10 maddede oyunculuğun distopyasında tiyatro yapmak

10 maddede oyunculuğun distopyasında tiyatro yapmak
10 maddede oyunculuğun distopyasında tiyatro yapmak
Türkiye'nin tiyatroda son 10 yılın en iyi oranlarını yakaladığı bir dönemde oyunculuk giderek karanlık bir çağa sürükleniyor. Bunun en büyük sebebi tahmin edebileceğiniz üzere televizyon. Peki televizyonun oyunculuğa yaşattığı bu distopyada tiyatroyu kimler sırtlanıyor? İşte size 10 maddelik bir arka sokak hikayesi.
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Kadıköy'de daha önce önünden defalarca geçtiğimiz bir sokağa giriyoruz. Aslında çok işlek bir sokak. Hemen bir kaç adım ötede yığınla genç barlara cafelere akın etmiş, ellerinde cep telefonlarıyla "piyasa" yapıyorlar. Ve bu sokağın daha önce bakmadığımız bir noktasında bir iş hanının kapısında bazı afişler dikkatimizi çekiyor. "Burada tiyatro salonu mu varmış?" diyoruz. Bir afişe gözlerimiz takılıyor "Yalana Gel" yazıyor. Sokağın biraz aşağısında yığınla insanın, hayatın yörüngesinden kopmuş, bir mekandan diğerine koşturduğunu görünce bu çağrıya kayıtsız kalamıyor insan. Üstelik bir merak var içimizde, Devlet Tiayatrosu değil, Şehir Tiyatrosu değil. Kim var içeride, neler oluyor? Ve herşeyden önemlisi, oyunculuğun bu distopya çağında, kimler inatla gözlerden uzakta "perde!" diyor.




En son ne zaman bir tiyatro oyununa gittiğimizi hatırlamaya çalışırken, küçük bir salonda buluyoruz kendimizi. Koltuklar portatif, salon küçük. Sahnede emek verilmiş bir fon görseli var ama dekor yok.

Aslında tiyatro olması için dekora gerek yok. Çünkü sahnedeki oyuncudur dekoru izleyicinin gözünde canlandıran.



Dramanın belki de en saf hali, her an her şeye dönüşebilecek bir kaç kutu... Oyun kabare türünde bir çalışma. Müzikle harmanlanmış ve bir anlamda Devekuşu Kabare'nin elinden düşen bayrağı kaldırmaya çalışan sayılı oyunlardan. Yalana Gel, müzikle başlıyor. Sahne aralarında yine müzikle devam ediyor ve keyifli bir iki saat geçiriyorsunuz.



Oyundan bahsedecek olursak Yalana Gel, yaşadığımız çağa bir ayna tutuyor. Sosyal medya, iş görüşmeleri, Metrobüs... Sıradan çalışan insanların gündelik hayatları ve sıkıntılarından yola çıkılmış. Yabancılık hissi yaşamıyorsunuz izlerken, dışarı çıktığınızda tekrar içine döneceğiniz hayatı anlatıyor oyun. Kendisiyle özellikle sosyal medyada geçirdiği "sanal yaşantı"sı üzerinden yüzleşmek isteyenler için bir alternatif konumunda.

Oyunu izlerken kafada bir soru belirmiyor değil. Kim bu insanlar? Bu küçük salonda mütevazı bir seyirci kitlesinin önünde ne yapıyorlar? Amaçları ne hayalleri ne? Kolay değil, provalarla geçen bir sürecin ardından tüm enerjileriyle sahneye çıkıyorlar ve özel hayatlarındaki tüm sıkıntıları bir kenara bırakıp kendilerini yaptıkları sanata veriyorlar. Dizi oyuncuları gibi, iki bölüm parasına bir araba alacak kadar kazanmadıkları su götürmez. Bunun üzerine tanımak istiyoruz bu sanat emekçilerini ve karşımıza, bugün küçük bir tiyatroda oyunculuğa başlamak isteyeceklere tavsiyelerle dolu bir yol haritası çıkıyor;

