21 maddede hepimizi döven adam Cüneyt Arkın

21 maddede hepimizi döven adam Cüneyt Arkın
21 maddede hepimizi döven adam Cüneyt Arkın
Bugün Kara Murat'ın, Malkoçoğlu'nun, Dünyayı Kurtaran Adam'ın yani Fahrettin Cüreklibatur'un doğum günü! Biz onu Cüneyt Arkın olarak bildik, sevdik ve yıllarca seyrettik. O bir Yeşilçam efsanesi, o hepimiz için bir kahraman. İyi ki doğdun büyük usta!
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Usta aktör Cüneyt Arkın, oynadığı kahramanlık filmlerindeki rolleri ve oyunculukta kendine özgü üslubuyla Türk sinemasında çok özel bir yere sahip. Filmogrofisinde yüzlerce film bulunan Arkın, kimi zaman romantik bir aşık, kimi zaman gözüpek bir komiser kimi zamansa düşmanları tek tek dize getiren kahraman bir Türk akıncısı olarak karşımıza çıktı. Büyük ustanın filmlerindeki özgün dövüş sahneleri ise, onun filmlerini diğer filmlerden ayıran en önemli unsurların başında geliyor... İşte Cüneyt Arkın'ın Türk sinema tarihine kazınmış, unutulmaz sahneleri eşliğinde özel bir "Döverim ulen" listesi. Neden mi özel? Çünkü bu sefer kendisi anlatıyor hikayesini. www.cuneytarkin.com.tr sitesinde kendi kaleme aldığı biyografisi ve unutulmaz sahneleriyle, efsanenin doğuşuna tanık oluyoruz...


1.Eskişehir 1937...

"1937 yılının Eylül ayında Eskişehir' de doğdum. İlk anılarım ablamın melankolik şarkıları, babamın akşamüstleri bahçeyi sularken içtiği rakıya karışan kızgın toprağın, güneşin ve çiçeklerin kokusu oldu. Annem topuklarına kadar uzun saçlı bir kadındı ve gizli gizli ağlardı. Biraz daha büyüyünce günlerim çiftlikte geçmeye başladı. Toprağa karışmış kalın tenli, kaba, kara, büyük elli kadın ve erkekleri seyrederdim tarlalarda. Akşamüstleri bir rüzgar uğuldardı kulaklarımda. Uçsuz bucaksız ovadan geçen treni karma karışık özlemler, korkular, isteklerle beklerdim. Bu benim ilk yalnızlık duygumdu. Ve sonra hep yalnız kaldım."

2.Okul mu tarla mı?

"Anam beni Eskişehir Necatibey İlkokuluna yazdırdı. Ne korkunç, diye mırıldanıyordum kendi kendime. Beni topraktan ayırmaya hakkı yok diye geceleri şehirden kaçıp, büyük ırgat ateşleri arasında uyuyordum. Bu anamı üzüyor, babama kıvanç veriyordu. Bir erkek okuyup da ne olacaktı ki. Yine de ilkokulu normal bitirdim. Zaten ders kitaplarından çok kimsesiz çocuk romanlarıyla, taşı toprağı altındır diye İstanbul'a kaçan ve adamı topuğundan vuran canilerin hikayelerini okumuştum." 

3.Kitaplar 

"Eskişehir ortaokulunda hep pencere kenarında oturup uzak dağlara baktım. Eskişehir Lisesinde başka bir dünya bulmuştum. Kitaplar, kitaplar... Sait Faik, Orhan Veli, Panait Istrati. Ara sıra yazıyor, dergilere gönderiyor ve boyumdan büyük hayaller kuruyordum. "

4.Film şeridi

"Üniversiteye kadar tam bir bozkır hayatı. Çok az toprağımız vardı. Ağılımız vardı. Sinemaya bile çok zor giderdik. Ablam beni, Eskişehir'de Sakarya caddesindeki sinemaya götürür ve tembih ederdi. "Beşe çeyrek kala çıkacaksın" derdi. Filmin finalini seyredemezdim. Sonraları bir mercek buldum. O kopan filmlerden ayna ile merceğe ışık verir ve gösteri yapardım."

