90'lar neydi? Sevgiydi, emekti, Grup Vitamin'di!

90'lar neydi? Sevgiydi, emekti, Grup Vitamin'di!
90'lar neydi? Sevgiydi, emekti, Grup Vitamin'di!
Ne zaman 90'lardan bahsedecek olsak koro halinde herkesin dilinin ucuna Grup Vitamin geliyor. Grup Vitamin'den bahsetmeyen bir 90'lar yazısına itibar bile edilmiyor. Hal böyleyken biz de okurlarımız için muhteşem bir dönüş yapan Grup Vitamin'in üyeleri Emrah Anul, Selçuk Aksoy ve Tolga Sünter'le çok keyifli bir 90'lar sohbeti yaptık...
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Bazı insanlar vardır "Konuşacak ne de çok şeyimiz varmış" dersiniz. İşte Grup Vitamin üyeleri, 90'ların suyunu içmiş havasını solumuş insanlar için öyle bir zenginlik. Açıkçası biz sohbetlerine doyamadık. Hem 90'lardan konuştuk, hem şimdiki müzik piyasasından... Muhabbet döndü dolaştı "Ne olacak bu memleketin hali'ne"de bağlandı, kahkahalara boğulduğumuz anlar da oldu. Şu var ki bu adamlar 90'lar kuşağının "Anlat da dinleyelim abi" diyebileceği türden samimi, içten, özgür düşünceleri olan ve sevmemenizin mümkün olmadığı insanlar. Lafı çok fazla dolandırmaya gerek yok Grup Vitamin gibi bir efsaneyi karşımıza aldık ve sular seller gibi akan bir muhabbetin içinde kaybolup gittik...

1. Öncelikle Tolga Sünter'i tanımayanlar ve onu grubun yeni elemanı sananlar için kendisini anlatmasını istedik.

Vitamin'le çalışmaya başladığım sene 1992. İlk albümden sonra hep birlikte olduk. O dönemde Vitamin'in çekilen resimler hariç her yerinde vardım. Aranjelerini, orkestra şefliklerini yapıyordum. Eskiden bu kadar yüklü değildi ama her noktada katkılarım müzik olsun, söz olsun vardı. Şimdi daha yoğun, Gökhan Semiz'in single albümünde de çalıştım. Vitamin'in ara verdiği dönemde, film dizi ve reklam müzikleri üstüne yoğunlaştım. Sanatçılarla sahne çalışmalarım oldu.

Yeni albüm yapmak için grubu Tolga ikna etti deniyor doğru mu?

Grubu yeniden albüm yapmaya ikna eden değil ama bu fikri ortaya atan ben oldum. Emrah ve Selçuk da zaten hazırdılar.

Bir anlamda eski bir üye olarak vitrine yeni çıktınız diyebilir miyiz?

Evet vitrine yeni çıktım. Eski kliplerde oynuyordum ama basına yansıyan fotoğraflarda yer almıyordum. Sertaç'ın ayrıldığı dönemde 4 kişiden üç kişiye düştüğümüzde Gökhan, benim öne çıkmamı istemişti. O zaman da olabilirdi, kısmet bugüneymiş.

Sizi yeni tanıyanlardan nasıl dönüşler aldınız?

Gökhan'dan sonra vitrine çıkmış olmak, Gökhan'ın yerine mi geldi gibi sorular beni geriyordu ancak Vitamin'i tanımayan bir iki kişi dışında tepkiler genel olarak iyi.

2. Selçuk Aksoy'u zaten ilk albümden beri göz önünde olduğu için tanıyoruz. Peki Selçuk, Vitamin'in ara verdiği dönemde neler yaptı?

Biz en son 2000'de İyi Günler Türkiye albümünü yapmıştık. O süreç sonrasında cafe ve barlarda müzisyenliğe devam ediyordu. 6 sene önce evlilik sürecine girdikten sonra hemen peşinden 2011'de kızım dünyaya gelince gece çalışmalarını bir kenara bırakıp çocuğumu ve eşimi güvence altına alabileceğim sigortalı bir işte çalışmaya karar verdim. Radikal bir karar verip iş görüşmesine gittim, tekstil sektöründe bir firmayla görüştüm. Görüşmeden sonra 1 ay bekledim sonrasında tamam dedim.

Müzik kariyerinden sonra ilk defa mı düzenli bir işte çalışmaya başladınız?

