Yunanistan ve Türkiye solları

Yunanistan ve Türkiye solları
Yunanistan ve Türkiye solları

ÖDP, Türkiye solu için bir umuttu. SYRIZA ise (sağda) Yunanistan solu için h l umut.

2001 krizinden Türkiye'de AKP, 2011 krizinden Yunanistan'da SYRIZA çıktı
Haber: SEYFİ ÖNGİDER / Arşivi

Türkiye solu 1 Mayıs 1977 katliamında ilk kurşunu kim attı, kendi kendilerini mi katlettiler, yoksa “derin devlet” işin içinde miydi tartışmasıyla gündeme otururken, Yunanistan solu ise 6 Mayıs seçimlerinde “radikal sol koalisyon” Synaspismos’un (SYRIZA) sosyal-demokrat PASOK’u da geçerek ülkenin ikinci partisi haline gelmesi dolayısıyla dünyanın gündemine oturdu. 2009 seçimlerinde yüzde 4,6 oyla 11 milletvekili kazanan SYRIZA iki hafta önce yapılan seçimlerde oylarını dört kat artırarak yüzde 16,78’e çıkarttı ve milletvekili sayısını 52’ye yükseltti. Bu arada Albaylar Cuntası’na son verilen 1974’den sonra her seçimde parlamentoya girecek ölçüde oy alan Yunanistan Komünist Partisi (KKE) de 2009’da yüzde 7,54 olan oy oranını yüzde 8,48’e, milletvekili sayısını da 26’ya yükseltti. Böylece SYRIZA ve KKE toplamda yüzde 25’in üzerinde oy alırken krizdeki Yunanistan’ın en büyük siyasi gücünü oluşturdukları kanıtlandı. Hükümet kurulamaması üzerine Haziran ayında yenilenecek seçimlerde SYRIZA’nın tek başına yüzde 25’in üzerinde oy alarak birinci parti olması bekleniyor. 

Türkiye’nin 2001 krizi
Yunanistan’daki 6 Mayıs seçimlerinin ortaya çıkardığı bu tablo, ülkeyi sırayla yönetmekte olan iki büyük “merkez sağ” ve “merkez sol” partinin çöküşlerinin sonucu ve akla Türkiye’deki 3 Kasım 2002 seçimlerini getiriyor. Türkiye’nin 2001 krizi, Yunanistan’ın 2011 krizi gibi derin ve sarsıcıydı. Nitekim Türkiye’yi yönetmekte olan partilerin, merkez sağı ve soluyla çöktüğü 2002 seçimlerinde daha bir buçuk yıl önce kurulmuş AKP iktidara gelirken DSP’den ANAP’a, DYP’den MHP ’ye hiçbir parti parlamentoya girememişti. 2001 krizi AKP gibi “şeriatçı” diye nitelendirilen yeni kurulmuş bir partiyi iktidara taşırken, Yunanistan’ın 2011 krizi ise SYRIZA gibi Yunanistan solunun demokratik, çoğulcu, anti-militarist ve özgürlükçü bir temelde kendini yeniden örgütlemesinden doğan bir partiyi neredeyse iktidara taşıması üzerine düşünmek ve tartışmakta fayda var. Yunanistan solunun başarıp da Türkiye solunun başaramadığı nedir?
Aslında yakın tarihe bakıldığında, Yunanistan solu gibi Türkiye solunun da dünya sosyalizminin yeni bir döneme girdiği 1989 yazında kendini yeniden örgütlemek üzere harekete geçtiği görülüyor. Türkiye solu “Kuruçeşme Süreci” diye bilenen ve tam da Yunanistan solu gibi kendini çoğulcu, birleşik ve demokratik bir temelde yeniden örgütlemeyi hedefleyen tartışmalara başlarken, Yunanistan solu da “Synaspismos” adı altında geleneksel komünist partisinden yeşillere ve sol-liberallere kadar geniş bir zeminde buluştu. Synaspismos, Haziran 1989’da katıldığı ilk seçimde yüzde 13 oy alarak Yeni Demokrasi ve PASOK’tan sonra Yunanistan’ın üçüncü siyasi gücü olduğunu kanıtlayacaktı. Türkiye solu ise Kuruçeşme sürecinin ürünü olarak ancak 1994’te Birleşik Sosyalist Parti’yi (BSP) ortaya çıkarabildi. İki yıl sonra BSP, Geleceği Birlikte Kuralım Girişimi ve başka çevrelerle bir araya gelmeyi başarıp Ocak 1996’da Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) kurulduğunda, Türkiye solunda gerçekten de bir yeniden doğuş rüzgârı esti. 15 bin kişinin katılımıyla yapılan coşkulu kuruluş toplantısı, çoğulcu ve demokratik temelde örgütlenen “Aşkın ve Devrimin Partisi”nin solu yeniden bir “toplumsal hareket” düzeyine sıçratabileceğini düşündürtüyordu. 