5. Üniversite

"Babam üniversiteyi okumamı istemiyordu. Çünkü o zaman ailenin ekonomik sıkıntısı başlamıştı. Pazarcılık da dahil bir çok iş yapıyorduk. Maddi sıkıntımız vardı. Benim babama büyük yardımlarım oluyordu. Bu yüzden beni yanından ayırmak istemiyordu. Ancak annemi ve ablalarım okumamı çok istiyorlardı. Sonunda rızasını aldık. " 

6. Sinema makinesi

"Mevki ekspres bileti kestiriyorum. İçimde üzüntü var, heyecan var. Çıkıyorum yola... İstasyonlar birer ikişer geride kalıyor, kompartımanda büzülmüş düşünüyorum. Yıllar önce bir defa babamla gelmişim İstanbul'a. O seyahatten hatırımda kalan bir tek şey var: Sergi Sarayı'nın o taraflarda galiba sanayi sergisinde olacak bir sinema makinesi görmüştüm. Babam çok istememe rağmen makineyi alamamıştı."

7. Haydarpaşa

"İlk defa gurbete çıkıyorum. İstanbul'a gelişim, tıpkı ilk filmim Gurbet Kuşları 'ndaki gibidir. Haydarpaşa’ya geldim, valiz, yatak ve yorganımla. Sirkeciye geçtim. O gece otel de kaldım. Ertesi gün imtihana gireceğim. Ders çalışıyorum. Bir ara kapı açılıyor ve bir adam geliyor. Biraz sonra biri daha, az sonra biri daha. Odada dört yatak var. Biz de dört kişiyiz. Hiç tanımadığım, bilmediğim üç adam. Gece yarısı biri "ışığı kapa" diyor. "Ağabey, ders çalışıyorum" diyecek oluyorum, bir başkası kalkıp düğmeyi çeviriyor. Zifiri karanlıkta yolumu bulup aşağıya iniyorum. Elime bir mum tutuşturuyorlar. Mumun ışığında ders çalışırken kendi kendime yemin ediyorum: Doktor olunca hastanenin ışıklarını hiç söndürmeyeceğim."

8. Geçim sıkıntısı

"Sabah imtihana girdim. Sonra neticeleri aldık. Üçüncüydüm kazananlar arasında. sıkıntılı şartlarda müthiş bir mücadele veriyorduk iyi öğrenci olmak için. Altı kişi bir araya gelip Akdeniz Caddesindeki 74 numaralı apartmanda bir kat tutuyoruz. Çocukların dördü Yüksek Ticaret'te, biri de Dişçilik' te okuyor. Adam başına 45 lira düşüyor. Bir süre sonra kiraya zam yapılınca ev kiramız 70 lira oluyor. Derslere sarılıyorum, boş vakitlerimde hep "Nasıl geçineceğim?" sorusuna cevap aramakla geçiriyorum."

9. Gençlik

"Eğlence ve içki yoktu hayatımızda. Devamlı çalışıyor ve o dönemde çıkan Varlık dergisini alıyorduk. Kendi paramızIa Erek diye bir dergi çıkardık. Cemal Süreya, Erdal Öz, Muzaffer Buyrukçu, Kemal Özer'le tanıştık. Ben hikayeler ve şiirler yazmaya başladım. Vatan gazetesinde sayfa hazırlardık. Aramızda bir zengin çocuğu vardı. Meyve alır ve bizden gizli gizli yer, kabuklarını yatağın altına atardı. Ayın on beşi dedi mi paramız biterdi. Sarayburnu'na gider zoka atardık. Her gün birimiz gider palamut tutar gelirdik. "

10. "Yahu Fahrettin..."