1. Oyuncular dışında herkes oyuncudur



Öncelikle bu işe kızılcık şerbeti içerek başlamak lazım. Anlaşılan o. Çünkü o kadar eğitim, bitmeyen provalar, çekilen çileler. Her şey bir gün büyük bir seyirci kitlesi önünde yaptığı sanatı sergileyebilmek için. Gelin görün ki Bu Tarz Benim gibi yarışmalarda hiç lafımızı esirgemeyelim edepsizlik yapan yarışmacılar, neredeyse hiç emek harcamadan roller kapabiliyorlar. Ya da biraz daha net olalım, bu ülkede şarkıcı türkücülerden tutun, kadın programlarında ortalığı birbirine katan seyircilere kadar herkes oyuncu olabiliyor. Şarkıcı bildiğimiz isimler oyunculuğa dikey geçiş yaparken, gerçek oyunculara da "Hadi İnşallah" demek düşüyor ne yazık ki. Peki gerçek oyunucular ne yapıyorlar? Yalana Gel'in oyuncularına bir bakalım:



Bengü Toksöz, 29 yaşında. Oyunun hem yazarı, hem yönetmeni hem de oyuncusu olarak bir anlamda sahnede takım kaptanlığı yapıyor. Kendi kelimelerine baktığımız zaman tiyatroya sonuna kadar inanmış. Sahnelenen oyunun sonuna kadar arkasında ve oynadığı rolün içine girebiliyor. Fırsat verilse, televizyon ekranlarındaki onlarca dizide rahatlıkla kendisine yer bulabilir.

Ekin Çabuk, 26 yaşında Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu, İstanbul'a yeni gelmiş ve Tiyatro Sonsuz ekibiyle tanışıp çalışmaya başlamış. Ekin ışıltılı ve güzel bir oyuncu. Türkiye'de pek çok projede fırsat bulduğunda rahatlıkla kendini aşabilecek bir yetenek. Öğrenmeye hevesli olduğunu kendisini anlatışından anlamak mümkün. Fırsatını bulsa kimsenin onu tutamayacağını hissettiriyor.

Tuğba Balcı, 30 yaşında lise yıllarından bu yana oyunculuk hevesiyle yetiştirmiş kendisini. Üniversite ve sonrasında da peşini bırakmamış oyunculuğun. Hatta Amerika'ya oyunculuk eğitimi almaya gidip 3 yıldan fazla Amerika'da yaşamış. İşini büyük bir heyecanla yapıyor ve harcadığı emeğin meyvelerini toplaması için bir verilecek fırsatları hak ediyor.

Zeynep Aytekin, 28 yaşında eğitimini iç mimarlık üzerine almış, başarılı çizimler de yapıyor. Ancak oyunculuk aşkı onun da yolunu değiştirmiş. Şimdilerde Bahçeşehir Üniversitesi'nde oyunculuk eğitimi alıyor. Zeynep, sahnede enerjisi belki de en yüksek oyuncu. Eğer fırsat bulursa, gerçekten büyük bir yapımda rahatlıkla rol alabilir. İleride oyunculuğunu göz önünde bir yerlerde izlemek şaşırtıcı olmaz.

Yunus Yılmaz, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi'nde oyunculuk öğrencisi. Yolun başında olduğunun kendisinde farkında ve severek yapıyor işini. Türkiye'de çok ilgi gören tipleme karakterlerde kendisini geliştirirse yer bulabilir. Hani saf Anadolu çocuğu vardır ya hep aranan yüzdür. O yüze sahip Yunus Yılmaz, tek ihtiyacı tecrübe.



Yelda Kırçuval, 37 yaşında. Her kabarede olduğu gibi, Yalana Gel'in de bir anlatıcısı var ve bu işi de zaman zaman televizyonda ve organizasyonlarda yüzünü göstermeyi başarmış olan Yelda Kırçuval yapıyor. Yelda'nın zaten yaptığı bir iş sunuculuk, tiyatro sahnesinde sadece biraz işin içine doğaçlama oyunculuk katarak yapıyor işini. Sahnede selfie çekiyor, izleyicilerle diyaloğa girmeye çalışıyor, belki biraz daha rahat ve coşkulu bir izleyici kitlesi olsa karşısında, daha farklı şeyler katabilecek oyuna. Canlı yayın tecrübesinin olması onun avantajı ve rahatlığı da bunu ortaya koyuyor.

Hikmet İplikçi, Oğuz Küçükel ve Aslı Aker Yavuz da oyuna müzikleriyle katkıda bulunuyor. Sahnenin bir köşesinde her sahne arasında modern çağı yansıtan sözlerle bestelenmiş şarkılar söylüyorlar ve Aslı Aker'in sesi gerçekten başarılı. Şarkılar oyuna farklı bir hava katıyor ve zenginleştiriyor.



