Saatler nereye göre ayarlanmalı?

Saatler nereye göre ayarlanmalı?
Saatler nereye göre ayarlanmalı?

AhmetHamdi Tanpınar?ın ?Saatleri Ayarlama Enstitüsü?, DTrejisiyle sahnede.

Haber: SONER SEZER / Arşivi

İstanbul Devlet Tiyatroları’nın Ekim ayı programında, Özgür Yalım’ın Ahmet Hamdi Tanpınar’ın aynı adlı romanından uyarladığı “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” oyununu gördüğümde öncelikle şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Malum, Tanpınar pek öyle tiyatroya uyarlanabilecek yazarlardan değildir. Paul Valéry, Marcel Proust gibi isimlerden etkilenen Ahmet Hamdi, eserlerinde sembolik bir anlatımı tercih eder. Bu sebeple eserlerinin iyi etüt edilmesi ve sembollerin ardındaki sis perdesi aralandığında “temel mesele”nin iyi kavranılması, bu meselenin de sahneye iyi yansıtılabilmesi gerekir. Kitaba kısaca bakalım. Yazar, 1961’de yayımlanan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde orta sınıftan Hayri İrdal’ın serüvenini mercek altına alır.

Vakit heba olmasın da
Hayri İrdal “aydın” biri değildir, hatta düpedüz cahildir. O yaşına kadar “doğru düzgün” bir iş görmez. Neden sonra, talihi karşısına Halit Ayarcı’yı çıkarır. “Feleğin çemberinden geçmiş” bu zât-ı muhterem, Hayri Bey’in bir filozof (eskilerin deyimiyle feylosof) olduğunu iddia ederek onu da yanına alıp “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü kurmaya karar verir. Artık bu milletin “değerli” vakti heba olmayacaktır, bütün saatlere “ayar çekilecek”, saati ileri gidene yahut geri kalana (bilhassa geri kalana!) ceza kesilecektir. Ne var ki, bu “dünyanın en modern müessesinde, en mükemmel ve yeni şartlar altında ve bu kadar yenilik içinde çalışan” Hayri, yeni ile eski arasında bocalar. Eski adamdır Hayri, bu “yeni”den anlamaz. Zaten, bildiğimiz gibi Tanpınar’ın anlatmak istediği “modernleşme” sürecinde toplumun (ya da bireylerin) çektiği sancılardır. Bu açıdan bakıldığında, romanın zaman ve mekân bakımından oldukça geniş bir yapısı olduğunu da unutmadan, oyunu başarısız bulduğumu belirtmeliyim.
İlk olarak, tanınmış edebiyat eserleri sinema ve tiyatroya uyarlandığında esere sadık kalma/kalmama açısından oldukça eleştirilirler. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde ise eserin bütünü korun(a)madığı gibi, yapılan eklemeler de oldukça yersiz olmuş. Örneğin kitapta Meşrutiyet sonrası veya Cumhuriyet gibi zaman ibareleri yer almazken, öyle sanıyorum ki “daha kolay anlaşılabilmesi” açısından, bu dönemler tiyatro metnine eklenmiş ve kostüm tasarımı ile de desteklenmiş. Diğer yandan, eserin temel noktası olan “modernleş( e)me(me)” sorunsalı, güldürü ögeleri öne çıkarılarak ortaya konulduğundan, oyun da bir vodvilden farksız hale gelmiş. Olay-zaman örgüsüne bakıldığında ise, seyircinin sahnede 10 -20 yıl önce mahkemede Osmanlı zabitlerinin karşısına çıkan Hayri İrdal’ı izlerken, sonrasında verilen bir baloda benzerine ancak 1980’lerde rastlanabilecek elektronik müzikle karşı karşıya kalabiliyor olması bir hayli şaşırtıcı. Oyuncular açısından bekleneni en çok verebilen isim Halit Ayarcı karakteri ile Aydın Biricik. Doktor Ramiz’i canlandıran İşdar Gökseven ise adeta bir “sitcom”daymış izlenimi uyandırıyor, Hayri İrdal rolünde Atilla Şendil’i biraz “tutkulu” bulduğumu da eklemeliyim.
Oyun heyecanı ile kitabı birkaç günde okuyup bitirdiğimde oyunun absürd bir “komedi” olmasından endişelenmiştim açıkçası. Neticede ise Tanpınar’ın hayalini kurduğu, yıllar sonra onu onurlandıracak modern, orijinal ve yeni bir üslup ortaya konulamadığı için çok başarılı olunamıyor. Çünkü “Saatleri Ayarlama Enstitüsü her şeyden evvel kendisine inanılmağa muhtaçtır” diyor Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kuran Halit Ayarcı, ne kadar da haklı. Son sözü Ahmet Hamdi Tanpınar’a bırakalım en iyisi:
“Elli senede, bir medeniyete (Batı medeniyeti veya modernite diye okunabilir) bütün tarihiyle yetişmek kolay mı?”
Oyun 25-30 Kasım tarihleri arasında Harbiye Kenter Tiyatrosu’nda. 0212- 246 35 89

SONER SEZER: Galatasaray Üni., İşletme