"1963 yılında Artist mecmuasının sinema artisti yarışmasında birinciliği kazanıp da sinemaya ilk adımı atınca, ilk olarak babamdan aldım lanetleyici mektupları. Arkasından arkadaşlarımın bitmeyen tükenmeyen kıncı latifeleri geldi: "Yahu Fahrettin başka işin yok muydu da artist oldun. Senden de artist olur mu?" diyerek beni her fırsatta iğnelerler, kahrederlerdi. "

11. Doktor Fahrettin

"Diğer arkadaşların okulları bitti. Ben Balo sokağında bir bodrum katına taşındım. Rutubet içinde, insanların ayaklarını görebildiğim bir pencere, o kadar. Ancak bu dönem benim için en verimli zamanlar oldu. Çok güzel hikayeler yazdım. Sonra Bülent Ecevit'in de yazdığı Pazar Postası çıktı. Hem siyasi, hem edebi ve fikri bir dergiydi. Genellikle hemşirelerin yaptığı bir iş vardır: Hasta beklemek. Para kazanmak için o işi yapıyordum. Bir gün Aksaray tarafındaki bir eve gittim. Yemek vakti geldi, beni de çağırdılar. Gittim. Ev halkı sofraya oturmuştu. Biri beni alıp mutfağa götürdü. Birden olduğum yerde sallandım. Benim yemeğim mutfaktaydı, orada yiyecektim. Düşünün o sırada doktor olmak üzereydim. Gençtim, tecrübesizdim ve tepeden tırnağa da gurur doluydum."

12. "Fahrettin sende müthiş bir şey var..."

"Üniversiteyi bitirdim, Eskişehir'e geldim. Orda Halit Ağabey ile tanıştım. Şafak Bekçileri'ni çekiyordu, Göksel Arsoy ile. Sonra ben ihtisası beklemeye başladım. Çalışıyorum ama ihtisas olmayınca öğle yemeği yok, akşam yemeği yok, para yok. Bir yoksulluktur, garibanlıktır gidiyor. Bir evlilik var başımızda o zamanlar. Suadiye de oturuyoruz. Bir akşam Halit Ağabey ile karşılaştım "Yahu bir film çekeceğim" dedi bana. Gurbet Kuşları 'ndan bahsetti, bir doktor rolü vardı. Halit ağabey daha o filmde keşfetmişti, "Yahu doktor sende müthiş bir şey var. "

13. Açlık günleri

"İlk filmimden elime geçen 500 lira ile ancak üç ay idare edebildim. Sonra gene açlık günleri başladı. Yeşilçam'da belki iş verirler diye yazıhane dolaştığım günlerden birinde Aziz Sarıkaya'ya uğradım. Belki bir iş verir diye düşünmüştüm ama yanılmışım. Odasında olduğu halde bana kendisini 'yok' dedirtti. Bozuk bir moralle, cebimde iki buçuk lira olduğu halde, Taksim'den Karaköy'e kadar yürüdüm, vapura bindim. Yorgundum, ama son paramı tüketmeye gönlüm razı gelmiyordu bir türlü. Kadıköy' den, Suadiye' deki kayınpeder evine yürüye yürüye gittim."

14. Binicilik

"Medrano Sirki'nde Rus kazakların atlarına baktım, karşılığında binicilik dersleri aldım. Parende atmasını öğrendim cambazlardan. Ter kokulu havlularını kurutup peşlerinde koştum. Sirkte bulunanların çoğu benim artist namzedi olduğumu öğrenmişlerdi."

15. Ufak bir numara

"Bir gece program bittikten sonra şimdi ismini pek hatırlayamadığım fakat çok sevdiğim akrobatlardan biri yanıma geldi, "Gel, seninle biraz çalışalım" dedi. "Sana ufak bir numara göstereceğim ve bütün filmcilik hayatında bu numaranın büyük faydasını göreceksin". Onunla tam iki saat çalıştık. Ertesi gece gene, daha ertesi gece gene derken, kendimde bir fevkaladelik hissetmeye başladım."

