9 adımda Christopher Nolan'ın kara deliğinden çıkmanın yolu

9 adımda Christopher Nolan'ın kara deliğinden çıkmanın yolu
9 adımda Christopher Nolan'ın kara deliğinden çıkmanın yolu
Christopher Nolan'ın çok konuşulan yeni filmi Interstellar gösterime girdi. Usta yönetmen, kardeşi Jonathan Nolan'ın yazdığı senaryo gereği, geride bırakılmak zorunda olan bir Dünyayı bize sunuyor. Dünyayı geride bırakıp, uzaya yapacağımız bu yolculukta Nolan'ın kara deliğinde kaybolup gidebilirsiniz. İşte size Nolan'ın kara deliğinden çıkış rehberi!
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Interstellar insanlığın evi olan Dünyayı terk edip gitmenin hikayesi. Aslında o geride bırakılan Dünya , bir anlamda Nolan için onu Batman serisiyle tanıyıp seven izleyici kitlesini temsil ediyor. Şahit olduğumuz şey Nolan'ın bir nevi izleyici kitle temizliği. Interstellar, Nolan'ın sinemadaki yeni yolculuğu ve yanında götürdükleri ise sadece buna hazır olanlar... Ama ne kadar hazır olursanız olun, sizi yutacak kara bir delik var karşınızda. Bazı filmler vardır, ilkokul gibi size temelden eğitim verir. Her şeyi en başından açıklayarak anlatır ve filmle birlikte öğrenirsiniz almanız gereken mesajı. Interstellar ise bir üniversite gibi. Eğer temel bilginiz yoksa, çuvallayabilirsiniz. Interstellar size bir şeyler öğretme ya da anlatma peşinde değil. Bildiklerinizin üstüne bir kat çıkmaya çalışıyor sadece. Uzayın derinliklerine olan yolculukta ardınızda kalan Dünya; Batman serisi, Insomnia ve Prestij. Rotanızdaki yıldızlar ise Nolan'ın bundan sonra gideceği yol. Bu yolda kaybolmak istemiyorsanız, Interstellar'dan bir çıkış rehberine ihtiyacınız olabilir. Yoksa sinema salonunun kapanan ışıklarının ortasında bir kara delikte kaybolabilirsiniz.

1. Yerçekimi



Öncelikle yerçekimi hakkında bildiğiniz şeyleri çeşitlendirmeniz gerekiyor. Klasik anlamda Dünyanın üstünde durmamızı sağlayan bir kütleçekimi olmaktan ziyade yerçekimi aslında yaşamın ve varoluşun en önemli anahtarlarının başında geliyor. Yerçekimi olmasaydı en başta uzay boşluğunda ağırlıksız olarak askıda kalırdık. Yerçekimi olmayan bir ortamda basküle çıkmak ne kadar mantıklı olurdu? Ancak bu yerçekimi olmadan ağırlık olmayacağı anlamına da gelmiyor. Misal gezegenimiz ile Ay arasında yapacağınız yolculukta boşlukta ivme ve kütlenizle orantılı bir ağırlık algılarsınız.
Peki yerçekimi neye göre gerçekleşir? Bütün cisimler yere düşer değil mi? Peki neden bir kuş tüyü ile bir basketbol topu aynı hızda yere düşmez? Çünkü tüy daha hafif değil mi? Peki hafifliği belirleyen şey ne? Boyut mu? Kuş tüyünden daha küçük demir bir bilyeyi aynı yükseklikten bırakın, boyutun ne kadar önemsiz olduğunu göreceksiniz. Peki cevap ne?

2. Ağırlık mı, kütle mi?



Bir cismin ağırlığı, bulunduğu yere göre değişiklik gösteren bir veridir. Ay’ın kütlesi ve yarıçapı Dünya’ya göre daha küçüktür. Bu yüzden bir cismin Ay’daki ağırlığı Dünya’daki ağırlığının yaklaşık 1/6’sı kadardır. Yani galakside ağırlık göreceli bir kavram. Bir cismin kütlesi de madde miktarının bir ölçüsüdür ve ayırt edici bir özelliktir. Hiç değişmez. Dünya’dan Ay’a doğru gidildikçe Dünya’nın çekim kuvveti azalır ve Ay’ın çekim kuvveti artar. Bu iki çekim kuvvetinin eşit olduğu yerde cismin kütlesi değişmediği hâlde ağırlığı sıfır olur. Yani aslında kütle ve kütleler arası oranlar belirleyici unsur. Yer çekimi kuvveti, cismin kütlesine ve cismin yerin merkezine olan uzaklığına bağlıdır. Cismin kütlesi arttıkça cismin üzerindeki yerin çekim kuvveti de artar.

