scorecardresearch.com

Öteki Güneydoğu?

Öteki Güneydoğu?

Hasankeyf.

28/10/2008 02:00
Ölümler, kepenk kapatmalar, gösteriler, yoksulluk ve çözümsüzlük. Her şeye rağmen Güneydoğu'da keşfedilmeyi bekleyen farklı bir dünya olduğunu unutmamamız gerek
Haber: ONUR ULUDOĞAN - onuruludogan@gmail.com / Arşivi

Çatışmalar, ölümler, kepenk kapatmalar, gösteriler, yoksulluk ve çözümsüzlük. Son günlerdeki ülke gündemimizin de etkisiyle Türkiye’nin batısıyla doğusu arasındaki uçurum biraz daha artmış gibi. Oysa ülkemizin güneydoğusunda keşfedilmeyi bekleyen farklı bir dünya olduğu gerçeğini unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu gerçekliği daha iyi algılayabilmek için bölgeye yapılan kısa bir seyahat yetecektir. Böyle bir seyahati yeni tamamladım. Bu nedenle ülkenin güneydoğusuna yapılabilecek bir geziye dair birkaç öneri sunabilirim.
Güneydoğu gezisi için en basit yol kuşkusuz bir seyahat acentesine başvurup onların önerdiği tatil programına dâhil olmak. Bu yol sayesinde acentenin belirlediği güzergâhı izler, onların belirlediği yerlerde kalır ve bir gruba bağlı olarak hareket edersiniz. Ben seyahatimi, şehirler arasında hareket eden dolmuşlarla ve otostopla yapmayı tercih ettim. Otostopu riskli bulanlar elbette ki kullanmayabilirler. Özellikle zaman problemi olmayanlar sözünü ettiğim dolmuşlarla ana hatlara rahatlıkla ulaşabilirler. Ancak kent merkezlerinin kenarında bulunan pek çok gizli kalmış güzelliğe direkt ulaşım yok. Bu nedenle, özel arabanız yoksa ya otostopu tercih edeceksiniz ya da taksileri kullanacaksınız.
İzlediğim hat Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Diyarbakır ve Adıyaman’ı kapsadı. Bu kentler, yörede bulunan tarihi noktaların önemli bir bölümüne sahip. Ancak, burada, yer yokluğu nedeniyle bu uzun soluklu gezinin Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Batman bölümlerini oldukça sınırlı ifadelerle anlatabildim.

Kurban Bayramı’na alternatif tur
Gaziantep, hava ulaşımına sahip olması ve nispeten daha düzenli oluşuyla iyi bir başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Antepliler şehirlerini “doğunun Paris’i” olarak adlandırıyorlar. Bu abartılı benzetme kentin sanayileşen ve batıya dönük yüzünü anlatıyor kuşkusuz. Gaziantep içinde, onlarca tarihi camiyi, bakırcılar çarşısını, Kale’yi, Arkeoloji Müzesi’ni gezebilirsiniz. Vaktiniz varsa, Nizip ilçesine bağlı Belkıs Köyü’ndeki Zeugma Antik Kenti de duraklarınız arasına eklenebilir. Bu arada, kentteki kebapların ve tatlıların da tadına mutlaka bakılmalı.
Yukarıda kısaca özetlediğim Antep turunu iki günde rahatlıkla bitirebilirsiniz. Ardından, sabah erkenden olmak koşuluyla, Antep otogarından hareket eden Urfa araçlarıyla 45 dakika içinde Birecik’e ulaşılabilir. Birecik, bir zamanlar Fırat Nehri üzerinde yer alan önemli bir ticaret kenti olmasına rağmen bugün tam bir yoksulluk sembolü. Vakti olanlar, Birecik Kalesi’nden arta kalanları ve (yapılan barajlar nedeniyle) artık akamayan Fırat Nehri’ni bir süre seyredebilirler. Önerim, fazla vakit kaybetmeden, Birecik’ten kalkan araçlarla Halfeti’ye geçmeniz. Bu araçlar, sizi Yeni Halfeti’ye götürecek. Eski Halfeti’ye ise ulaşım yok. Eski Halfeti, yapılan Birecik Barajı’nın altında kalmış ama ulaşabilenlere ilginç tecrübeler vaat ediyor. Halfeti’de yapacağınız sıkı bir pazarlığın ardından tekne turuna mutlaka çıkmalısınız. Bu tur, katılımcılarına ilginç görüntüler eşliğinde yeni bir ruh kazandırıyor.
Halfeti’nin ardından, bir saatten biraz fazla süren bir yolculukla Şanlıurfa’ya varılabilir. Urfa şehir merkezi, gelenleri şaşırtacak ölçüde varsıl ve düzenli. Kent içindeki tüm önemli noktalara yürüyerek ulaşılabilir. Kale, Balıklı Göl, Çarşı ve camiler bir gün içinde gezilebiliyor. Balıklı Göl ve civarı gece bir başka, gündüz bir başka güzel. Gezinin Urfa ayağına vakti olanlar, Harran’ı da ekleyebilirler.
Yine sabah erkenden olmak koşuluyla, Urfa’dan Mardin’e seyahat edilebilir. Yolculuk iki saate yakın tutuyor. Meraklı gezginler için Mardin ve çevresi bulunmaz bir hazine. Şehri ikiye bölen ana caddenin altı ve üstü inanılmaz güzellikteki Süryani yapılarıyla dolu. Kent Müzesi ve kiliseler artık var olmayan bir kültürün izlerini taşıyorlar. Bir ikisi dışında kiliseleri gezmek mümkün değil. Mardin’e gelenler, şehrin kıyısında yer alan ancak ulaşımı bulunmayan Deyrül Zaferan Manastırı’nı atlamamalı. Mardin, ilgi alanınıza göre bir günde sürebilir bir hafta da. Midyat da bir zamanlar Süryani yerleşimi olan kentlerden birisi. Özellikle “Sıla” dizisi kentte ciddi bir turizm patlaması yaratmış. Midyat evleri, Mardin’dekilerden farklı olarak ciddi bir taş işçiliğine de sahip. Bu taş işçiliğinin izlerini gümüş satılan dükkânlarda da görmek mümkün.
Midyat-Hasankeyf arası da yine bir 45 dakika civarında. Hasankeyf ayrıca Dicle ile tanıştığımız kent olacak. Bu tarihi kent, bence güneydoğu turunun olmazsa olmaz noktası. Bir yandan sahip olduğu görkemli miras, bir yandan da yapılması planlanan barajın gölünün altında kalma olasılığı insanın tüylerini ürpertiyor. En az bir tam gün ayrılmalı.
Son olarak, okurlara, yaklaşan Kurban Bayramı tatili için bir de güneydoğu turunu düşünmelerini önererek yazıyı bitirmek istiyorum.

ONUR ULUDOĞAN
Dokuz Eylül Üni., yüksek lisans

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9057599057590

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.