Yüksek rakım

'Peder Nicanor'un baskısıyla, Catarino'nun dükkânını arka sokaklardan birine kaldırttı ve köyün göbeğinde açılmış olan rezalet yuvalarını kapattı'.
Haber: ADNAN EROL / Arşivi

'Peder Nicanor'un baskısıyla, Catarino'nun dükkânını arka sokaklardan birine kaldırttı ve köyün göbeğinde açılmış olan rezalet yuvalarını kapattı'. Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık Sadece insanlara makyaj yapılmaz, gerçekler de makyajlanır. Gerçeklerin makyajlanmış hali tam olarak yanılsamaya veya Baudrillard'ın deyimiyle "simülakr"a tekabül ediyor. Gözümüze ilişen her şeye 10 cm kalınlığında bir fondöten sürülmüş. Gerçek 10 cm fondöten derinliğinin altında. Gerçek bize bir o kadar yabancı ve ilginçtir bir o kadar yakın.
Gördüğümüz şeylerin yanılsama olmadığını, görünenin gerçekle eşdeğer olduğunu bir an sadece bir an olsun kabul edelim. Şimdiden söyleyeyim buna ihtiyacımız olacak. Bir gazete yazısı uzunluğu kadar yanılsamanın farkında olalım, olalım ki gerçeğin yüzünü kapatan perdeyi çoğul bir şekilde kaldıralım. Etrafımıza bir an olsun bakalım ve gerçeği örgüleyen tüm sembolleri, imgeleri çıplak gözün keskinliğiyle görelim.
Tiradı burada kesiyorum. Asıl mesele üçüncü paragrafta bile telaffuz edilemediğine göre durum vahim anlayacağınız üzere. Konu: Sex-shop'lar. Damdan düşer gibi oldu ama sex-shop'ların da hâlâ apartmanların beşinci ve daha üstü katlarında mevzilendiğini düşündüğümüzde konunun damdan düşmesi pek yadırganmamalı. Çoğumuz, bunları görürüz, daha doğrusu gözümüze ilişir ve o an gözümüze hiçbir şeyin ilişmediğine dair kendimizi ikna etmeye çalışırız. Başarırız da. Çünkü rakımı yüksek bu ticarethaneler dost muhabbetlerine konu olmaz.
Peki, bunun sebebi nedir, yani neden bizde bu sex-shop'lar New York, Berlin veya Amsterdam'da olduğu gibi (ama kamuflajsız!) cadde üzerinde değil de, yüksek katlarda gizlenmekle görünmek arasında kalmışlar? Geleneksel cinsel yaşam reklamlarda, dizilerde, haber bültenlerinde, mağaza vitrinlerinde, çok satan kitaplarda, haftalık dergilerde diz boyu işlenmesine karşın sex-shop'ların gözden ırak tutulması sadece "gelişmekte olan ülke" istatistikleri ile açıklanabilir mi?
İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de sex-shop'ların beşinci ve üstü katlara mahkûmiyet nedenini şimdiye kadar arz ve talep mekanizmasıyla açıklayan ne bir ekonomist ne de otu böceği Türkçeleştirmeyi kendilerine şiar edinen dilbilimcilerin, tamamen yabancı kelimelerle kurulan bu ticarethanelerin isimleri üzerine tartıştıklarını gördüm. Bunun sebebi, geleneksel yapıya aykırı görülen objelerin görülmemesi ya da görmezlikten gelinmesi midir?
Renkli ya da tek
Sex-shop'lar, cinsel yaşamın modern çağın gelenekselliğinden uzaklaşmasını, daha özgür ve özgün bir cinsel yaşam ortamı yaratabilir. En azından cinsel yaşımın var olduğunu, yaşandığını, yaşanabildiğini gösterebilir. Bununla birlikte Rohlender'in tanımı olan "oto-monoseksüalist" kişilikler de çoğaltabilir. Doğurabilir demiyorum, çünkü bu kişiler basık cinsel yaşımın hüküm sürdüğü topluluklarda yeterince vardır. Sex-shop'lar cinsel yaşamı renklendirebileceği gibi, tekleştirebilir de. Ama her şart ve durumda toplumun bununla yüzleşmesi ve yaşaması gerekir. Bireylerin yaşamlarında atladığı her evre, toplumsal sorunları doğurur.
