Zen bahçesinde idam

Japonya'da, Nagoya eyaleti Yüksek Mahkeme Savcıları'ndan Tamaki Mitsui, bir Cuma günü Başsavcılığa çağrıldı ve Pazartesi sabah 09.00'da, Nagoya Cezaevi'nde bulunması istendi. İki idam cezasının infazına şahitlik edecekti.
Haber: FERHAT BORATAV / Arşivi

Japonya'da, Nagoya eyaleti Yüksek Mahkeme Savcıları'ndan Tamaki Mitsui, bir Cuma günü Başsavcılığa çağrıldı ve Pazartesi sabah 09.00'da, Nagoya Cezaevi'nde bulunması istendi. İki idam cezasının infazına şahitlik edecekti. 19 Kasım 1998 günü sabah saat 09.00'a birkaç dakika kala, Mitsui, kendisi gibi resmi görevli, biri doktor üç kişiyle birlikte yerini aldı. Bulundukları mekân yerden tavana kadar camla ikiye bölünmüştü. Camın arkasında, asıl infaz odası yer alıyordu. Yaklaşık altı metrekarelik, duvarları çıplak beyaz, tabanı, pırılpırıl cilalı sedir ağacı parkeyle kaplı boş bir oda... Odanın tam ortasında tepeden gelen tek bir ışıkla aydınlatılmış bir kare. Ve karenin tam üstünde yine aynı ışıkla aydınlatılmış, ucunda ilmeği hazır ip. Tek duyulan ses, banttan yayınlanan Budist ilahiler. Mitsui, ortamı "Garip biçimde huzurlu" diye tanımlıyor, "Bunu söylemek garip ama, tiyatro sahnesini andıran, çok güzel bir yerdi".
Saat tam 09.00'da, odanın çifte kapısı açıldı ve iki gardiyanın eşliğinde mahkum getirildi. 61 yaşındaki Tatsuaki Nishio, 1976-77 yıllarında işlediği üç suç nedeniyle idama mahkum olmuş, 1989'da, Japon Yüksek Mahkemesi son itirazları da reddetmiş, 10 yıldır hücrede bekleyen Nishio, o sabah uyandırılıp ölüm saatinin geldiği söylenmişti.
Nishio infaz odasına girdiğinde gözleri bağlıydı, beyaz pamuk bir giysi giydirilmişti. Ayakları çıplak, elleri arkasına bağlanmıştı. Gardiyanlar Nishio'yu, ortadaki karenin tam üstüne getirdiler, ilmeği boynuna geçirip geri çekildiler. Nishio, spot ışığının altında, yalnız başına, sessiz, görünürde son derece sakin bir şekilde bir süre bekledi.
Sonra, hiçbir uyarı olmadan, Nishio'nun çıplak ayaklarının altındaki kare açıldı. Nishio dümdüz boşluğa düştü, gözden kayboluverdi. Tanıkların görüş alanı içinde, parlak parke zemindeki karanlık delik ve o delikten geçip karanlıkta kaybolan, hafif hafif sallanan ip kalmıştı sadece.
Savcı Tamaki Mitsui birkaç dakika sessizce bekledi, Japon ceza infaz yasasının, mahkumun en az beş dakika ipte kalmasını öngördüğünü biliyordu. Süre uzayınca, cezaevi müdürüne "neden bu kadar beklediklerini" sordu. Müdür, "adet böyle" demekle yetindi. Tanıklar sessiz bekleyişlerini yarım saat sürdürdüler.
Yarım saat sonra, infaz odasının alt katına indiler. Burası yukardaki tiyatro dekorundan çok farklı, çıplak beton duvarlı, karanlıkça bir odaydı. Nishio boynu kırılmış halde, ipte sallanıyordu. İpin uzunluğu boyuna göre hesaplandığından, ayakları zeminden tam 15 santim yüksekteydi. Gardiyanların yardımıyla cesedi indirdiler, beyaz giysisini ve gözbağını çıkarttılar, yine infaz yasası uyarınca, "ölümün gerçekleştiğini" muayene ederek doğruladılar.
Savcı Mitsui'nin işi bitmemişti. Nishio ipten indirildikten sonra, gardiyanlar 56 yaşındaki Masamichi İda'yı getirdiler. O da 1983'te idama mahkum edilmişti, yani yaklaşık 15 yıldır, ne zaman kapısının çalınacağını bilmeden hücresinde bekliyordu. İda da, aynı şekilde idam edildi.

