Zombiler dolaptan çıkarken

Cinnet durumlarında ne söylesen bir fazladır; etkisi olmaz. Yaşanacak olanı yaşayıp mantığa geri dönüş gerekir. Yani, Türkçesi, K. Irak'a bir "hava operasyonu" yapılmasından yanayım.
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

Cinnet durumlarında ne söylesen bir fazladır; etkisi olmaz. Yaşanacak olanı yaşayıp mantığa geri dönüş gerekir. Yani, Türkçesi, K. Irak'a bir "hava operasyonu" yapılmasından yanayım. Bunun ne faydası olacak derseniz, intikam diye inleyen sokakların içi biraz soğuyacak. Yoksa ülke içinde kendi Kürtlerimize saldıranlar artacak. İç savaş çıkacak. Kürt esnafı yağmalamak başladı. Bursa Altıparmak'dakinin fotoğrafı bile var bugünkü (23 Ekim) Radikal'de.
Kara harekâtı yapamayız. Çok kötü olabilir. Üstelik, 1983-2003 arası her seferinde "Bu son!" diyerek 23 kere yaptık; ne oldu? Üstelik ABD Çekiç Güç nedeniyle sürekli bilgi veriyordu, K. Iraklı Kürtler de kırmızı pasaport vs. nedeniyle fiilen katılıyordu. Şimdi artık K. Irak Kürtleri bunca maceradan sonra en azından bir federe devlet kuruyorlar. Gecikmiş şey, tutkuyla ve kıskançça korunan şeydir. ABD ise perişan; Irak'ta tek dayandığı unsuru harcayamaz. Cesaret eden karadan buyursun.
Asıl felaket: Kamuoyu yok
Oğlumuz Hasan 1,5 yıl Batman'da komando erlik yaptı. 1,5 yıl çektiğimiz yürek çırpıntılarından oranlıyorum evladı şehit düşenlerin neler hissettiğini. Hasan'ın her "Ben arayıncaya kadar beni aramayın, operasyona gidiyoruz"unda evde oluşan matemden çıkartıyorum. Şu anda şehit ana-babası olabilirdik. Üstelik, bendeniz Türkiyeli bir Türk'üm; Kürtler ve hele de PKK babamın oğlu değil. Bütün bunlara rağmen söylüyorum: Şu anda Türkiye'deki temel sorun bu cinayetler değil. Kamuoyu diye bir şeyin yokluğu. Anlatayım.
1960'lar. Mülkiye'de tıfıl öğrenciyiz. Bir gün Prof. Nermin Abadan derste (bugün 85 yaşında, hâlâ ders veriyor), "Bir memlekette herkes aynı kanıdaysa o memlekette kamuoyu yoktur" dedi. Ne söylüyor yahu bu hoca dedim, çünkü o yaşta her şeyi biliyorsun tabii ki. Çok bilimsel bir şey söylediğini ancak şimdi anlıyorum: Farklı fikir yoksa, yani tam bir "birlik ve beraberlik" varsa bir ülkede, durum kötüdür. Sadece duygular konuşur, yanlışa yanlıştır diyenin sesi boğulur. Tabii, cılız sesler her zaman vardır; Stalin döneminde bile vardı. Ama bugün, büyük felaket o ki Türkiye'de herkes K. Irak'a dibine kadar girmekten yana. İntikam zamanı.
Üstelik, hani Napoleon'a atfederler, "Niye ateş açmıyorsunuz?" diye sormuş da bin dereden su getirmişler, sonunda da "Barut bitti imparatorum!" demişler, aynı hesap. Barut bitti: Yine bugünkü gazetelerde, bütün işlevi "bireyi yüceltmek" olması gereken "sivil toplum örgütleri"nin (TOBB, TÜRK-İŞ, TİSK, TESK, HAK-İŞ, KAMUSEN, TZOB) "Önemli olan milli beraberliktir" diye bildirisi çıktı. Örnek diye söylüyorum, bunlardan KAMUSEN'in Genel Başkanı Bircan Akyıldız bizim Azınlık Raporu çıktığı zaman "Vatan pahasına bu hareket yapılmaz. Toprağın bedeli kandır. Gerekirse o kan dökülür. Raporun adını bile edenlerin başına bela oluruz" diyen zattır (Birgün, 27. 10. 2004). Meraklısı için not: Kan dökmekten bahseden bu kişiye dava açtık, beraat etti. Acaba bilimsel bir raporun "kan" ve "bela"yla karşılanması ve karşılayanların aferin alması bugünkü teröre yastıklık yapmamış mıdır?