Ben öğrencilik yıllarımda da Galeria'da bir spor malzemeleri satan mağazada çalışıyordum, çalışmayı seven bir yapım var. Daha Vitamin yoktu bir yemek firmasında da çalıştım.

Peki şöhretten uzaklaştığınız dönemde basının ilgisi nasıl oldu?

Önce Mecidiyeköy sonrasında İstinye'de bir alışveriş merkezinde çalıştım. İstinye'de çalışırken bir gün basından iki arkadaş beni gördü, yanlarına gittim bir röportaj yapıldı ardından telefonlarım susmadı. Çok fazla programdan çağırdılar, bir tane programa çıktım, başka bir kanalla da röportaj yaptım.

Selçuk şimdi ne yapıyor?

Şimdi İçerenköy'de çalışmaya devam ediyorum. Cafelerde, barlarda çalışan pek çok insan var hiçbiri sigortalı değil. Emekli olmak, bazı şeyleri güvence altına almak çok önemli. Ben bu sebeple düzenli çalışma hayatını seçtim.

Bar ve cafelerde çalışan arkadaşlara tavsiyeleriniz var mı?

Cafe ve barlarda çalışan arkadaşlarımıza tavsiyem düzenli ve sigortalı bir işte çalışıp kendilerini güvence altına alsınlar, müziğe bunun yanında devam etsinler.

Göz önünde olmadığınız dönemde kendinizi yakıştıramadığınız proje teklifleri aldınız mı?

Kendimize yakışmayacak teklifler önümüze koyulmadı, koyulsa da itibar etmezdik. Çalıştığım dönemlerde, "Senin burada çalışmaman gerekir" diyenlere "O zaman çalışmayayım masraflarımı siz karşılayın" diyordum.

 

3. Bu sefer de aynı soruyu Emrah Anul'a soruyoruz. Emrah ne yaptı aradan geçen yıllarda?

Öncelikle gay değilim (Böyle bir girizgahtan sonra uzun süre kahkahalarımıza engel olamadık.) Geçtiğimiz yıllar içerisinde yan flüt dersleri verdim bunun yanında 4-5 kişilik bir müzik gurubum var onlarla çalıp söylemeyi çok seviyorum. Perküsyon ve vokal olarak bu gruba katkılarım oluyor. Reklam ve film müziklerinde Tolga'yla çalıştık. Bunun dışında hayatımıza birileri giriyor çıkıyor öyle devam ediyoruz.

Selçuk gibi düzenli bir hayata geçmek istemediniz mi?

Düzenli bir hayat mı? Ben mi? Benim tek düzenli hayatım ailem, onun dışında kafasına göre takılan bir adamım.

 

4. 90'lardaki sanatçı camiasıyla şimdiki camia arasında nasıl bir fark var?

Selçuk: 90'lardaki o ruh, o sanatçılar arası paylaşım artık yok. Paylaşımlar artık sosyal medyadaki yorum ve beğenilere kaldı. 90'larda herkes birbirine gidip geliyordu. Dolu dolu ve güzel sanatçılar vardı. Şimdilerde o çevremizden bir arada olduğumuz insanlar bir elin parmaklarını geçmez. Klibimizde yer alan Burak, Ferda Anıl, Hakan Altun ile bağlarımız sürüyor. Ah Canım Ahmet'le de sosyal medya üzerinden görüşüyoruz.

5. Peki gruptan ayrılan eski Vitamin üyeleriyle bağınız sürüyor mu?

Selçuk: Tamamen koptuk. Hatta Ercan ve Ufuk'u tanımıyoruz. Bağlantı koptu, o ilk albümdeki geniş kadronun bir araya gelmesi mümkün değil. Ki böyle olması daha iyi çünkü en azından gerçekten seven insanlar bir arada, eski ekibin bir araya gelmesi yönünde bir isteğimiz yok.

6. 90'lardan günümüze müzik kalitesinin değişmesini ne yönde değerlendiriyorsunuz? Artık enstruman çağı bitti diyebilir miyiz?

