirse nihai bir sonuca ulaşmak için hem Kürt tarafında hem de Türk tarafında iki önemli değişim/dönüşüm şart: Türk tarafı emperyal iştihasından vazgeçip Kürtlerle gerçekten eşit olmayı kabullenmek zorunda. Bunun da ilk şartı AKP’nin “türban çözümü” modelinden vazgeçmesi. Kürt tarafında ise bir zamanlar Baydemir’in “silahsız Kürt hareketi” diye tanımladığı ve esasen BDP’de ifadesini bulan kesim, asıl muhatap olarak öne çıkmalı.
Bu müzakereler siyasidir ve BDP ile hükümet arasında şeffaf bir şekilde sürmesi en doğrusudur. Elbette BDP, İmralı’dan Kandil’e kadar Kürt hareketinin her kesimini dikkate alarak ve nabzını tutarak bu müzakereleri sürdürmek zorunda ama inisiyatif BDP’de olmalı. Dünyada benzer yollardan çözüme ulaşmış örneklerine bakıldığında görülen de bu. Kandil ve İmralı’nın bugüne kadar bilinen tutumu ve BDP’ye biçtikleri rol dikkate alındığında, Kürt hareketinin böyle bir yola girmesi kolay olmayabilir ama siyasi müzakerelerle, barışçı ve demokratik yoldan sonuca ulaşmak ancak böyle mümkün.
Şimdilik gerek Türk tarafında gerekse de Kürt tarafında sözünü ettiğimiz değişim/dönüşüm belirtisi görünmüyor. Böyle bir belirti ortaya çıktığı anda çeşitli dinamikleri harekete geçirerek, ilerlemesi gereken bu süreçten umutlu olabiliriz. Nihai çözümün zaman istemesinin asıl nedeni de budur!