Gelelim bu ekibin başındaki isime; Şivan Adalı. Şivan 30 yaşında ve Marmara Üniversite'sinde İşletme Bölümünü tamamlamış. Okurken bir yandan da çalışan Şivan, radikal bir kararla kendisini gösteri dünyasına adamış. Başlarda bir performans ekibiyle yola çıkmış Şivan, trapezler, akrobatlar ve diğer gösteri sanatlarına gönül vermiş kişilerden oluşan bir ekibin etkinliklerinin başında olmuş. "Tiyatro Sonsuz" adını verdiği ve Yalana Gel oyununu çıkartan ekibin kurulması ise bunun hemen ardından gerçekleşmiş. Şivan kurduğu ekibin başında her ne kadar işletmeci olarak kalmak istese de, oyuncuların farklı projelere yönlenmesi ve kadroda açıklar oluşması sebebiyle oyunculuk da yapmak "zorunda" kalmış. Fakat severek yapıyor işini Şivan, sahnede her ne kadar tecrübe eksikliğini hissettirse de doğal ve rahat duruşuyla oyunun açıkta kalan rollerini kapatmaya çabalıyor. Yaptığı işe karşı samimiyetini hissettiriyor.

2. Oyuncu sadece oyuncu değildir


Peki bu şekilde küçük bir tiyatro ekibi nasıl ayakta duruyor? Bir gün içerisinde, bir tiyatro oyununun sahnelenmesi en az 8 saat alan bir operasyon. Dekor, kostüm, aksesuarlar depodan sahneye taşınıyor. Işık, ses konrol ediliyor, makyajlar yapılıyor... Ve hepsini neredeyse oyuncuların kendileri yapıyor. Oyun sonrasında sahnenin toplanması dahil, oyuncular her işin içinde.

3. Oyunculuk mütevazılıktır



Şimdi oyunculuk sektöründe çok fazla manken, güzellik yarışması galibi hatta kaybedeni var ki konservatuar, oyunculuk okulu mezunu olanların kendine yer bulması zor. Bulmak isteyenlerin de biraz yırtık biraz girişken olması gerekiyor ve işin kötüsü bazı yapımcıların bu konuda oyunculara ahlaksız tekliflerde bulunduğunu da içimiz acıyarak söylememiz gerekiyor. Şimdi bu insanlar sizin bizim gibi ailelerden gelen yetişen kimseler. Sırf okulunu okudukları işi yapabilmek için kendilerini mi bozsunlar? İşte kendilerini bozmayanlar da böyle gözlerden uzak sahnelerde, mütavazı hayatlar sürüyorlar. Birileri de podyumlardan dikey geçiş yaparak paraya para demiyor. Oyuncunun kabahatı mütevazı olması mı?

4. Tek yol televizyon



Yalana Gel'in yapımcısı Şivan'la konuştuğumuz zaman rahatlıkla anlayabiliyoruz ki bu arkadaşların kariyer planlamalarında bir sonraki adım daha büyük bir tiyatro sahnesi değil. Çünkü bu adım onların hayatını daha iyi hale getirmiyor. Yalana Gel'in biletleri 25 TL , salon zaten küçük. Kazandıkları anca yetiyor, daha büyük tiyatrolarda da değişen bir şey yok aslında. Ancak televizyon çok başka. Ülkemizde pek çok televizyon kanalında karşımıza çıkan tiyatro ve drama grupları çok iyi yerlere gelen oyuncular çıkarttılar. Şu an bütün ülkeyi sarmış bir Güldür Güldür efsanesi olduğunu da düşünürsek, tiyatroyu televizyonda yapmak en güzel yol. Hem daha fazla kazanmak hem de kariyerlerinde istedikleri noktaya daha kolay ulaşmak için koydukları hedef bu.