3. Peki ya uzayın bükülmesi?



Şimdi yerçekimi ve kütle her ne kadar tutarlı bir şekilde bağlı gibi gözükse de, bu denkleme çomak sokan faktörler de var. Şöyle ki, rüzgar vs gibi değişkenleri ortadan kaldırdığınızda Dünya üzerinde yerçekimi kanunu farklı işlemeye başlar. Yani rüzgarlı bir havada bir kuş tüyünün yere düşüşüyle, izole edilmiş bir odadaki kuş tüyünün düşüşü farklı zamanlarda gerçekleşir. Dünya aynı Dünya, kütle aynı kütle, çekim aynı çekim. Farkı oluşturan başka etkenler varsa o zaman başka bir teori mi aklımıza gelmeli? Yerçekimi eğer sandığımız etkiyi yaratmıyorsa, uzay bizi Dünyaya doğru itiyor olabilir mi? Tam olarak bu konuyu kestirmek güç, çünkü kütlesi büyük cisimlerin uzay boşluğunda etrafındaki cisimleri kendisine çekmesi hem uzay bükülmesi hem de yerçekimi açısından makul bir teori.

4. Zaman



Peki tüm bunların içerisinde zaman nerede duruyor? Yani bir cisim yere düşerken, daha doğrusu Dünya tarafından çekilirken geçen süreyi neye göre ölçüyoruz? Gözümüz zamanın ne kadarını görebiliyor ki? İnsan gözü saniyede sadece 24 kare görmeye yetiyorken, biz zamanı ne kadar doğru ölçebiliriz ki? Bir anın her karesini tek tek izlediğimizde geçen süre neden bizim algıladığımızla aynı değil? Aslında gözlerimizin gördüğünden ya da görmediğinden de çok ötede bir kavram zaman. Newton yasalarıyla gelen "mutlak zaman" kavramı bir eşik aslında. Bu eşikten atladığınız anda herşey farklı bir boyuta açılıyor. Misal gökyüzünde gördüğümüz yıldızların ışıkların kaynağı olan gök cisimleri aslında artık orada değiller. Sadece ışıkları bize yeni ulaşıyor. Zaman aslında son derece soyut bir kavram. Bunu gündelik hayatınızda da hissedebilirsiniz. Çok heyecanlı bir futbol maçı izlerken aradan geçen ve nasıl geçtiğini anlamadığınız bir 90 dakika, asla 90 dakika boyunca çektiğiniz karın ağrısı çekmenizle doğru orantıda kendisini hissettirmez. Bu son derece basit ve açıklamaya çalıştığımız bilimsel verilerle ilgisiz bir örnek, ancak anlamaya başlamak için bir basamak. Zaman tutarlı ve bükülmez bir şey değildir. Dünya üzerinde gök cisimleri ve klasik mekanik üzerine kurduğumuz düz bir şekilde akan zaman düşüncesi, evrenin temel mantığının dışında bir suni yapıdır. Yani şöyle ki, evrenin diğer ucundaki bir galakside yer alan bir gezegende geçirdiğiniz 10 dakika, bizim Dünyamızdaki 1 saate eşit geliyor olabilir. Bu şekilde kabul etmek zor olabilir ancak hiç aklınıza gelmeyecek bir kaynak bu teoriyi doğruluyor...

