scorecardresearch.com

Ürküttü vakvakları

Ürküttü vakvakları

Başbakan Erdoğan?ın, Diyarbakır ziyareti epey olaylı geçmişti.

"Ya sev ya terk et" gibi ırkçı, milliyetçi ve ortaçağdan kalma bir düşünceyle siyaset arenasında yürümeye çalışmak sadece Başbakan'ın kendi ampulünü söndürür
Haber: VEYSİ SOYKU - adarahibi@hotmail.com / Arşivi

Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi ile kısmen yumuşayan ama 2004’te çatışmaların yeniden başlamasıyla Kürt coğrafyasındaki hava 90’lı yılları aratmaz oldu. Askerler, polisler, istihbaratçılar, PKK ve bunlarla beraber halk sürekli teyakkuz halinde. Hak ihlalleri, cinayetler, kontrolsüz gösteriler, önü alınamayan işkenceler zaten hep yanı başımızdaydılar. Erdoğan’ın söz ettiği “muasır medeniyetler seviyesi”nden kastı eğer şu an durduğumuz yerse vay başıma!
Bütün bunlar yetmezmiş gibi önceki gün (02.11.2008) Radikal’de okuduğum bir haber (kardeşimin kız arkadaşı onu terk ettiğinde kullandığı tabir) “kontağımın atmasına” neden oldu. Kültür Bakanlığımız İsviçre’deki “Culturescapes-Türkei” festivaline damgasını vuran bir olaya imza attı. Hüseyin Karabey’in yönettiği ve başrolde oynayan Ayça Damgacı’nın gerçek hayat hikâyesinden uyarlanan “Gitmek” isimli filmin, alınan bilgilere göre Kültür Bakanlığı’nın bir yetkilisi tarafından “Bir Türk kızı Kuzey Iraklı bir Kürt’e âşık oluyormuş” gerekçesiyle programdan çıkarılmış. Tages Anzeiger gazetesine bilgi veren festival yöneticisi Jurriaan Cooiman’ın kanaatine göre bu emir, “Türkiye’den, yüksek bir yerden” gelmiş. Ben de Coomian’ın kanaatini paylaşıyorum. İsviçre’deki gazeteye konuşan festival direktörü bu kararından dolayı “Pişmanım” demiş. Ancak eğer filmi programdan çıkartmazsa Türkiye’nin festivalin yapılmasına katkı sunmak için gönderdiği 400 bin avroluk yardımı keseceği uyarısına karşı yapacak bir şeyinin olmadığını söylemiş. Direktörün bu kaygısı elbette yaptığı iş gözönünde bulundurulduğunda anlaşılabilir bir şey. Peki ya Türk devletinin yaptığı?
Meydanlarda atıp tutanlardan, “kıvırmadan” bu olayı açıklamalarını istersek kuşkusuz tatmin edici bir cevap alabilmek mümkün olmayacak. Bölgeye gelip halkın oy verdiği partiyi (DTP) terörist ilan eden ve hiçbir zaman izine rastlanmayan “yatırımlarından” söz eden Başbakan’a soruyorum: Bir Kürt olarak bir Türk kızını sevebilmem için nereden icazet almam gerekiyor? Ulemadan mı? 

GAP?ne işe yarar?
Ben ömrümde Erdoğan kadar hiçbir şey yapmayıp çok şey yapıyormuş gibi davranan bir başka insan görmedim. Neolitik devrinden kalma bir GAP projesidir tutturmuş gidiyor her başa gelen. Yıllardır tekrarlıyorum, yinelemekten de usanmayacağım. GAP, Kürt sorununun çözümünde önemli bir rol oy-na-ya-maz. Ama onların iddia ettiği gibi GAP sahiden işe yarar bir proje ise bile yine kocaman bir çelişki yok mu? Devlet bu “terör” dediği meseleyi bitirebilmek için “altın anahtar” olarak gördüğü GAP’ı neden bir türlü hayata geçiremiyor yıllardır? Öyle Başbakan’ın söylediğine kanıp yüzde bilmem kaçı bitmiş hissine kapılmayın. O söz edilen yüzdeler GAP’ın enerji ayağıyla ilgili. Yani birebir sokaktaki vatandaşı etkileyen bir ilerleme değil bu. GAP’ta sözde asıl hedef olan ve Türkiye’nin tarım vizyonunu etkileyecek, sokaktaki, köydeki vatandaşın kendi bölgesinde iş imkânına sahip olmasını sağlayacak olan “sulama” ayağı hâlâ başladığı yerde, bir milim ilerlemedi. Şimdi affınıza sığınarak biraz daha hayalci bir yaklaşımla sulama ayağının da tamamen bitmiş olduğunu düşünerek başka bir soru daha sormak istiyorum: Tarıma elverişli arazilerin neredeyse tamamının toprak ağalarının elinde olduğu ve adil bir toprak reformu olmadığı yerde GAP’ın sulama ayağının da işe yaramayacağının farkında mısınız? Ya da başka bir açıdan soralım: Bağımsızlıklarını isteyen Katalan bölgesinin İspanya’nın en zengin bölgesi olduğunu biliyor musunuz? Kürtlerin zenginleşmesi onlar için farklılıklarını bir kenara bırakmaya yetecek bir kazanım mı olacak? Zenginleşirlerse ayrılırlar, yoksul kalırlarsa ayrılırlar, içinden çıkmak zor. Ama bütün samimiyetimle söylemeliyim ki Kürt coğrafyasında zengin olmak için sadece dolarları ağaçtan toplamak yeterli olsa bile bu mesele bu bakış açısıyla çözülemez. Çünkü mesele ekonomik değil kültüreldir, siyasidir. Kültür politik bir kavramdır zaten. Türkiye, eğer bölgenin ekonomik kalkınmasını hedefleyen bazı projelere girişecekse bu zaten sosyal devlet olmanın gereğidir. Buna ne çözüm adresi olarak bakmalı ne de bunu malzeme yapıp tehdide benzer sözlerle oy avcılığına soyunulmalıdır. Bence geri kalanlara bakmalı. Nedir onlar?
Öncelikle üslupta farklılık olmalıdır. Başbakan’ın yaptığı son hazin çıkış kanımın donmasına neden oldu. “Ya sev ya terk et” gibi ırkçı, ortaçağdan kalma bir düşünceyle bu yolda yürümeye çalışmak sadece Başbakan’ın kendi ampulünü söndürür. Ancak daha bunun etkisinden kurtulamadan iç savaş çıkmasına bile neden olabilecek sözler sarf etti, silahsız insanlara pompalı tüfekle saldıranlara arka çıktı. Bunun üzerine söyleyecek söz bulamıyorum doğrusu. Ancak bütün bunları yerel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu bölgelerini artık gözden çıkardığı için yapıyor diye okumak da mümkün. Bana kalırsa hesap şu: “Bari milliyetçi kesimlerin oylarını alayım.”
Diğer taraftan Kürt meselesinde kalıcı, akılcı, vatandaşın yararına, halkın istediği gerçek çözümlerin önü daha ne kadar kesilebilir? Kafalar kumdan çıkarılmalı ve muhataplar sağduyu içinde birbirilerine kulak vermeli. Ve sonunda görülecektir ki istenen şeyler öyle atla deve değil, son derece kabul edilir şeylerdir. Bana kalırsa bölge halkı Erdoğan’a çok güzel bir vecizeyle cevap verdi. “Geçme Dicle köprüsünden ürkütürsün vakvakları, çam diktik Hasankeyf’te git topla kozalakları.”

VEYSİ SOYKU
İşsiz

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9077119077110

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.