Yurttaşın itaatsizliği ve GDO'lar

Sivil itaatsizlik (civil disobedience) Anglosakson kökenli bir kavram. Yasal olana karşı toplumun vicdanının meşru ve haklı gördüğü istemler için barışçıl yöntemle örgütlenerek, şiddete başvurmadan harekete geçme.
Haber: ÜMİT KARDAŞ / Arşivi

Sivil itaatsizlik (civil disobedience) Anglosakson kökenli bir kavram. Yasal olana karşı toplumun vicdanının meşru ve haklı gördüğü istemler için barışçıl yöntemle örgütlenerek, şiddete başvurmadan harekete geçme. Filozof Hannah Arendt'e göre "sivil itaatsizlik eylemleri, gelişimin normal mekanizmalarının artık işlemediğine, taleplerin işitilmediğine ya da hiçbir etkisi olmadığına belli sayıda yurttaş inandığında; veyahut tam tersine, yasallığı ve anayasaya uygunluğu ciddi biçimde tartışmalı bir eyleme kalkışmış olan hükümetin bu tavrını değiştirmenin mümkün olduğuna inandıklarında gündeme gelir." Kolektif vicdan ve ortak ilkeler adına, bu ilkeleri egemen kılmak için iktidara, devlete karşı koyan insanın yurttaş sözcüğüyle nitelenmesi dolayısıyla bu karşı çıkışa yurttaş itaatsizliği denilmesi daha uygun olabilir. Çünkü birey kolektif bir vicdan adına hareket eder.
Yurttaş itaatsizliği, kişisel ve sorumluluğu üstlenilen, çıkar gözetmeyen, kolektif bir direniş eylemidir. Bu itaatsizlik şiddetsiz bir eylemdir. İtaatsizliğin amacı, rakibe saygı göstererek onun inancını değiştirmektir. İtaatsizlik aynı zamanda şeffaf, insani ve kurumsal tüm diyalog yolları denendikten sonra yapılan nihai bir eylemdir. Yurttaş itaatsizliğinin Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'nin 2. maddesinde düzenlenen ve dört doğal haktan biri olan, zamanaşımına uğramaz "baskıya direnme hakkı"nın açılımı olduğu söylenebilir. Yurttaş itaatsizliği bir taraftan bir kurala karşı itaatsizlik gösterilerek siyasi iktidara, diğer taraftan toplumsal hareketin büyümesi için ikna yöntemiyle kamuoyuna seslenir. Ya yasa dönüştürülecektir ya da toplumsal yapı. Yurttaş itaatsizliği bir hak talebi olup, toplumu başka türlü inşa etme iradesinin gösterilmesidir. (Jose Bove Gilles Luneau, Sivil İtaatsizliğe Çağrı)
Yurttaş itaatsizliğine verilebilecek birçok örnek var. Sivil itaatsizlik deyimini ilk kez Amerikalı felsefeci ve şair Henri D. Thoreau 1849'da hükümeti eleştirirken kullandı. Gandhi ve Martin Luther King, sivil itaatsizlik yöntemleriyle tarihin akışına yön verdiler. ("Sivil itaatsizliği reddetmek, vicdanı hapsetmektir" Gandhi) Yurttaş itaatsizliğine önemli bir örnek de genetik müdahalelerle tarımsal ürünleri bozan çokuluslu şirketlere karşı yapılan mücadelede yaşanıyor. Genetik değişim canlı bir varlığın genomuna müdahale, canlının doğal programlanmasında değişiklik yapmak anlamına geliyor. Genetiği değiştirilmiş organizmalar hem genetik hem kimyasal açıdan biyolojik çeşitliliğe zarar vererek genetik kirlenmeye neden oluyor. Yapılan melezlemelerin sonucu böceklerin çiçek özü toplaması, rüzgarın esmesi, kuşların uçması engelleniyor. Dünyanın biyolojik çeşitliliğinin yok olma riski bile var. Kanada'da biyolojik kolza üretiminin sona ermesi, Meksika'ya özgü mısırların zehirlenmesi buna örnektir. (Bove Luneau- a.g.y.) GDO'lar aynı zamanda sağlık riskleri de taşıyor. Genetiği dönüştürülmüş mısırın ekildiği bölgelerde alerji vakalarının arttığı gözlendi. Ayrıca bağışıklık sistemi ve metabolizma bozuklukları, kanserler, baskı altına alınmış ve engellenmiş araştırmaların sonucudur. 2003 yılında soya ile mısır dünyada yetiştirilen GDO'ların önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Bugün dünyanın çeşitli yerlerinde buğday, pirinç, domates, patates ve lahanayla ilgili uygulamalara başlanıldı. Asıl önemli soru GDO'ları kimin ürettiğidir. Az sayıda çokuluslu tarımsal farmakolojik kimyasal şirket. (Monsanto/ABD, Simogrin/Fransa, Bayer/Almanya, Syngenta/İngiliz-İsveç-İsviçre ortaklığı)