5. Yolculuk



Kutsal kitap Kuran'da Hacc Suresinde net bir şekilde şu ifade yer alır: "Rabb'inin katında bir gün, sizin sayıp durduğunuz bin yıl gibidir." Bu cümleden inanılmaz bir bilim kurgu yolculuğuna sürüklenebilirsiniz. Şöyle ki eğer kutsal kitapta yazan bu zaman dengesini hesaplayıp, evren üzerinde ne kadar uzaklıkta bir mesafeye denk olduğunu ölçebilirseniz, nereye ulaşacağınızı korkutucu olsa da tahmin edebilirsiniz. Hangi yöne gideceğinizi seçtikten sonra, oraya fiziki bir şekilde ulaştığınızda ise karşılaşacağınız şey sizi şaşırtabilir, çünkü bu kadar bükülmesi muhtemel bir zaman kavramı elinizde varken, oraya vardığınızda evren henüz yaratılmamış bile olabilir! Çünkü böyle bir yolculuğu yapacak hıza ve geçide ulaştığınızda, zamanın ileri mi yoksa geriye doğru mu aktığını bilemezsiniz. Uzayda yolculuk, tek bir düzlemde ilerlemeyi bir kenara bırakmanızı gerektirir. Çünkü uzayda düzlem diye bir şey yoktur. Düzlemin olmadığı bir yerde, düzlem üzerine yarattığımız zamanı ne kadar tutarlı ölçebilirsiniz ki?

6. Kara Delik


Bir kara deliğin ne olduğunu anlamak için, düz ve gerilmiş bir çarşaf üzerine ağır bir gülle yerleştirin. Eğer gülle yeteri kadar ağırsa çarşafı delip geçecek ve ardında bir delik bırakacaktır. Bu deliğin yakınlarına bırakacağınız her cisim de çarşafın gerilimi üzerinde sürüklenerek bu delikten aşağı düşecektir. Bu bir kara deliğin yarattığı etkiyi size gösterebilir. Peki kara delikten geçtikten sonra ne var? Bunu henüz kimse bilmiyor. Ancak bilim insanlarının bu çarşaf deneyi üzerinden geliştirdikleri teorilere bakılacak olursa, kara delik aslında bir boyut kapısı. Kara delikten geçen bir nesne, aynı çarşaftaki delikten geçen bir cisim gibi, "diğer yüzey" e tutunarak paralel düzlemde hareket edebilir. Bu paralel evrende yapılan yolculuğun sonunda ise çarşafın bir kenarına ulaşıp tekrar bildiğimiz düzleme çıkılabilir. Eğer uzay da zaman gibi bükülebilen bir şey ise, delikten düşen bir cisim, deliğe düşmeden önceki son noktasına geri dönebilir.

7. Solucan deliği



Uzayda bir noktadan diğerine yolculuk yapmak uzun zaman alan ve büyük enerjiler harcamanızı gerektiren bir süreç. Güneş sistemimizdeki herhangi bir komşu gezegenimize ulaşmak mevcut teknolojilerle yıllar alabiliyor. Bu süreyi gelişen teknolojilerimizle belki uzak bir gelecekte günlere indirebileceğiz. Ancak başka bir galaksiye ulaşmak her zaman için uzak bir ihtimal olacak. Bu aynı bir dağı tırmanmak gibi. Dağın yamaçlarına gerekli ekipmanlarla ulaşımınızı kısa sürelere indirebilirsiniz, ancak zirveyi aşıp diğer tarafın yamaçlarına inmek hem tehlikeli hem de çok uzun bir süreçtir. Bunun için dağın etrafından dolaşan yollar ararız değil mi? Ama bu yollar bizi gitmek istediğimiz yere ulaştırırken ne kadar zaman kaybettirir? En basit ve zor olandır aslında mutlak çözüm; dağı delip geçmek. Tüneller bunun için var. Ulaşım engelini aşmak ve zaman kazanmak için. Bir tünelin içinden koşarak dakikalar içerisinde karşı tarafa ulaşabilirsiniz. Ancak aynı eforla o dağı aşamazsınız. Solucan delikleri de uzayın içerisinde açılmış tüneller gibidir. Galaksiler arasında kısa bir sürede yolculuk etmenizi sağlar ve bir ucundan girdiğinizde sizi diğer ucuna ulaştıran bir bükülme görevi görürler. Bükülme diyoruz çünkü, uzay bir düzlem olmadığı için tünel gibi, bir uçtan diğer uca bir kestirme yol düşünmemeniz gerekir. Solucan delikleri, uzayı bükerek mesafeleri yaklaştırırlar. Bu aynı kolunuzdan daha uzun olan bir yorgan kılıfının içine, yorganınızı sokmak için kılıfı bükerek uçlara ulaşmanız gibidir.