Tolga: Artık melodi diye bir şey kalmadı. Dünya da böyle, artık soundlar var. Geçen sene yılın şarkısı olan çalışma bu sene akıllarda yok. Ama 90'lar ve öncesinden bir şarkı hala ağırlığını koruyor. 2000'lerde çıkan popüler şarkıları 2020'lerde hatırlayacak mıyız bilinmez. Ancak bir ruh eksikliği olduğu kesin. Daha da önemlisi 90'larda çıkan sanatçılar müzisyendi. Bazıları iyi bazıları biraz müzisyenlerdi. Şimdilerde ise dünyada olmayan bir şekilde müzisyen olmayan şarkıcılar var. Şimdi kes yapıştır dönemindeyiz. Şarkı'nın ilk bölümüyle ikinci bölümü birbirinin kopyası. Sololar, enstruman gösterileri kalmadı. Artık şarkılar bir bölüm.

Selçuk: Melodiler bittiği için Dub-Step müzik revaşta. Sadece ritim, sadece teknik. Ritim boyutunda müzik yapılıyor, akılda kalan bir melodi yok.

Emrah: Durum artık insan pazarlamak üzerine kurulu. Yakışıklı abiler, güzel seksi ablalara bağlandı iş. Geçtiğimiz dönemde biraz Azeri müziğine kulak verdim, açık ve net söylüyrum biz burada paçavra dinliyoruz. Bizim şu an dinlediğimiz şey 90'ların yanında müzik değil. Patlamış mısır gibi. Patlıyor, yiyorsunuz ve bitiyor. 90'lardan ve eski dönemlerden şarkıları hem çalanla hem de tanımadığınız insanlarla bir arada söyleyebiliyorsunuz. Ancak 2000 ve sonrasında bunu yitirdik.

7. Pop Müziğin 90'larda ve 2000'lerdeki karşılaştırmasını yapacak olursanız nasıl farklar var?

Emrah: 70'ler aranjman müziklerle anılır, 80'ler biraz kayıp bir dönem. 90'lar ise pop müzik açısından tam bir patlamadır. 2000'lerde ise genel olarak üretim yok. Bir reklam müziği yapacak kadar bile üretkenlik yok, reklamlarda bile eski şarkılar kullanılıyor. "Hiçbir şey yapamazsam şarkıcı olurum" denilen bir dönemdeyiz. İstisna isimler var ancak yaratıcılık öldü.

Tolga: 90'lar bir dönemdir ancak 2000'ler yanına yaklaşamaz. 2000'lerin de ileride bir adı olacak ama fast food bir dönem olarak hatırlanacak. Nota bilgisi olmayan insanların ağırlıkta olduğu bir dönemdeyiz. Diş doktoruyum ama Tıp okumadım diye bir şey olmayacağı gibi müzisyen olmadan şarkıcı olunmaz. Şu anda sahne yapan bir şarkıcın repertuarından sezen Aksu ve Kayahan gibi üstatların şarkılarını çıkart kimse sahne yapamaz. 2000'lerdeki şarkılarla bir sahne programı yapamazlar.

8. Peki müzik dünyasının perde arkasında 90'lardan sonra değişen ne oldu?

Emrah: Dinlenemeyecek kadar çok kötü isimler ön planda ve plakçılar tarafından örnek gösteriliyorlar. Bu işe emek veren isimler ise bir kenarda oturuyor. Türkiye'de her işin olduğu gibi müzik dünyasının da bir perde arkası var ve müzik dünyasının perde arkasında işler çok kötü durumda. Türkiye'de artık her şeyde olduğu gibi müziktede işler başka bağlantılarla gidiyor. Bu ülkede müziğe gerçekten değer veren müzik yapımcısı sayısı 3'ü 5'i geçmez. Bunlardan biri de bizim yapımcımız. Ben bugün pırıl pırıl bir gencin elinden tutup bir yapımcıya götürsem, muhteşem bir yetenek olsa bile, sırf daha popüler diye zerre yeteneği olmayan birinin albümünü yaparlar onun yapmazlar.

Tolga: Albüm yapan birine para kazanmak için yanlış insanların örnek gösterilip, "İstediğin şeyi yapamazsın" tavrı takınılıyor. Bu çok acı bir şey. Bu ülkede bu yüzden bir Amy Winehouse çıkmıyor. Prodüktörlerin kıstasları fast food. Müziği, sanatı kim yapacak? Sanat yapan kişiye destek yok. Dünyada iyi müzik yapan birine kimse Justin Bieber gibi bir albüm yap denmez. Türkiye'de bu var. 90'larda bu yoktu. Herkes bir şekilde fırsat bulabiliyordu. Bizim bile şu an şarkılarımız yayınlanamıyor. Eskiden çok daha ağır sözler içeren şarkılarımız vardı ve yayınlanıyordu. Şimdi şarkının içinde geçen bir hayvan kelimesi yüzünden yayınlamak istemiyorlar. Ekstra bir ısrar olmazsa yayınlamıyorlar. Manava bir kilo hıyar ver diyebildiğin ama ne hıyar adamsın diye şarkı yapamadığın bir ortam oluştu.