Böyle anlar, aynen "iç soğutma" ile "çözüm bulma"nın karıştırıldığı gibi, "bina"yı koruma ile "vatan"ı korumanın da birbirine karıştırıldığı anlardır. Bina rutubet alıyorsa, su tecridi içeriden değil dışarıdan yapılır, çünkü rutubet binanın içinde değil dışında oluşur. Vatan terörist alıyorsa, bunun tecridi içeriden yapılır, çünkü terörist dışarıda değil içeride oluşur. PKK'yı K. Irak barındırdı, ama K. Irak doğurmadı. PKK belasını başka bir bela üretti: 12 Eylül cuntasının Diyarbakır 2 no'lu Askerî Cezaevi'nde "vatanı kurtarmak için" tutuklu makatına cop sokanlar, kubur yalatanlar, fare yutturanlar, hayalara köpek saldırtanlar, ceza yerine İstiklal Marşı'nın bütün kıtalarını ezberletip bağıra bağıra söylettirenler doğurdu. Türkçe bilmiyor diye yaşlı anaları tutuklu oğluyla görüştürmeyenler doğurdu.
Sonra efendim, Şubat 99'da "teröristbaşı" yakalandı ve Kürt sorunu bitti diye rahata eriverenler doğurdu. Cılız reform çabalarını "dil kursunun yangın merdiveni yok" diyerek, "Orada konuşulan yerel dil hangisidir" diye resmî yazı yollayıp vakit geçirerek, "Kapılar 90 değil 85 santim olmuş, kursu açamazsınız" diye bahane bularak engelleyenler doğurdu teröristi (bkz. benim Türkiye'de Azınlıklar, s.122-123) .
1932'de İran'la "sınır tashihi" veya 1938'de "tedip harekâtı" yapıp "Artık tamamdır" diyenleri zaman aşımı yüzünden anmıyorum. Ama 1930'larda çarşıda konuşulan Kürtçe kelime başına beş kuruş ceza kesildiğini Kürtler maalesef anıyor, unutmuyor.
Çözüm: Yapageldiğimizin tersi
Bugün bile kim olduğunu ve ne işe yaradığını hâlâ anlayamadığım bir zatı 22 Temmuz seçimlerinde karşıma çıkartanlara engel olmayarak seçilmemi önleyen, DTP'dir. Ama bu benim fikrimi zerre kadar değiştirmez: Bugün içinde bulunduğumuz cinnet durumunun tek çözümü DTP'den geçiyor. Bunu biz görmüyoruz ama PKK çok iyi görüyor. Onun içindir ki şiddeti seçimlerden bu yana bunca artırarak DTP'yi sabote ediyor. Bu artan şiddet en fazla kimi vuruyor dersiniz? Adamların saldırılmadık parti şubesi kalmadı. Bu hiçbir şey anlatmıyor mu?
PKK'nın izdüşümü imiş. İyi ya, daha ne isteriz? Terörist öldürerek ortadan kaldırılamaz ki! Değil Irak sınırını "tashih" etmek, Türkiye'nin bütün sınırlarına İsrail gibi beş metre yüksekliğinde duvar çeksek de önlenemez çünkü olay içeride üretiliyor. Rutubet tecridi değil ki bu! İçerideki dağlıyı Meclisli yapmadan nasıl önleyeceğiz? Terör ancak silahtan siyasete dönüşerek DNA değiştirince önlenir. DTP, bu mutasyonun adıdır. Hadi, sınırdan sızdırmadık; büyük alışveriş merkezlerini nasıl koruyacağız? Üç ay eğitim verip dağlara terörist avlamaya gönderdiğimiz fidanların vebalinden sonra bir de bu vebali nasıl sırtlayacağız?
Bütün dünyada da böyle oldu bu. ETA için böyle oldu, IRA için böyle oldu. Şimdi bunlar kazara bir bomba patlatmaya kalksa, bir yanda Bask esnafı diğer yanda İrlanda esnafı sokaklara dökülüp lanetliyor. Başka türlüsü de olamazdı zaten.
Cinnet geçiriyoruz. Çünkü son yüzyıl içinde çözüm aramadan dolaba tıkıştırdığımız cesetler hepsi birden aynı anda dışarı uğradı: Ermeni sorunu, İslam sorunu, Kürt sorunu. Zombilerin hepsi birden gelince fazla geldi; olay budur; sadece PKK terörü değildir. Eyvah tamamen kuşatıldık, duygusudur; farkında değil misiniz?
"Yapacaklarımızın teminatı, şimdiye kadar yaptıklarımızdır" biçimindeki taşra sözüne bayılırım. Maalesef bugüne kadar yaptıklarımız bu sonuçları verdi, hâlâ aynı şeyleri yapıyoruz ve daha bir süre yapacağız. Öyle gözüküyor.
Onun için bendeniz K. Irak'a uçakları yollayıp dağı taşı bombalamak yanlısıyım. Belki ufunetimiz biraz iner. Düşünmeye başlarız. Tabii, düşünmek derken iki yanlı diyorum. DTP'nin de bu başlayan mutasyonu mümkün olduğunca çabuk hazmetmesini kastediyorum.