8. Kuantum



Şimdi aldığımız tüm temel eğitimlerin dayandığı klasik fizikte uzay ve zaman süreklidir. Bu süreklilik bize ilerleyen bir düzlem hissiyatı yaratır. Kuantum fiziğinde ise tüm bu kavramlar süreksiz ve kesiklidir. Bu bakımdan Klasik fizikte nesnelerin özellikleri sürekli birer değişkendir. Yani sebepler sonuçları oluşturacak şekilde ilerler. Oysa ki Kuantum Fiziğinde tüm bu değişkenler süreksiz olup ani sıçrayışlarla bir durumdan diğerine geçiş olur. Yani aslında sonuçla sebep bir noktada aynı anda, aynı yerde olabilir. Klasik fizik bir belirlilik üzerinde ilerlerken, kuantum fiziğinin temeli belirsizlik yani olasılıklar üzerine kuruludur. Kuantum fiziği nesnelliği bir kenara bırakarak bütünsel bir etkileşim ve evrende sıçramalarla değişim esası üzerine bir düşüncedir. Böylesi derin bir kavramı, kısa bir listede özetlemek elbette mümkün değil. Ancak özetlemek gerekirse, tüm bu bükülen zaman ve kara delikten geçme hikayesini göz önüne aldığınızda aslında yıldızlar arasında yapılan bir yolculuk asla tek başına bir gidiş ve tek başına bir geliş değildir. Siz bir yolculuğa çıkmadan çok uzun zaman önce zaten oraya varmış olabilirsiniz, çünkü yaşadığınız her an bir anlamda bir geriye dönüş yolculuğu. Yolun sonuna varmadan asla nereye gittiğinizi bilemezsiniz. Dünyayı düşünün tek bir düzlemde ilerediğinizde aynı noktaya varıp o noktadan geçiyorsanızi, geliyor ya da gidiyor olduğunuzu nasıl söyleyebilirsiniz ki?

9. Çıkış yolu


Işıklar kapandığında o salonda, oturduğunuz koltuğa tutunmayın. Interstealları izlerken varacağınız yer, Nolan'ın sizi götürmek istediği yer. Bir sinema üniversitesinde olduğunuzu unutmayın, aklınızda zamanı ve uzayı nasıl bükebileceğinizi bulundurmadan yıldızlar arası bir yolculuğa dalmayın yoksa kaybolursunuz. Ki zaten Nolan'ın da yapmak istediği bu aslında. Bazı kavramlara hazır olmayan ya da yabancı olanların, uzayda nasıl kaybolacağını bize hissettiriyor. Salondan çıkarken insanların gözlerinde gördüğünüz ifade aslında bir kaybolmuşluk hissi, çünkü bu yolculuk için henüz hazır değiliz çoğumuz. Bu yolculukta doğru yere ulaşabilecek olanlar sadece bu geleceğin bilimine hazır olanlar olacak. İşlediği konuyu hissettirmeyi prensip edinmiş bir yönetmenden başka bir çalışma da beklenmezdi zaten. Nereye gideceğimizle ilgili bir yolculuk değil insanınki, ne zaman gideceğimizle alakalı. Belli bir zamanı beklemiyoruz aslında, çünkü belki de dönüş yolundayız. Yolculuğun neresinde olduğumuzu anladığımızda hazır olacağız. Hem başında hem de sonundayız bütün yolculuklarımızın, çünkü zaman ve boyutlar, sabah işe kalkmak için kurduğumuz saate sığmayacak kadar büyük. Interstellar'daki kara deliğin içinden çıkmak için bir rehbere mi ihtiyaç duyuyorsunuz? O zaman şu ana kadar size yol gösteren herşeyi bir kenara bırakmanız gerekiyor.

Filmi genel olarak yorumlamak gerekirse; muhteşem müzikler, nefes kesen bilim kurgu sahneleriyle doyurucu bir yapıt Interstellar. Ancak gereğinden uzun bir işleyiş ve çok da gerekli olmayan bir Matt Damon performansıyla, bazı soru işaretleri de bırakmıyor değil. İşlenen konunun derinliğine denk bir ağırlıkta gidiyor film ve hangi sahneyi neden daha fazla uzun tuttuğunu çözemiyoruz Nolan'ın. Ancak belki de bu yine kendisinin o sihirli yöntemlerinden biri. Kuantum ve zaman bükülmesini düşündükçe aslında bize uzun gelen sahneler, anlatılan konunun içerisinde sadece bir an değil mi?