Gönüllü Oraklılar
Yurttaş itaatsizliğinin bu konudaki en önemli örneği Fransa Larzac'da 2003 yılında yaşandı. GDO'ları tahrip eden Jose Bove ve Rene Riesel'in hapis cezalarına mahkûm edilmeleri üzerine isyan eden bir grup "Gönüllü Oraklılar Çağrısı"nı kaleme aldı. Çağrıda, yönetimlerin özel çıkarları herkesin ve toprağın zararına dayatması ve bunu engellemeye çalışan insanlar hakkında ağır ceza davaları açması karşısında, yasanın düzenleyici bir referans halini alabilmesi ve devletin ortak iyiliğini savunan ve koruyan merci olabilmesi için, sorumlu yurttaşların ne yapması gerektiği sorularak sivil itaatsizlik yoluyla direniş önerildi, tüm Fransa topraklarında bir günlük gönüllü orakçılık eyleminin düşünüldüğü belirtildi. 2004 Temmuz ayında yüzlerce kişi ellerinde oraklarla suçluları tespit için fotoğraf çeken jandarmaların önünde mısır başaklarını söktü. Aslında GDO'lara karşı ilk eylem 1997 yılında 300 köylünün genetiği dönüştürülmüş deneysel bir kolza tarlasını tırpanlamasıyla başladı. 1998 yılında genetiği dönüşmüş mısır stokları yok edildi. 1999 yılında Hint ve Fransız köylüleri genetiği dönüştürülmüş bin pirinç fidesini imha ettiler. Kuşkusuz eylemleri örgütleyenler mahkûm edildiler. Uluslararası Via Campesina örgütü GDO'lara karşı olan 200 milyon kişiyi biraraya getirdi, Brezilya ve Hindistan'da GDO'ları yok etme eylemleri gerçekleştirdi.
Türkiye'de durum
Türkiye'ye bugüne kadar hukuk dışı yollarla milyarlarca dolarlık GDO'lu ürün girdiği belirtiliyor. 2007 yılında Bandırma Limanı'ndan GDO'lu mısırlar ithal edildi, ancak bu konuda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nca kamuoyuna hiçbir açıklamada bulunulmadı. Ekoloji Kolektifi ve Tüketici Hakları Derneği, gümrüklerden aldığı mısırlar üzerinde yaptırdığı analizlerde GDO bulunduğunu saptayarak, kamuoyunu uyardı. Cartagena Biyogüvenlik Protokolü açık şekilde GDO'ları insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı ile genetik kaynaklar için riskli ürün olarak değerlendiriyor ve ülkelere bu ürünlerin ithalatı esnasında her türlü tedbiri alma hak ve yükümlülüğünü getiriyor. Hükümet söz konusu protokol doğrultusunda bir yasayla düzenleme yapması gerekirken, aksine GDO'lu ürünlere serbestlik yolunu açacak ve doğacak zararı toplum ve çevrenin sırtına yükleyecek bir talimat yoluyla düzenlemeye gitti. GDO'lu ürün üreticisi ülkelerden Amerika, Arjantin, Brezilya gibi pek çok ülke, söz konusu protokole taraf olmadı. Bakanlıkça çıkarılan talimat ise sadece AB ülkelerini kapsıyor, ithalatın yapıldığı ülkelerden gelen büyük miktarda GDO'lu ürün denetim dışında bırakılıyor. (GDO'ya Hayır Platformu Ankara Bileşenleri- 20/07/2007 basın açıklaması) Hükümetin, söz konusu talimatla GDO'ların ithalatını ve işlenmesini meşrulaştırmaya çalıştığı ve ülkemizi genetik bir yıkıma sürüklediği anlaşılıyor. Gözleri çıkarlarından başka bir şey görmeyen şirketlere ve iktidarlara karşı yurttaş itaatsizliği, toplumsal vicdanı uyandırarak çocukların geleceği için mücadele etmek zorundadır.