5. Ek iş?



Şimdi akıllara gelen bir başka soru da, madem bu arkadaşlar zor geçiniyorlar o zaman ek iş falan mı yapıyorlar? Aslında yapmıyorlar çünkü oyunculuk için emek ve zaman gerekiyor. İkinci bir işi yaparken de bunu gerçekleştirmeleri zor. Yapmaya çalışan da başarılı olamıyor. Tüm zamanlarını provalara ve oyuna ayırıyorlar. Aralarında öğrenciler var okullarına gidiyorlar. Part time eğitmenlik yapanlar var. Sadece sunucu Yelda Kırçuval aktif olarak çalışıyor diyebiliriz. Onun dışındaki arkadaşların varı yoğu Tiyatro Sonsuz gibi.

6. Aile candır



Oyunculuğa gönül veren herkesin arkasında ailesinin maddi manevi destek olması şart. Sonuçta bu arkadaşların düzenli gelirlerinde her an dalgalanmalar olaibliyor. Bu gibi durumlarda onlara ailelerinin destek çıkması gerekiyor. Açıkçası bir tavsiye vermek gerekirse, ailenizle aranız pek iyi değilse öncelikle üzülürüz, sonra kesinlikle oyuncu olmaya çalışmayın.

7. Aile candır ama...



Bir de şu var ki çok büyük yeteneğe sahip oyuncular ve oyuncu adayları da aile baskısıyla bu sevdadan vazgeçebiliyorlar. Kötülemek değil, olanlar ortada, yapılan operasyonların sonucunda çok genç oyuncuların erken yaşta uyuşturucuyla adı anılıyor. Bir kısmı da alkol hatta fuhuş ile adı anılan isimler olup çıkabiliyorlar. Bu durumlarda elbette aileler de tedirgin oluyor. Elbette kimse binbir emekle büyüttüğü evladını bir heves yüzünden kötü durumda görmek istemez. Ailelerden oyunculara bu mesleği bırakmaları yönünde baskılar gelebiliyor. Bu baskılar sonucunda çoğu yetenek daha işin başında yitip gidiyor.

8. Ayakta durmak



Bu tip tiyatrolarda oyunculuk yapan arkadaşların kimisi kendi ayakları üzerinde durmak zorunda. Destek aldığı birileri olmadığı zaman kiralarını ödeyemeyip mahkemelik oldukları oluyor. Mevsimlik işçi gibi memleketinden gelip bir kaç ay geçirip sonra geri dönenler var. Para kazanmak için barlarda ve tehlikeli sayılabilecek ortamlarda çalışanlar var... Kısacası ayakta durabilmek başlı başına bir sorun oyuncular için. Ki bu kadar sıkıntının arasında tüm dertlerini unutup sahneye çıktıklarını düşününce, sergiledikleri performanslara şaşırmamak da elde değil.

9. Gün birlik günüdür! Mü?



Şivan'a merakla sorduğumuz sorulardan biri de, madem bu kadar sıkıntı var küçük tiyatrolar birleşerek neden daha büyük işler çıkartmıyor? Aldığımız cevap açıkçası şaşırtıyor bizleri çünkü aynı dertleri ve sıkıntıları çeken ekiplerin, kendi aralarında bir ego savaşı içinde olduklarını hissediyoruz. İyi niyetli taraflar olmasına rağmen bu güç birliğine yanaşmayanların olduğunu öğreniyoruz. Sektörün bir de bu yönü var. Güç birliği yapmak çok zor.

10. Oyunculuk tek kişilik deliliktir

Son olarak toparlamak gerekirse bugün oyunculuğa çekirdekten başlamak isteyen arkadaşlarımız kardeşlerimiz bilsinler ki, onları Yetenek Sizsiniz jürisi beklemiyor. Emek harcamaları, dekor taşımaları, kostüm taşımaları, makyaj yapmaları gerekiyor. Yani işin her noktasına ellerini sokacaklar. Ötesi zor. Sıfırdan bir oyunculuk kariyeri yapmanın en kestirme yolu belki de bir güzellik yarışmasına katılmak, bir televizyon programında kendini rezil etmek, ya da şarkıcı olmak. Tiyatro sahnesinde alın teriyle emek veren bu arkadaşların yolunu seçmek işin zor yolu. Belki de kimilerine göre delilik. Ama oyunculuk biraz da deli olmayı gerektirir. Tek kişilik bir deliliktir oyunculuk, sahneye çıktığınızda aklınızı kaçırdığınız bir serüvendir. Anlayacağınız "aklı başında" olanlar sayesinde tüm dizilerimiz şarkıcı, manken, yarışmacı, internet fenomeni dolu, sahneler de "delilerin" olsun.