'Yeşil Dev'e dönüştük sanki

Bir alışveriş merkezinin numaralı salonlarından birinde, klimaların içimizi dışımızı kaskatı yapan serinliğinde, birkaç anne baba, biraz daha fazla çocukla, patlamış mısır ritüeli eşliğinde seyrettik Shrek The Third/Şrek Üç'ü.
Haber: TUĞBA BENLİ ÖZENÇ / Arşivi

Bir alışveriş merkezinin numaralı salonlarından birinde, klimaların içimizi dışımızı kaskatı yapan serinliğinde, birkaç anne baba, biraz daha fazla çocukla, patlamış mısır ritüeli eşliğinde seyrettik Shrek The Third/Şrek Üç'ü. Yönetmenliğini Raman Hui ve Chris Miller'ın üstlendiği bu animasyon harikasının daha önceki filmlerini DVD marifetiyle hafızaya kaydeden oğlum üçüncüyü o kadar da 'ilginç' bulmadığını söyledi. Belki de sinema salonunu loş karanlıkta gözlerini belerterek incelemeye çalıştığı için yeterince konsantre olamadı ya da kaçınılmaz "mutlu son" o kadar da cazip gelmedi. Bilemiyorum belki de kafası benimki kadar karışık değildi. Ama yayınlanan fragmanlardan ve reklamlardan, yapılan onca tanıtımdan sonra iyice depreşen merakı bana da bulaştığı için Shrek'in ve Fiona'nın artık hepimizin bir parça bildiği 'Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri' efsanesiyle kaynaşacağını biliyordum. Elbette izlediğim kadarıyla filmin konusu kabaca şu şekildeydi: Artık bir prensesle evli olduğundan aykırı da olsa asil bir prens sayılan Shrek, Fiona'nın babası Kral Harold (hatırlayın, yeşil, kabarcıklı ve sevimli bir kurbağaya dönüşmüştü kendisi) hasta yatağında ölümle pençeleştiği için tahta geçecek varis olmak zorunda kalacağından başka bir 'aday' arayışına giriyordu. Bu aday da kurbağa Harold'ın son nefesini vermeden önce söylediği asi ruhlu kuzen Arthur'dan (Artie) başkası değildi. Shrek sadık dostu Eşek ve Çizmeli Kedi ile birlikte bir deniz yolculuğu yaparak günümüz yeni yetmelerine göndermelerle dolu bir okulda bulduğu (Sir Lancelot da işin içine karışıyordu) Artie'yi ikna etmeye çalışıyordu. Fakat bu arada 'Çok çok uzaklar'da prenses Fiona'nın eski nişanlısı "kötü" Prens Charming, masalların kötülerini, kaybetmişlerini toplayıp tahtı ele geçirmeye çalışıyor, kenti yakıp yıkıyordu. Fiona ve annesi Kraliçe Lillian ise masalların iyi kızlarından kurdukları minik orduyla kenti savunmaya kararlıydı. Diğer yandan geri dönerken geçirdikleri kazadan sağ kurtulan Shrek ve ekibi ünlü büyücü Merlin ile karşılaşıyorlardı. İnzivaya çekilen Merlin'in yardımıyla kente büyüyle geri dönüyorlar ve beklenen karşılaşma gerçekleşiyordu. Ancak bu karşılaşma Kral Arthur efsanesine yakışır bir biçimde yani bir tiyatro sahnesinde gerçekleşiyordu: Mutlu bir son nakaratında...
Masallarda yolculuklar genelde mutluluğa doğru yapılır. Geleneksel hayatların içinden sıyrılıp gelir, hayalgücünü sonuna kadar emer ve çocuk ruhunu besler. Fantastiğin büyük ustaları yolculuklarını çok karmaşıklaştırmış, derin uçurumların diplerinden, engin denizlere sürüklemiş olabilirler. Anlamak için uğraşmak gerekir. Ama bazı şeyler değişmez bildiğim budur. İyiliğin ve kötülüğün dramatik ve eğlenceli savaşı, doğruya kaçınılmaz bir devrilme, metaforlar, simgeler, unutulmaz kahramanlar... Gerçeği değiştirmek için değil, bu yoldan toplanan gerçekçi taşların katı, pütürlü yüzlerini cilalamadan hayallerle bezeme, anlaşılır kılma arayışı içindir, katlanmak içindir tüm bunlar. Shrek kabul etmek gerekir ki, bataklığını seven, iyi kalpli ve farklı bir 'dev'. Sevilmek için pek çok şeye sahip. Yapmak istemediği yolculuklardan yüzünün yeşiliyle dönen bir kahraman. Üç küçük canavarın babası. Sıradan mutluluklar istediği için de gerçeğe yakın. Masal klişelerini ezip bozup birbirine düşüren, farklı buluşmalar yaratan bir masalda/animasyonda olması gerektiği kadar da masalsı. Oğlumun hatırlattığı bazı sahneler var mesela: Artie tahtın varisi olacağını öğrenip okulda onu ezenlere "Pişman olacaksınız!" diye seslendiğinde aldığı cevap, "Şimdiden olduk bile..." idi. Bunun dışında yine okulda genç kızların konuşma biçimleri, Kral Harold'un bir türlü ölememesi, münzevi büyücü Merlin'in sarsak kıyafetleri, 'Uyuyan güzel'in sürekli uyuklaması, Rapunzel'in saçlarının düşüp bir anda kel kalması, Kraliçe Lillian'ın duvarlara kafa atması gibi anlık espriler... Ben en çok Fiona'nın "yakışıklı prens tarafından kurtarılmayı bekleyen prenses" olmamasına takıldım. Yanlış anlaşılmasın hoş bir kırılma olduğunu düşündüğümden böyle yazıyorum.
Neticede oğlumla birlikte gittiğimiz animasyonların en iyisi Şrek Üç. Çocuğunuzla eğlenceli bir haftasonu için ideal bir seçim. Efsaneleri işlediğine göre ve elde edilen hasılata bakıldığında da devamı gelecek gibi görünüyor. Ama bana kalırsa masalları önce okumak gerekir. Çocuğunuzun "büyüyünce bir patates olmasını" (Le Guin'in güzel bir benzetmesi) istemiyorsanız, bir tane onun hayal dünyası için, bir tane de kendiniz için her geceye iki masal...