Med Cezir: Dur, bitme!
Med Cezir: Dur, bitme!
MedCezir, 12 Haziran'da veda ediyor, şimdiden yerine ne izleyeceğimi düşünmeye başladım. Uyarlama bir dizinin, hem orijinalinden farklı hem de benzer olması ve bunu hiç sakilleşmeden yapması sık rastlanan bir durum değil... MedCezir'i bu kadar sevmemin sebeplerini düşündüm ve tamamen şahsi ilk 5'imi yaptım.../ZEYNEP GÖNENLİ

MİRA BEYLİCE
Yerli dizilerdeki aşırı ketum, gururunu her şeyin üstünde tutan ve aşkını itiraf etmektense gerçekten gidip ölmeyi tercih eden kadınlara o kadar alışkınız ki, farklısını görünce ben eriyorum içten içe. Sevdiği adama olan düşkünlüğünden hiç utanmayan, onunla kavga eden, onu kıskanan ve bunu söyleyen, onunla inatlaşan, onu görünce gözlerinin içi gülen, onu tüm dünyaya tercih eden Mira’ya epey bayılıyorum. Klişe bir fakir oğlanı sevmiş zengin kız öyküsü olmamayı da çok güzel başardı Mira. Serenay Sarıkaya’nın rolüyle dev bütünleşmesinin etkisi de inkâr edilemez tabii bu başarıda. 

İSİMLERİNİ HEP KARIŞTIRDIĞIM ALTINKOY GENÇLİĞİ
Genç arkadaş kalabalığının da en gerçekçi olduğu dizilerden biriydi MedCezir aynı zamanda. Kimse çok iyi değil, ama çok kötü hiç değil. Bir durum olduğunda telefonlarını çıkartıp fotoğrafını çekmekten, birbirleriyle paylaşmaktan kaçınmıyorlar mesela aşırı erdemlilik adına. Hangimiz kaçınıyoruz nihayetinde? Aralarında birbiriyle sevgili olanları da var, kızlar kavga edip edip barışıyor. Her zaman kim kimdir tam takip edemesem de orijinal dizidekinden daha neşeli bir arkadaş grubu oldukları kaçınılmaz. 

MERT-EYLÜL AŞKI
Dev bir platoniklik içinde başlayan ve herkesin malumu olduğu şekilde Yaman’ın Altınkoy’a gelişiyle reele dönmek için fırsat bulan bu aşk, orijinalinden çok daha güzeldi bana kalırsa. Bunda da en büyük payı Hazar Ergüçlü’ye, sonra da Taner Ölmez’e veriyorum tabii. Eylül’ün hem aslında çok şımarık, ama hem de sevilme isteği her zaman çok anlaşılır olması, Mert’in sersemliğinin insanı yormadan onu da hep haklı çıkarabilecek dozda olması, bunlar hep çok özleyeceğim şeyler. Bir de, bu aşk için yazıyorum ama dizinin geneli için geçerli aslında tabii, sevgililerin birbirlerine dokunmalarının dünyanın en büyük normalliği olduğunu hiç aklından çıkartmayan bu diziye ben bir teşekkür etmek isterim şahsen. 

SEDEF KAYA
İlk geldiğinde şüpheyle yaklaştım, ama tanıdıkça beni çok yanılttı açıkçası. Altı boş bir parti kadını, çılgın başıboş zengin yaşamı meraklısı değil, baktıkça derinliği olan bir kadınmış meğerse Sedef. Ender’in ölümünden sonra Mert’e yaklaşımı da beni hep çok duygulandırdı. Selim’le ilişkileri olması nasıl olurdu onu bilemiyorum ama madem bu kadar içli içli sevdiler birbirlerini, kavuşsunlar gitsin bence.

YAMAN KOPER
Tozludere’den gelmiş o çocuktan hem çok farklı, ama hem de bir o kadar da aynı Yaman. Bambaşka bir hayata başladıklarında o hayattan hiçbir şey almayan ve bir de bununla utanmadan gurur duyan insanlardan nefret ederim ki yerli dizilerde çok tutulurlar genelde. Ama aklını yitirip olmadığı bir insan olduğunu sananlara da hep beraber bir o kadar kızarız doğal olarak. İşte Yaman, Altınkoy’daki hayatında, önce Selim’in şefkati, Mert’in hayranlıkla karışık sevgisi, sonra da en çok Mira’nın aşkıyla değişti, büyüdü, akıllı ve olgun bir adam oldu. Ama hem de mesela abisine olan sevgisi, iki eli kanda olsa Leyla aradığında koşup gitmesi ve kötülerin azılı düşmanı oluşuyla bildiğimiz Yaman. Sevgisini göstermeyi de çok güzel öğrendi, Mira’ya baktıkça kendini görüp gördüklerini sevmesinden başlayarak iyileşti.