scorecardresearch.com

Amerikan rüyası mı, kabusu mu?

Amerikan rüyası mı, kabusu mu?

Barack Hussein Obama, Amerika?nın 44. başkanı ama ilk siyah başkanı da.

Bush yönetiminin, petrol ve silah odaklarıyla ilişkilerini, icraatlarını, dünyayı nereden nereye getirdiğini hep birlikte takip ettik. Bugün ABD'nin Başkanı Barack Obama ve tüm bunların devam edip etmeyeceği konusunda kimse garanti verebilir mi?
Haber: EFE SIVIŞ - efesivis@su.sabanciuniv.edu / Arşivi

Demokrat senatör Barack Hussein Obama, 4 Kasım 2008 itibarıyla ABD’nin 44. başkanı oldu. Ülkenin tarihindeki deri rengi siyah olan ilk başkan ve görev süresi 2012’de noktalanacak olan Obama, zafer konuşmasında “Amerika’ya değişim geldi, rüya gerçek oldu” dedi. Türkiye’de sabaha karşı 03.00 sularında aldığım haberin ertesi sabahı ilk işim yabancı basını incelemekti, önemli mecraların haberi öne çıkarış biçimleri, ne demokrasinin işlediği ne de silah ve petrol tüccarlarının ülkeyi kuklalaştırma sürecinin bittiği yönündeydi. International Herald Tribune, The Guardian, Daily Telegraph ABD’nin nihayet ırkçılık sorunun üstesinden gelindiğini, kölelik geçmişinin bittiğini önplana çıkarmayı yeğlemişti. Bir anlamda realizm dersi veren The Independent ise siyahi liderin, ekonomik olarak çökmüş, Afganistan’da ve Irak’ta bataklığa saplanmış bir ülkenin başkanlığını devraldığını söylüyordu. Genel anlamda bir memnuniyet olduğunu gördüm, bu zaten kampanya süresince açıkça hissediliyordu. Basın ve entelektüeller, Obama’ya o kadar açık bir destek verdiler ki, yalnız onların sesi duyulur olmuştu, halk ne düşünüyor, kamuoyunun beklentisi neydi gibi soruları, ortaya atılan korkunç iddialar sonucu tarafsızlığına güvenemeyeceğimiz araştırma şirketleri tarafından cevaplansa da, tatmin edici bir bulgu yoktu. Şerif Mardin’in meşhur merkez-çevre teorilerinin aynısını, yalnız bu periyod için ABD’ye adapte edip asıl halkın sesinin McCain olup olmadığını birçok kez sorgulamıştım.

Türkiye memnun olmalı mı?
Bugünlerde sonuçtan memnun, kendinden emin, dünyanın cennet olacağını savunanları görüyoruz. Bush yönetiminin, petrol ve silah odaklarıyla ilişkileri, icraatlarını, dünyayı nereden nereye getirdiğini, ABD’nin imajının bugün ne olduğunu göreve geldiği günden beri yakından takip ettim. Bugün ABD’nin başkanı Barack Obama ve tüm bunların devam edip etmeyeceği konusunda kimse garanti verebilir mi? Türkiye’de vatandaşları, bilhassa entelektüelleri Demokratlara yakınlaştıran kişi Bill Clinton oldu. Çünkü, 1993-2001 yılları arasında görev yapan Clinton, Türk-Amerikan ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı. İlişkileri pragmatist bir döngüden çekip çıkardı, bana göre çıkardı görüntüsü vermeye çalıştı. Hassas değerlerimizi, duygusal etkenleri kattı, milliyetçi gururumuzu okşadı. 1999’daki Marmara Depremi’nden sonraki Türkiye ziyareti, depremzede çocuklarımızla ilgilenmesi kamuoyundaki Amerika sevgisinin fitilini müthiş ateşlemişti. Ama yüreklerdeki Amerika yangını esasen 2000 yılında başladı. Demokrat Başkan Bill Clinton, Ermeni soykırımı yasa tasarısının Temsilciler Meclisi’nden geçmesine ayak koyduğunda, bu yangını hayli harlatacak kadar odun atmış olacaktı. Bir başka kontra bilgi ise 1996’da Türkiye-Yunanistan karasuları arasında kalan kayalıklarda çıkan, tarihe Kardak Krizi olarak geçmiş sorunda, Clinton’ın Türkiye’nin yanında yer almamasıydı. Buna rağmen başkanın, Türkiye’nin AB adaylık başvurusunun görüşüldüğü 2004 sonunda, Avrupalı liderlerle, lehimize lobi yaptığını biliyoruz. Şu anki Cumhuriyetçi yönetim mercek altına alındığında ise, 2003-2007 arası, kamuoyunun görüşü, ABD’nin Irak’ta konuşlanan PKK’ya karşı sesini çıkarmadığı, Türklere yardım etmediği, anlık istihbarat, koordinasyon hikâyeleriyle bizi uyutmaya çalıştığı yönünde. Yaşadığımız her acılı günle beraber, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganları eşliğinde ABD karşıtlığı daha da yukarılara tırmanıyor. Demokratçı-Cumhuriyetçi diye ayrımlar yapmanın yanlışlığına dikkati çekmek istiyorum. Uluslararası ilişkiler teorisinde iyi ya da kötü başkan yoktur, tarihin sayfaları bugüne kadar çıkar ilişkilerine, güç dengelerine göre dolmuştur, bundan sonra da böyle olacağına hiç kuşku yok. Bugünlerde ihtiyacımız olan ne gözü kapalı bir Amerikan goygoyculuğu ne de kapıları kapatan pesimist bir tutum. Merhum İsmet İnönü’nün, “büyük devletlerle, iş tutmak, ayıyla yatağa girmek gibidir” sözü işte bu noktada çok önemli. 

EFE SIVIŞ
Sabancı Üni., Siyasal ve Toplumsal Bilimler, 3. sınıf


ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9077319077310

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.