G8 ülkeleri arasında, ABD haricinde, idam cezası uygulayan sadece Japonya var, ama, bu Japon kamuoyunun büyük kısmı da dahil, çok az bilinen bir gerçek. 2006'da Japonya'da 44 kişi idama mahkum edildi. Bu çeyrek yüzyılın en yüksek rakamı. 94 mahkum ölüm cezalarının infazını bekliyor. Japonya'da her yıl, ortalama iki kişi, parlamento tatildeyken idam ediliyor. İnfaz için bekleyen mahkumlar, yalnızca yakın aileleriyle kısıtlı sürelerle görüşebiliyorlar. Tek kişilik hücrelerde kamera gözetiminde yaşıyorlar. İnfaz tarihi mahkumlara bildirilmiyor. Son gün sabah saatlerinde haberdar oluyorlar. Ailelerine ancak infazdan sonra haber veriliyor. İnfazı sadece resmi görevliler izliyor. 1998'e kadar hükümet cezaların infaz edildiğini bile kabul etmiyordu. Şimdi basına sadece infazın gerçekleştiğini bildiren tek cümlelik bir açıklama yapılıyor, mahkumun adı ve suçu bile bildirilmiyor. İnfazı cezaevi gardiyanları gerçekleştiriyor. Vicdani nedenlerle de olsa bu görevi reddetme hakları yok. Ancak yetkililer de bunun rahatsızlık yaratacağının bilincindeler. Dolayısıyla şöyle bir çözüm bulunmuş: Mahkumun üzerinde durduğu kapağı açmak üzere beş gardiyan beş ayrı düğmeye aynı anda basıyor. Ancak bu düğmelerden sadece biri kapağı açıyor.
2005 yılında, 22 ülkede 2,148 kişi idam edildi. Bu idamlardan yüzde 94'ü dört ülkede gerçekleşti: Çin, İran, Suudi Arabistan ve ABD. İran'da idam edilenlerden sekizi 18 yaşın altında. Çin'de aralarında vergi kaçakçılığı, zimmet ve uyuşturucu ticareti de olan 68 farklı suçtan idam cezası verilebiliyor. ABD'de 2006'da 53 kişi idam edildi. Florida'da geçen ay, zehirli iğneyle idam edilen bir mahkum ölmeden önce tam 34 dakika can çekişince, 10 eyalette infazlar askıya alındı. New Jersey eyalet meclisinin özel komisyonu, ölüm cezasının lağvedilmesini tavsiye etti. Komisyon, ölüm cezası yerine, indirim ve af olanağı olmayan hayat boyu hapis cezası verilmesini öneriyor.

Savcı Mitsui, öğleden sonra, masasının başına döndü. Düşünceli çalışma arkadaşları, yere tuz serpmişlerdi. Japon Şinto inanışına göre, ölüm "mekruh" yani kirliydi, ölümle teması olan kişileri ancak saflığın simgesi tuz arındırabilirdi. Ancak Mitsui çalışma arkadaşlarıyla gördükleri hakkında hiçbir şey konuşmadı, sadece Tokyo'ya Adalet Bakanlığına, iki mahkumun infazının yasalara uygun olarak yapıldığını bildiren bir rapor yazdı. Müdürü, "Yorulmuşsundur, istersen erken çık" dedi. Eve geldi, karısına da gününün nasıl geçtiğini anlatmadı.
Bugün bile o Kasım gününü düşündüğünde, infaz odasının o garip güzelliğine, cilalı parkeler ve estetik ışıklandırmanın yarattığı o tiyatro sahnesi ortamına takılıyor. Mahkumun içeri getirildiğinde gözlerinin bağlı olduğunu hatırlayıp "Eğer mahkum göremeyecekse böyle güzel bir ortam hazırlamanın sebebi ne?" diye soruyor. Ve cevabı yine kendisi veriyor: "Belki de bütün bunlar biz tanıkların yararınadır, belki de bizim kendimizi daha rahat hissetmemiz içindir."
Saddam Hüseyin'in idamında yaşanan "linç atmosferi" çok tartışma yarattı. Ama acaba infaz, bir "Zen bahçesi"nin asude atmosferinde gerçekleşse, mahkumun ailesi dışında kimsenin haberi bile olmasa, yaşananlar idam gerçeğini değiştirecek miydi? Sanmıyorum...

Not: Bu yazı için Washington Post gazetesi yazarlarından Charles Lane'nin Foreign Policy dergisinin Mayıs-Haziran 2005 sayısında yayınlanan 'A View to a Kill' başlıklı makalesinden yararlandım. Charles Lane, 2003-4 yıllarını Japan Society Media Fellow programıyla Japonya'da geçirmiş ve başka konuların yanı sıra ülkedeki idam cezası siyasetini de incelemiş.
www.cnnturk.com/CNNTURKBLOG