9. Sanatçının toplum içindeki yeri 90'lardan sonra değişti mi?

Tolga: 90'lar ve öncesinde sanatçının toplum içindeki yeri çok farklıydı. Sahnede hayranlıkla izlemek için peşinden gidilen insanlardı sanatçılar. Sahneden inen insanları polis üniformasıyla kaçırırlardı. Sadece sanatçıyı değil arkasında çalan orkestranın bile bir değeri vardı. Şimdi sanatçı kolunu omzuna atıp selfie çektirebileceğin bir seviyeye indi. Halkın sanatçıya bakışı tamamen değişti. Artık sanatçının donunun ne renk olduğunu bilecek seviyeye geldik. Sanatçı, bir beyin cerrahı gibi özel bir insandır özel kalmalıdır. Ama gerçekten bir sanatçıysa. Konser alanı, şarkı dinletisi içindir, şimdi konser salonları düğün alanı gibi. 90'larda oturup slow bir şarkıyı dinlemek diye bir kültür vardı. Şimdiki sanatçıları oturup dinleyemezsin, sürekli eller havaya halinde herkes.

Emrah: Türkiye'de kaç kişi konsere gerçekten müzik dinlemek için gidiyor? 90'larda herkes müzik dinlemeye gelirdi konserlere. Şimdi ya sevgilisinin gönlünü hoş etmek için gidiyor, ya bir selfie çektirmek için gidiyor, ya sahnedeki güzel ya da yakışıklı kişiyi görmeye gidiyor. 2-3 slow şarkıdan sonra "Haydi oynayalım" moduna geçiliyor.

10. Peki sizce müzik piyasası neden bu hale geldi?


Tolga: 90'larda pasta büyüktü ve herkes payını alabiliyordu. Şimdi pasta küçüldü ve ticarete dönüştü. Sektörde belli başlı köşeleri kapmış insanlarda ticaretçi kafası var. MTV, klibini yayınladığı sanatçıya para ödüyor. Biz burada klibimiz oynasın diye üstüne para vermek durumunda bırakılıyoruz. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Siz bir ürün satarken üstüne satın alınsın diye tüketiciye para veriyor musunuz? Sanatçı klibini verir, yayınlarsın ve ücretini ona ödersin. Şimdi kimsenin kafasını kaldıramamasının sebebi bu.

Emrah: Sadece kanallar değil tüm yayın organları sanatçıdan para alarak iş yapmaya çalışıyor. Tamam para vermesin ama almaması da gerekir çünkü sanatçı zaten sana bir şey veriyor. Adam çalışmış şarkı yapmış, klip çekmiş zaten. Sana düşen onu yayınlamak onun üstünden kazandığın senin olsun ama sanatçıdan para isteme. Niye böyle bir müzik kanalı niye böyle bir radyo var? Pop müzik fırladığı için bu işi yapıyorsun. "Hem klipleri yayınlamak için para kazanayım, hem reklamdan para kazanayım." düzen bu mudur?

11. Grup Vitamin kuşağı olarak adlandırabileceği bir nesil yetişti 90'larda. Grup Vitamin terbiye konusunda bir tabu olarak da görüldü. Peki şimdiki nesille o nesilin farkını nasıl yorumluyorsunuz?

Tolga: Kemal Sunal'la büyüyen nesil terbiyesiz mi oldu? Bizim şarkılarımızı dinleyen çocuklar büyüdüklerinde terbiyesiz mi oldu? Şimdi bu kadar sansüre rağmen çok daha terbiyesiz bir nesil oluştu. Biz lafımızı yerinde koyar, saygıyı bilirdik. Şimdi sosyal medya üzerinden birbirini hiç tanımayan insanlar birbirlerine ana avrat dümdüz gidiyorlar. Zeki Alasya öldüğünde ardından söylenen şeylerden ben utandım. Küfür üzerinden dikkat çekmek peydah oldu.

Emrah: Biz şarkı sözünde hıyar kelimesini kullandığımız için sansüre uğruyoruz. İzdivaç programlarında konuşulan şeyler çok mu iyi? Ukalalık olmasın biz son derece terbiyeli bir nesiliz. Bizi dinleyerek büyüyenler de.