Sex-shop'ları gerçek cinsel yaşamın kerteye uğradığı veya yolda kaldığı zamanlar için yedek parça tedarikçisi olarak kabul etmek çelişik bir durum ortaya çıkaracaktır: Eğer sex-shop'ları sadece "yedek parça tedarikçisi" olarak kabul edersek, kalıpsal cinsel birliktelik dışında cinsel yaşamın tabulaştırıldığı toplumlarda açılan sex-shop sayılarının, tabuları kırmaya çalışan topluluklara nazaran çok daha fazla olması gerekir. Ama şu anki durum bunun tam tersi bir biçimde.
Tam burada şu soruyu kaçınılmaz bir şekilde karşılamam gerekir: Sex-shop'lar, bastırılmış cinselliğin kapital düzlemde vücut bulmuş hallerinden bir tanesi değil midir? Evet, hem de estetikten en uzak olanıdır. Sex-shop'ları kapital düzlem kendine göre estetize edemediğinden spot ışıklandırmalarla vitrinleyemediğinden, Avrupa şehirlerinde cadde üzeri ama kamuflâjlı; bizde ise ancak yüksek katlarda var olabiliyor. Bununla birlikte birinci elden cinselliği satmak da yaşadığımız bu ekonomik düzlemin pek işine gelmiyor. Daha doğrusu böyle bir görüntü yaratmak istemiyor. Yani sex-shop'lara geleneksel toplum değer savunucuları nasıl içgüdüsel bir hırsla karşı çıkıp lanetliyorlarsa, kapital düzlem de kendisi için bunları bir o kadar tehlikeli görüyor. Yasaklanmamalarının nedeni ise ekonomik düzlemin ancak çelişkilerle var olabileceğinin bilinmesidir.
Geleneksel ve aynı zamanda muhafaza edilmişliğin hüküm sürdüğü iklimlerde bir kadın ve/veya bir erkek, cadde üzeri kurulmuş bir sex-shop'tan, diğer mağazalardan alışveriş yapar gibi alışveriş yapmaları mümkün olmadığına göre ve "dostlar alışverişte görsün" deyiminin içine sex-shop'ların dahil olmadığını bildiğimize göre, bir çatal ile karşı karşıya olduğumuz apaçık ortada: Ya sex-shop'ları yüksek rakımlara mahkûm ederek legal bir gerçeğe illegal bir görüntü kazandırıp insanların yönelimlerine siyah bant çekeceğiz ya da sex-shop'ları kamuflajsız bir şekilde cadde üzerine kavuşturup gerçeğin üzerini örten siyah bandı sökülüp atacağız.
Herkes kendi tercihini ortaya koyacaktır; benim tercim ise: Gerçeğin üzerini örten siyah bandın söküp atılmasıdır, çünkü cinsel yaşamımızın etrafı dikenli tellerle çevrilmiş, tampon bölgeler oluşturulmuş ve buralara haritası kaybettirilmiş mayınlar döşenmiş durumda. Ne zaman ki, bize verilen küçücük dairenin çapını aşıp elimizi uzattığımızda elimiz yüzümüz kanlar içinde kalmıyor mu? Bedenlerimiz mayınlı tampon bölgelerde parçalanıp kaybolmuyor mu? Cinselliğin birey tarafından kabulü bir şey ifade etmez; cinselliğin toplumda yaşanabilir, konuşulabilir, yazılabilir durumda olması ve bunun da geleneksel kalıplarla değil, bireyin özgür iradesi, yaşamına olan hakimliğiyle hayat bulması elzemdir.

ADNAN EROL: Akdeniz Üni.