Yunanistan’ın 2011 krizi
Yunanistan’da ise 1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından KKE, Synaspismos’dan ayrılınca “sol koalisyon” sarsıldı. 1993 seçimlerinde KKE daha önce olduğu gibi yüzde 5 civarında oy alarak yüzde 3’lük parlamento barajını aşarken, SYRIZA ise yüzde 2,94 oyla baraja takıldı. Ancak bu başarısızlık SYRIZA’da buluşan solu yıldırmadı. Nitekim 1996 seçimlerinde KKE ile aynı oranda, yüzde 5 alarak parlamentoya girdiler ve sonra da 2012’ye kadar parlamentoda kaldılar. 2000 seçimlerinde yüzde 3,20 ile 6 milletvekili, 2004’te yüzde 3,25 ile yine 6 milletvekili, 2007’de yüzde 5,4 ile 14 milletvekili, 2009’da 4,60 ile 13 milletvekili kazandıklarında hem SYRIZA’nın hem de KKE’nin oyları biraz düştü. Çünkü Papandreu’nun liderliğindeki sosyal-demokrat PASOK umut olmuş ve çoğunluğu kazanmıştı. PASOK Yunan halkına bizim de iyi bildiğimiz IMF’nin “acı ilacı”nı içirmeye kalkışınca ve gelişen toplumsal muhalefeti, sağcı Yeni Demokrasi ile işbirliği yaparak bastırmaya yönelince, Yunanistan solu büyük bir atılım yaptı. Krizin faturasının emekçilere yıkılmasına karşı yükselen mücadeleyi örgütleyen sol, seçimlerden de zaferle çıkacaktı. 

ÖDP ve AKP
Peki, 1989 sonrasında Türkiye’de ve Türkiye solunda ne oldu? Kuruluşuyla birlikte esen rüzgârın da etkisiyle ilk girdiği 1999 seçimlerinde çıtayı hayli yükseğe koyan, TİP’in 1965’te almış olduğu yüzde 3 oranını bile küçümseyen ÖDP yüzde 0.8’de kalınca, bu sonucu hazmedemedi ve büyük bir krizin içine sürüklenip parçalandı. Daha doğrusu ÖDP’de buluşan sosyalist hareketin farklı odakları/grupları ayrılarak kendi yollarında devam etmeye karar verdiler.
Soğuk Savaş koşullarının da etkisi ve baskısı altında bu kadar çok parçalanmış ve kendi arasında husumet geliştirmiş Türkiye solu, dört yılı geçmeyen bir buluşmayla temel sorunlarını çözeceği hayaline kapılmıştı. 1996’daki büyük buluşma hızlı ve büyük bir “zafer”e fazla angaje olunca ilk ciddi yenilgide kimse yerinde duramadı. Oysa 2001 krizi kapıdaydı ve Türkiye’nin siyasi merkezi, sağı ve soluyla birlikte çökerken Ağustos 2001’de kurulan AKP iktidara geliverecekti. İslamcı hareket içinden çıkıp, kapitalizmin küreselleşme sürecine uygun bir program ve politikalarla kendini yenileyen AKP’nin yaptığını, elbette tümüyle farklı bir temelde ve tam da AKP’ye gerçek bir muhalefet oluşturacak tarzda, sosyalistler yapamaz mıydı? Elbette kendi tarihleri içinden gelerek, devrimci kimliklerine uygun olarak ve emeğin, tüm ezilenlerin ihtiyaçlarına cevap olacak bir program ve politikalarla kendilerini yeniden örgütleyemezler miydi?
Cumhuriyet kurulduğundan beri baskı altında olan, siyasi yaşam hakkı tanınmayan ve parlamento deneyimi ve başarısı olarak ancak 1965’te TİP’in almış olduğu yüzde 3 oyun ve 15 milletvekilinin ötesinde bir siyasi mirası olmayan sosyalist hareket, ÖDP deneyimini bir seçim sonucuna kurban etti. Aslında ÖDP gibi bir deneyimle başka nelerin de kurban gittiği şu son 1 Mayıs 1977 katliamına ilişkin tartışma da anlatıyor. Tabii anlayana…
Solun 1 Mayıs 1977’de derin devletin kurbanı olduğu kesindir. İsteyen bunu tartışmaya devam edebilir. Ama en az bunun kadar Türkiye’nin AKP’ye mahkûm olmasındaki siyasi sorumluluğu da tartışılsa belki de solun makûs talihini değiştirmek için anlamlı bir adım atılmış olurdu…