Zor şöhret

Oliver Stone'un 94 tarihli muhteşem Katil Doğanlar'ında bir rol kapınca, bütün hayranları Ashley Judd'ın bir kez daha sırtının yere gelmeyeceğini düşünmüştü.
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Oliver Stone'un 94 tarihli muhteşem Katil Doğanlar'ında bir rol kapınca, bütün hayranları Ashley Judd'ın bir kez daha sırtının yere gelmeyeceğini düşünmüştü. Ve fakat heyhat! Katil Doğanlar'da Judd'un olduğu tüm sahneler, montaj odasının döşemelerinde kaldı. Pek umrunda olduğu söylenemez. Zaten ilk sinema filmi Kuffs'ta da daha büyük bir rol alabilecekken, çok fazla çıplak sahne olduğu için daha küçük bir role geçebilecek kadar da "tuhaf"tı. Ya da Catwoman/ Kedi Kadın'da oynaması için gelen teklifi, Broadway'de Kızgın Damdaki Kedi'de sahneye çıkmak için bir an bile düşünmeden reddedecek kadar. Neyse ki bu tuhaflığı sinema kariyerini hiç etkilemedi. Heat/Büyük Hesaplaşma, A Time To Kill/Öldürme Zamanı, Kiss The Girls/Kızları Öp, Double Jeopardy/Çifte Tehlike gibi cinayet ve gerilim filmlerinde de, Divine Secrets of the Ya-Ya Sisterhood/Aramızda Kalsın, Someone Like You/Bazıları Çabuk Bıkar gibi romantik komedilerde yıldızını parlatmayı becerdi. Bu hafta da psikolojik korku filmi Bug/Böcek ile karşımıza çıkıyor. Durumu yine tuhaf, şöyle ki: Bir kere film, Amerikalı aktör ve oyun yazarı Tracy Letts'in bayağı ses getiren oyunlarından biri. Türkiye'de de DOT, bu sezonda oynamıştı. Ağır travmatik bir oyun olan Böcek, 10 dalda Oscar adaylığı alan Exorcist/Şeytan ve en iyi yönetmen ve en iyi film dahil dört dalda Oscar kazanan French Connection/Kanunun Kuvveti gibi filmlerin yönetmeni William Friedkin tarafından beyazperdeye aktarıldı. Ashley Judd, Harry Connick Jr.'ın yanı sıra üç yıldır Böcek'in oyun versiyonunda sahneye çıkan Michael Shannon'la eşleşti.
Judd verdiği röportajlarda "Michael gerçekten rolünü çok iyi biliyordu ve inanılmazdı, bana çok şey kattı" diyor. Zaten hepitopu beş kişilik bir oyuncu kadrosu olan, 25 günde ve film için yapılan küçücük bir mekânda yapılan çekimlere başka türlü katlanılmazdı herhalde. Üstelik, film de ağır travmatik. Hapishaneden yeni çıkan sabık kocası tarafından psikolojik ve fiziksel tacize uğrayan ve çocuğunu kaybetmiş garson Agnes (Judd), bir motelde yaşarken Peter'la tanışıyor ve kısa bir zamanda Peter, Agnes'in hem koruyucusu hem de sevgilisi oluveriyor. Genç kadın tam işlerin düzeldiğini düşünürken Peter, Birinci Körfez Savaşı, UFO'lar, Oklahoma bombalamaları, intiharlar, hükümetin askerler üzerinde yaptığı gizli deneyler hakkında konuşmaya başlar. Bunlar yetmezmiş gibi Peter, insanların vücutlarına hükümet tarafından "böcek"ler yerleştirildiğini ve sürekli dinlendikleri paronoyalarını da ekler. İkili karanlık bir deliliğin içinde, vücutlarından böcekleri çıkarmak gibi bir çılgınlığa sürüklenir. Yani bir gerilim filminde olması gereken paronoya, komplo teorisi, şizofreni ve delilik arasındaki ince çizgi, korku ve şiddet filmin tamamını kaplıyor. Hemen söyleyelim, Judd böceklerden korkmuyor, onları doğanın bir parçası olarak görüyor. "Hem" diyor, "filmde öyle böcekler ortada gezinmiyor, Peter'la benim derimizin altında olduğu söyleniyor, o kadar". Öte yandan film tabii ki yönetmeni nedeniyle, bazı kötü niyetliler tarafından Şeytan ile karşılaştırılıyor. Bunun da film çekimlerinde oyuncular üzerinde baskı kurup kurmadığı tartışılıyor. Judd, "Ben Şeytan'ı baştan sona hiç seyretmedim. Tamam Friedkin'in başarısını takdir ediyorum ama benim asla izleyeceğim bir film değil" diyor.
