scorecardresearch.com

Erkeğim, doğruyum

Erkeğim, doğruyum

?Aşkın Peşinde?de Penelope Cruz ve Ben Kingsley.

Penelope Cruz ve Ben Kingsley'in oynadığı "Aşkın Peşinde", aşk filmi gibi lanse edilse de yaşlılık üzerine de düşündürüyor
Haber: MURAT ATA - murtieko@hotmail.com / Arşivi

Tanıtımlarına bakılırsa vizyondaki “Elegy/Aşkın Peşinde” bir aşk filmi. Orta yaşı çoktan devirmiş karizmatik bir profesörle genç, göçmen, çekici öğrencisi arasındaki gelgitli ilişkiyi konu ediniyor denebilir kısaca. Fakat bu film, aşk filmi adı altında erkek milletinin genel karakteristik özellikleri ve yaşlılık üzerine bir deneme. Aşk bir kılavuz, yolları aydınlatması için seçilen.
David, hayatı boyunca ilişkilerinde dikiş tutturamamış -buna yarıda bırakarak ve arkasına bakmadan kaçtığı bir evlilik de dahil-, bağlanmaktan hep korkan, farklı bedenlerde soluklanmayı sorunların, yaşlılığa teslim olma gerçekliğinin üzerini örten bir paravan olarak kullanan birisi. Ve geçmişteki güzel, kendine güvenen günleriyle arasındaki bağı da, 20 yıldan uzun süredir yalnızca periyodik olarak sevişme eylemine giriştiği Caroline ile sağlıyor. Aslında kendiyle çelişiyor David. Bir yandan zamanı reddedip farklı bedenlerde kendini kandırırken, Caroline ile her sevişmesinde geçmişiyle arasında oluşmaya devam eden yılları da ortaya çıkıyor. Zaten zamanla da daha anlamsızlaşmaya başlayan sevişmeleri, yıllardır sözden, sorgulamadan bağımsız, salt fiziksel bir eylemken, konuşmaya başladıkları an çuvallıyorlar. Bir ilişkiyi fiziksel boyutu dışında, duygusal ve düşünsel boyutta yaşayabilmenin zorluğuna fena halde tosluyorlar.

İlkel erkekler
David ilk görüşte farklı duruşuna hayran kaldığı öğrencisi Consuela’yla tanışıyor. İlk ve tek hedefi cinsellik olan bir yakınlaşma David’inki. Fakat zamanla David âşık olduğunu düşünmeye başlıyor ve bundan sonra yönetmen Isabel Coixet elindeki malzemeyi çarçur etme eşiğinden içeri adımını atıyor. Nasıl mı?
Penelope Cruz ile Ben Kingsley arasındaki hiçbir şekilde sağlanamayan uyum, filmdeki aşkın gerçekliğini zedeleyen en büyük neden. Ne ten ne de duygusal boyutta bir uyumları var. Ayrıca ilişkinin fiziksel boyutunun bir adım ötesindeki çok değerli bulduğum duygusal sınıra dahi yaklaşabilecek bir adım atılmaması hikâyeyi iyice yüzeyselleştiriyor. Ne aralarında geçen aşka ve birbirlerine muhtaciyetlerine dair söylemler ne de gitgide artan ve kendi içinde tarafları bağlılık çatısı altında birleştirdiği söylenen bir ilişki yoğunluğunu hissetmemizi sağlayabilecek görüntüler izliyoruz. Coixet buna rağmen erkekleri anlama ve dertlerini dillendirme kılavuzu temalı bölümde daha başarılı.
David’in elinden zaman ve güç kayarken, sığınılan yalancı bir liman olduğunu da düşündürtüyor bize Consuela’ya olan bağlılığının, zamanla fikirlerini üzerine bina ettiği sevdasının. Yönetmen erkeğin kararsız, tekin olmayan, savrulmalara ve kırılmaya çok müsait, fiziksel olandan manevi olana evrilemeyen ilkel yapısına işaret ediyor. Kendisi 50 üzerinde kadınla yalancı sevişmeler yaşamışken, belki de bakire, çok masum, saf olarak düşündüğü Consuela’nın sadece beş kişiyle beraber olması karşısında verdiği ilk tepki, yüz ifadesinden anladığım kadarıyla tedirginlik, güvensizlik, kötüleme oluyor. Bu nitelemelerden kendi de payını alıyor, sorguluyor o beş kişiyi. Kendisiyle kıyaslıyor güç yarıştıran tüm erkekler gibi; egolarının sınır tanımazlığında kadın için en üst seviyede olmak arzusuyla aslında tüm zaaflarını, kuşkuları, korkularını ortaya savuruyor. Ve tüm bu hisleri bize Sir Ben Kingsley’in yaşlılığa ağıt tonundaki sakin ama ihtişamlı oyunculuk gösterisiyle duyumsayabiliyoruz.
Kamera kullanımıyla, klasik olanı çok benimsemeyen stil çabasıyla ve kullandığı lenslerle yarattığı soğuk, stilize, iç dünyasına kabulün zor olduğunu çok iyi veren atmosferiyle duyguyu farklı ve doğru bir yöntemle yansıtabilmeyi başarıyor Coixet . Ama ele aldığı temalardan birinde çuvallarken, gizli ana temada senaryosu ama daha çok oyunculuk ve mekan kullanımı, atmosfer yaratımı gibi araçlar sayesinde derdini seyirciye geçirmeyi başarabiliyor. Belki çok yeni fikirler üretip hipotezler sunmuyor ama var olan gerçekliği etkileyici ve üzerinde çaba harcandığı belli incelikli bir formatta düşünsel olanla kaynaştırabilme becerisini bir noktaya kadar başarabiliyor.

MURAT ATA : Araştırma sektörü

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9057609057600

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.