scorecardresearch.com

''Son baskı''!

''Son baskı''!

İsmet İnönü. Adnan Menderes. R. Tayyip Erdoğan.

Bu ülkede, ne zaman muktedirler yanlışlarını sümenaltı edemez ve iktidarın uzaklaştığını hisseder, o zaman basın "provokatör" olur, "maşa" olur...
Haber: ALPER BARAN - alper.baran@gmail.com / Arşivi

Hangi parti iktidara gelirse gelsin, basın için “günah keçisi” kontenjanında hep yer olur. Gerekçeler ise hep birbirine benzer; ya “birilerinin maşası” ya da “dış mihrakların kuklası”. Heyhat, bunu devletin istihbarat teşkilatları fark edemedi de bizim siyasiler şıpadanak buldu.
Bugünlerde basın, “muktedirler”in yeniden gözdesi. Akredite olanıydı olmayanıydı, doğru tarafta olanıydı olmayanıydı, “kartel”iydi “biat”ıydı derken merak edip yakın tarihimizin ilk basın belalılarına bakayım dedim. Bakmamla titreyip kendime gelmem bir oldu!

Milli Şef geliyor!
Cumhuriyet tarihimizde basın üzerindeki ilk baskıcı dönem, İsmet Paşa’ya nasip olmuş, 12 Aralık 1941’den başlayıp 1 Aralık 1944 yılına kadar süren sıkıyönetim zamanında sekiz gazete ve bir mizah dergisi toplam 44 kere kapatılmıştı. Ama en hazin olanı, gazetelere gelen haberlerin nasıl yorumlanacağının bile bildirilmesiydi. Ve bu uygulama, “basın namusu” açısından, matbaaya kilit vurulmasından çok daha ağırdı.
Bu uygulamalar sonucunda çok isimli fakat tek tip bir basın oluştu. İnönü ile ilgili haberler de hep manşetlerdedir: II. Dünya Savaşı boyunca İnönü tiyatrodadır, İnönü at yarışlarındadır, İnönü operadadır...

Gelen, gideni aratır
DP, 1950’de, iktidara geldikten yalnızca 76 gün sonra, Basın Yasası’nı çıkardı ve hükümetin gazeteler üzerindeki denetimini tamamen kaldırdı. Gazetecilerin bu “Altın Devir”i kısa sürdü. 9 Mart 1954’te çıkarılan yeni Basın Yasası ile basın üzerindeki korku imparatorluğu yeniden başladı. Kimine para cezası verildi, kimine de hapis cezası. Hayli yaşlı emektar gazetecilerimiz bile yaşlarına bakılmadan hapse gönderildi. Hele 6-7 Eylül olaylarından sonra getirilen sıkıyönetimde görün siz şenliği: Hükümeti tenkit etmek yasak; darlık, kıtlık ve yoksulluk haberlerinin yazılması yasak; ekmek alabilmek için fırınların önünde bekleyenlerin fotoğraflarını basmak yasak; 6-7 Eylül olaylarını komünistlerden başkasının yaptığını yazmak yasak...
Adnan Menderes’in 1950 Basın Yasası çıktığında söylediği sözler ise çok gerilerde kalmıştı:
“Yayın hürriyeti, yurttaşın şahsi ve siyasi hak ve hürriyetlerinin teminatıdır. Basın hürriyetinin olmadığı yerlerde vatandaşın diğer hak ve hürriyetleri, kapalılığın kiri ve pası altında çürümeye mahkûmdur.” 

Halefleri...
“Ölümü görüp, sıtmaya razı olan” sağ cenahtan birçok insan, Menderes’in bu baskılarını, ülke ekonomisini felce uğratmasını, aile ahlakına saygısızlığını hatırla(ya)maz. Aynı şekilde, İnönü’yü yaşayıp sonradan DP şokuna uğrayan yüksek doz devletçilik ve tek tip toplum taraftarlarının da her zaman “Milli Şef” için bir mazereti vardır... Sonradan gelen siyasetçileri ise incelemeye gerek yok; onlar ya İnönü’ydü ya Menderes ya da her ikisi. İşte bu yüzden, bu ülkede, ne zaman ki muktedirler yanlışlarını sümenaltı edemez ve iktidarın gittikçe uzaklaştığını hisseder, o zaman basın “provokatör” olur, “maşa” olur, “kukla” olur. Bu “kural” iktidarın ideolojisine göre gazeteden gazeteye değişebilir ama suçlular hep aynı cemiyettedir. E o zaman kusura bakmasınlar artık, yıllardır o kadar çok “maşa” gördük ki hangisi gerçek hangisi yalan ayırt edemiyoruz, kamusuna birden “temizdir” deyip işin içinden sıyrılıyoruz...

ALPER BARAN
İTÜ, İmalat Mühendisliği, 2. sınıf

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9054569054560

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.