Yine altın, yine gözyaşı

Meksika ve Şili'de bu ismi taşıyan şehirler, kasabalar, yerleşim bölgeleri var. Madrid'in metro istasyonlarından biri de bu ismi taşıyor, ki Manu Chao da, ikinci albümünün ismini buradan esinlenerek Proxima Estacion:
Haber: HİLMİ TEZGÖR / Arşivi

Meksika ve Şili'de bu ismi taşıyan şehirler, kasabalar, yerleşim bölgeleri var. Madrid'in metro istasyonlarından biri de bu ismi taşıyor, ki Manu Chao da, ikinci albümünün ismini buradan esinlenerek Proxima Estacion: Esperanza, yani "Gelecek İstasyon: Ümit" koymuştu. Manu Chao gibi dünyanın gidişatını dert edinmiş bir müzisyen için çok güzel bir albüm ismiydi bu. Ancak Madrid'deki bu istasyonun anonslarını albümünde kullanınca telif ücreti talebiyle karşı karşıya kaldı. Bu talep karşılandı mı, bilinmiyor.
Söz konusu albüm, aslında eski grupları ama özellikle de Mano Negra ile zaten ünlenmiş olan Manu Chao'ya müthiş bir popülarite kazandırdı. Arapça, İngilizce, Fransızca, Portekizce ve İspanyolca söylediği şarkıları milyonlara ulaştı ve onlara neşe kattı. Bu neşenin derininde bir hüzün, bir acı da vardı elbette; dünyadan bahseden şarkılardı bunlar çünkü. Zaten ilk albümü Clandestino'daki Malegria şarkısı da bir söz oyunuyla bu iki zıt duyguyu, 'mal' (kötülük, hastalık) ve 'alegria'yı (neşe, coşku) biraraya getiriyordu. Bu ilk albümün alt başlığı ise "esperando la ultima ola..." idi. Esperanto. Yani, ('ümit eden' anlamında) anadilleri farklı olan insanlar arasında anlaşmayı kolaylaştırmayı amaçlayan yapay bir dil. İnsanların birbirleriyle anlaşmalarını kolaylaştırmak için, hiç değişmeyen ve istisnası olmayan 16 ana kurala dayalı ve kelimelerinin köklerini genellikle Avrupa dillerinden alan Esperanto dilini Polonyalı Yahudi göz doktoru Ludwik Lejzer Zamenhof icat etmişti. Yıl ise 1887'ydi.
Manu Chao, neden Fransa'da değil de Barcelona'da yaşadığı sorulduğunda şöyle yanıt veriyor: "Parayla kendime tanıdığım tek kapris, tek lüks güneş. Kasım ayında Mènilmontant bulvarında arkadaşlarınla sabaha karşı 4'te son bir coint içeceksen, yanında illâ anorağının olması lazım. Kuzeyi ve insanlarını seviyorum ama sıcak iklim istiyorum". Manu boş durabilecek bir tip de değil. Son altı yıldır sevenlerine bir türlü "işte Manu Chao'nun üçüncü albümü" dedirtmese de, bu sırada çok şey yaptı ve işte, 2007'nin ortasında üçüncü albümünü de çıkarttı.
Küçük Radyo'nun sesleri
Manu Chao yeni albümüne, İtalyanca bir isim vermiş: La Radiolina, yani 'Küçük Radyo'. Sırp film yönetmeni Emir Kusturica, bu albümden çıkan ilk single olan Rainin in Paradize için klip çekmişti. İkinci klip ise Me Llaman Calle için hazırlandı. Klipler bir yana, La Radiolina, Manu severleri şaşırtmayan güzel bir devam niteliğinde. Kanımca bu iki parçadan önce Politik Kills'in adını anmak gerekiyor. Bu beste, hem melodisi hem de sözleriyle oldukça vurucu: 'Politika öldürür/ Politikaya oyların gerekir/ Politikaya senin aklın gerekir/ Politikaya insan gerekir/ Politikaya yalan gerekir/ İşte bu kanıtıdır dostum/ Politika şiddettir/ Politika için cehalet gerekir...' Princesas filminde kullanılan Me Llaman Calle şarkısında ise sözler, aynı filmdeki gibi bir sokak kadını hakkında: 'Beni güzel diye çağırırlar/ Günün alışılmadık saatlerinde/ Bana fahişe derler/ Prenses de derler ama/ Sokak derler adıma/ Namussuz sokak'.
Beş farklı dilde (İspanyolca, İngilizce, İtalyanca, Fransızca, Brezilya Portekizcesi ve Galiçya dilinde) şarkılar içeren albümde, Madjid Fahem'in distorsiyonlu ama yumuşak akorları, açılıştaki 13 Dias dahil olmak üzere birçok şarkıda arka planda tınlıyor. Tristeza Maleza da ilk şarkı gibi hızlı ve gruba özgü trompetlerle süslü. Bir önceki albümde reggae ve ska yönünden ağır basan terazi, La Radiolina'da rock'a dönmüş. Tabii Latin ezgilerini de yabana atmamak lazım. Mundoreve ağırbaşlı ve hüzünlüyken, La Vida Tombola, yine Kusturica'nın belgeselini çektiği, Manu'nun (ve milyonların) çok sevdiği Arjantinli futbolcu Diego Armando Maradona'yla ilgili: 'Eğer Maradona olsaydım/ Tam da onun gibi yaşardım/ Eğer Maradona olsaydım/ Asla şaşmazdım yolumdan/ Hayat bir tombala'. Belki yanılıyorum ama Manu ve grubu Radio Bemba Sound System, Türkiye topraklarında en uzun süreli konseri veren topluluk olarak da tarihe geçmiş durumda. 2002 yılında yaklaşık dört saat süren konser, bir müzik grubunun yakalayabileceği en üst düzey enerjiyi, orada olanların belleklerine kazımış, herkesin kafasını iyi etmişti (En sevdiğim şarkıları Lagrimas de Oro'yu çalmışlar mıydı, hatırlamıyorum bile).
Manu Chao'nun önemi, tüm dünya ezgilerini karıştırarak muhalif, devrimci bir müzik yapması, dünya dertleriyle, dünya insanıyla hemhal olması değil yalnızca. Bitip tükenmeyen enerjisi de değil. En önemlisi, bunu yaparken her zaman güler yüzlü kalabilmesi ve bu müziğe kulak veren herkesin içini ısıtabilecek güce sahip olması. En ümitsiz kişi bile Manu Chao'nun müziğiyle yüreğinin hafiflediğini hissedebilir.
Manu Chao/ La Radiolina/ Balet
www.hilmitezgor.blogspot.com