scorecardresearch.com

Futbolu uzaktan sevmek

Futbolu uzaktan sevmek

Marifet futbolu televizyondan değil yerinden izlemektir. Bakınız tribünler!

"Futbol" dendiğinde herkesin teknik direktör gibi yorum yapabildiği ülkemizde, nasıl oluyor da maçlar boş tribünlere oynanıyor?
Haber: ULAŞ ÇAN - galamos84@hotmail.com / Arşivi

Süper Ligde yeni sezon başladığından bu yana, futbol ile ilgilenen herkes, aynı konu başlıklarını farklı şekillerde ele alarak, belirli bir konu çemberi etrafında dolaşıyor. Gündemde fazlasıyla yer alan, yazılı ve görsel basının en çok ele aldığı başlıklar Galatasaray’ın yeni teknik direktör Skibbe ile neler yapabileceği, Fenerbahçe’nin geçtiğimiz yıllara oranla daha pasif bir oyun anlayışı içinde yer alması, Beşiktaş ve Trabzonspor’un pozitif futbol anlayışları şeklinde sıralanıyor. Bursaspor ve Gaziantepspor gibi kulüplerin bu sezon zirveyi zorlayabilme ihtimalleri, Sivasspor ve Kayserispor gibi kulüplerinse birkaç sezondur devam eden istikrarlı çizgilerini bu yıl da devam ettirebilme olasılıkları, gündemi belirleyen diğer konular olarak göze çarpıyor. Maç skorlarının her zaman önplanda olduğu, kazananın daima haklı çıkarılıp kaybedenin günlerce eleştirilebildiği, önemli bir futbol karşılaşmasının bir hafta boyunca tartışılabildiği ülkemizde, özellikle bu sezon çok hassas bir konu dikkatleri çekiyor. Yıllardan beri sahadaki oyun ve skor kadar, tribünlerdeki olumlu ve olumsuz görüntülerin de sıklıkla tartışıldığı ve incelendiği Türkiye’de, stadyumlardaki seyirci sayısının günden güne hızla azalması ve birçok şehirde maçların büyük kısmı boş kalan tribünler önünde oynandığı gerçeği, en az diğer konular kadar ilgi çekiyor. Kısacası insanımızın tribünden izlemek yerine televizyondan takip etmeyi tercih ettiği futbol maçları, boş koltuklar önünde sessizce oynanmaya mecbur. 

Çıplak gözle izlemek
Sokaktaki hemen her vatandaşın, “futbol” dendiğinde, en az spor programlarındaki tartışmacılar kadar fikir üretebildiği, herkesin “ben olsam onu öyle değil, böyle yapardım” cümleleriyle birer teknik direktör edasıyla yorum yapabildiği ülkemizde, nasıl oluyor da maçlar boş tribünler önünde oynanabiliyor? İspanya’da Barcelona’nın 85 bin, Real Madrid’in 65 bin, İtalya’da Inter’in 40 bin, Milan’ın 38 bin kombine bilet sattığı, en çarpıcı olanı ise İspanya’da, toplam nüfusun 50 bin olduğu Villareal bölgesinde 21 bin kombine bilet satılabildiği bir ortamda, kendini “futbol âşığı” olarak betimleyenlerin ülkesinde, İstanbul’un üç büyük kulübünün toplamda 50 bin kombine bilet satışı rakamına ancak ulaşabilmesi, olayı biraz düşündürücü hale getiriyor. Bu noktada, ülkemizin gelir düzeyi ile adı geçen ülkelerdeki gelir düzeylerini karşılaştıranlar ve bilet fiyatlarının ülke gelirimize oranla çok fahiş rakamlara satıldığını savunanlar, ilk bakışta son derece haklı görünüyor. Almanya’da 10 avroya satılan kale arkası biletlerinin ülkemizde 40 YTL’ye alıcı bulmasını beklemek biraz tuhaf olur elbette. Ama Anadolu’da Bursa, Eskişehir, Kocaeli gibi şehirlerin dışında, birçok stadın 5 YTL karşılığında satışa çıkarılan biletlere rağmen neredeyse tamamının boş kalması, “yenilsen de yensen de taraftarın senle” diye haykıran seyirciyi haksız çıkarıyor. Anadolu’nun herhangi bir şehrinde ikamet edip İstanbul’un üç takımından birine sevdalı olan bir birey, 5 YTL karşılığında kendi şehrinin futbol takımının maçını “yerinde” ve “çıplak gözle” izlemektense, aynı meblağı “gurbetteki” takımının maçını televizyondan izlemek için harcayabiliyorsa, seyircisiz futbolun giderek büyüyen ateşininin dibine, bir odun da o atıyor demektir.
Her fırsatta futbolla yatıp futbolla kalktığını söyleyen, konuyla ilgili tartışmalarda daima tüm hevesiyle cevap bulabilen, bir pozisyon için saatlerce tartışabilip bir skor uğruna en yakınındakinin canını acıtabilen ülkemiz insanı, “oyun”u yerinden değil, televizyondan takip ederek, kendi görmek istediğini değil, ekrandan görebildiğini izleyerek, en büyük tutkusunu “uzaktan” seviyor. Acı olanı ise bu süreçte bu tutkudan giderek kopmakta olduğunu fark etmiyor. Kendini “futbolsever” olarak tanımlayan bireyler, “ben bu oyunu gerçekten sandığım kadar seviyor muyum?” sorusuna içtenlikle olumlu cevap veremiyorsa, ülkemizde futbolu daha çok uzun yıllar “uzaktan” izleyip onu çok sevdiğimizi sanarak yanılmaya devam edeceğiz.

ULAŞ ÇAN
Sosyolog

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9033969033960

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.