AIDS sözcüsü Judd
Ashley Tyler Ciminella, 1968 California doğumlu. At yarışlarında pazarlama uzmanı olarak çalışan baba ile country şarkıcısı annenin kızı olan Judd'ın çocukluğu pek de hoş geçmemiş. Anne babası ayrıldıktan sonra annesi, yine country şarkıcısı olan üvey ablasıyla birlikte Judd'ı Kentucky'ye götürür. Annesi ve ablası meşhur olup biraz para bulana kadar, üç kişilik kadın ailesi susuz, elektriksiz ve telefonsuz evlerde, yoksulluk içinde yaşar. Annesinin işi yüzünden Kentucky Üniversitesi'ne girene kadar, yani kısa bir hesapla 13 yılda 12 okul değiştirir. Kentucky Üniversitesi'nde Fransızca okurken bir taraftan da antropoloji, tiyatro, sanat tarihi ve kadın çalışmaları dersleri alır. Okulun son döneminde, diplomayı boşverip Hollywood'un yoluna düşer. Sonunda hiç olmazsa Tanrı yüzüne bakıyor da, Star Trek: The Next Generation'da 1991'den 1994'e kadar çalışıyor. 92'de ilk filmi Kuffs'tan sonra 93'te Sundance Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülünü alan "Ruby in Paradise"la kötü şansı epey hırpalıyor. Nihayetinde, Katil Doğanlar talihsizliğinden sonra Judd'ı The Passion of Darkly Noon, Smoke/Duman ve Heat/Büyük Hesaplaşma'da seyrettik. Öldürme Zamanı, Kızları Öp'le zirve yaptığını düşünüyorduk ki, 97-99 arası çevirdiği bütün filmler kötüydü. Neyse ki 99'daki Çifte Tehlike durumu toparladı. Ve biraz da değişiklik deyip Bazıları Çabuk Bıkar gibi sevimli bir romantik komedide boy gösterdi. Aramızda Kalsın ise bütün kadınların gülümseyerek ama ellerinde mendillerle seyrettiği şahane bir kadın filmiydi. Ünlü besteci Cole Porter'ın hayatını anlatan De-Lovely'de de Porter'ın karısı rolüyle hayli övgü aldı. Ve bu hafta da Böcek'le karşımızda.
Birçok kez Emmy ve Altın Küre'ye aday olup bir kez bile eline almak nasip olmayan Judd, sinema kariyerinin dışında da bir hayli meşgul. Eski okulunun basketbol takımıyla ilgili gazete yazıları yazıyor, bazı kozmetik markalarının yüzü olarak boy gösteriyor, YouthAIDS'ın küresel elçisi ve sözcülüğünü yapıyor, kadın dayanışmalarında boy gösteriyor. Stresten kurtulmak için çikolatalı kurabiye, yoga ya da bahçe işleri yapmak da en sevdikleri. Ah tabii arada araba yarışlarını da atlamayalım. "Bey"i Dario Franchitti ile 2001'de evlenip araba yarışlarına sarmadan önceki çapkınlıklarını da. Michael Bolton, (ki 3 Temmuz'da Caz Festival'inde bir konser verecek) Al Pacino, Matthew McConaughey sadece birkaçı. Kıskançlıkla söyleyelim, yakışır!