16. Başrol

"O dönemde Türk sinemasında başrol oyuncuları gerçek tipler değildi. Ama çevresindeki insanlar yaşıyor. Bütün yardımcı rollerdekiler, hepsi yaşıyor. Biz başrolcüler gerçek dışı."

17. Romantik bir jön

"O sıralarda Suat Yalaz'ın çizgi romanından Karaoğlan filmi yapılmak isteniyor. Ben de o zaman piyano çalan, keman çalan romantik bir jönüm. Ama gene bir Kıbrıs filminde, Remzi Jöntürk' ün teklifiyle biraz avantür koyduk. Bayağı tuttu ve iyi yapıldı."

18. Karaoğlan

"Ben sinemaya başladığımda çok basit hareketler vardı. Biz o zaman parendeler attık, havalarda uçtuk. Biraz dinamizm getirdik sinemaya. Ben de ona güvendim, Karaoğlan'da oynarım diye düşündüm. "

19. Gözleri ömre bedel

"Yeşilçam'dan kaçmaya, 'elveda sinema' demeye hazırlanırken Ülkü Erakalın çıktı karşıma. ‘Bana Gözleri Ömre Bedel’ filminde şans tanıdı. Adım bir anda bütün Türkiye'ye yayıldı ve şöhretin kapıları önümde ardına kadar açıldı."

20. Efsane

Sonrası mı? Sonrasını hepimiz biliyoruz. Bir çoğu Türk sinema tarihinin baş eserleri arasında yer alan 300'e yakın film ve art arda gelen sayısız ödüller. Cüneyt Arkın'ın başarı dolu sanatçılık hayatının yanı sıra, "Alkol, Uyuşturucu ve Gençliğimiz" konulu konferanslarla tüm Türkiye'yi gezerek, gelecek nesilleri bilinçlendirmek için yaptığı çalışmalarla da hepimizin hayatında ayrı bir yeri var.

21. Bir şiir

Yeşilçam'ın dev ismi Cüneyt Arkın'ı kendi kaleminden anlatmaya çalıştığımız bu listeyi yine kendi kaleminden satırlarla ama bu sefer kendi yazdığı bir şiirle sonlandırıyor ve nice mutlu yıllar diliyoruz! İyi ki varsın Malkoçoğlu, Kara Murat, Kılıç Bey, Yıkılmayan Adam...

"Çöplükte Bir Aç Martı

Çöplükte bir aç martı
Beyazı kirlenmiş
Dargın bakışlı bir çocuk gibi
Bulutları yok.
Denizleri bitmiş
Hapsolmuş gökdelenler arasına

Çaresiz
Kanatları düşmüş

Ya açlıktan ölecek
Yada taş ve betondan ibaret
Koca şehrin pisliğini
Yiyecek

Hayal mi hürriyet?
Özgür, alabildiğince denizlere uçup gitmek, dereler, göller, dağlar, çimenler, ormanlar, tarlalar şehirler aşağıda
Gönlünün istediği yere gitmek

Küçücük bir kuş bile olsa
Değer mi pislik yiyerek yaşamaya?

Aniden
Uçtu martı
Ümitsizce de olsa
Kavuştu gökyüzüne
Kendisi küçücük
Yüreği kocaman
Öpüştü bulutlarla
Ha gayret
Sonra iki oldular, beş on yüzlerce
Binlerce onbinlerce çoğalarak
Yan yana
Aynı hayallerle
Umut, ümit
Yaşama inadıyla
Dünyaları kat ettiler
Ve sonunda buldular yurtlarını

Küçücük bir kuş bile olsa
Değer mi pislik yiyerek yaşamaya?
Şimdi gökyüzünde martılar
Uçsuz bucaksız beyaz bulutlar gibi
Aydınlatıyorlar dünyayı
Çünkü
Hepsi
Birer hürriyet."