12. Grup Vitamin hakkında bir bilgi kirliliği de var. Sizi hiç tanımayanlar küfür ettiğinizi, şiveler üzerinden bölge insanlarıyla dalga geçtiğinizi söyleyenler de karşımıza çıkıyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Tolga: Bizim şarkılarımızda küfür yok. Filmlerde dizilerde açık açık küfür ediliyor. Dizilerde bip koyunca durum kurtarılmış mı oluyor? Biz 90'larda televizyon programlarına çıktık "Grup Vitamin Türkçe'yi mi bozuyor?" sorularına yanıt verdik ve insanlar bizi kabullendi. Barış Manço'nun çocuk programına konuk olduk. Bizi yadırgayan kesimler mizahtan anlamıyordur. Biz kimsenin şivesiyle de dalga geçmiyoruz. Siz bir Karadeniz fıkrası anlatırken şiveli anlatmak istediğiniz zaman dalga mı geçmek istiyorsunuz? Hayır. Aynı şey bizim için de geçerli. Biz müzisyen, kültürlü adamlarız. Bizi eleştirecek insanların biraz kendini doldurmuş, belli seviyeyi aşmış olmaları lazım.

Emrah: Şu ülkede adım başı herkesin küfrettiği bir ortamda hıyar, hayvan gibi kelimeler üzerinden bizim üstümüze gelinmesin. Grup Vitamin dinleyen adama kız vermem diyenler bir otursun düşünsün kızlarının nasıl bir ortam içerisinde büyüdüğünü. Vitamin küfür eden bir grup değildir ki, biz güllük gülistanlık sokakta en ufak küfürün duyulmadığı bir ortamda cami duvarına mı işedik? Grup Vitamin dinlemeyin küfür ediyorlar diyen adam oğlunu maça yolluyor. Maçta edilen küfürleri duymuyorlar mı? Şiveyle dalga geçtiğimizi düşünenler varsa, o zaman Selçuk'un Japonca Almanca atmasyon dizelerine de bakıp Japonlarla Almanlarla dalga geçtiğimize inansınlar. Bizi eleştirmek çoğu kişinin boyunu aşar. Karşımızda bizi eleştiren insanları bozabilecek cevaplar da verebiliriz ama bunu yapmak istemiyoruz, herkes birikimine göre adım atsın.

13. Türkiye'ye Rap müziği Grup Vitamin getirdi diyebilir miyiz?

Selçuk: MFÖ Alidesidero'yu bizden önce yaptı ilk rap şarkısı o olabilir ancak baskın bir dille biz bu şarkıyı rap türünde yaptık diye ilk biz çıktık diyebilirim.

14. İsmail, Grup Vitamin için kronikleşen bir konu başlığı oldu. Adı İsmail olan bazı vatandaşlar şarkıdan rahatsız olduklarını belirtiyorlar. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

Tolga: Biz illa bir mesaj vermek için şarkı yapmıyoruz. Boş ve bir şey anlatmayan şarkılarımız da var. İsmail, Ahmet, Cezmi bunlar birer dizi karakteri gibi şarkı kahramanı. Kafaya takacak bir şey yok.

Emrah: Adı İsmail olup, İsmail şarkısı yüzünden bize kızanlar eleştireceği kadınlara Kezban, erkeklere Kamil diyor. Bir de bu açıdan baksınlar hangisi daha sıkıntı verici? İsmail'i rahmetli Gökhan dedesinden esinlenip kaleme aldı. Bizim kimseyi rencide etmek gibi bir niyetimiz yok.

15. Sosyal Medya'ya Grup Vitamin'in bakış açısı nedir?

Emrah: Şu anki ortam bu ülkeye fazla. Bu kadar cahilin varken ben herkesin aklından geçtiğini yazabileceği bir sosyal medyayı zararlı buluyorum. İnsanlar elinin altında klavye olduğu zaman herkese küfür edebileceği bir güç elde ettiğine inanmış durumda. Burada bir sıkıntı var. Bu konuda sosyal medya araçlarında bir filtreleme olması kötü yorumların bu kadar ortalıkta olmaması gerekir. Eğitim şart klişesine sığınıyorum. Sanal bir dünyada yaşayan kayıp insanlarımız var. adam işi gücü bırakmış, klavye başında yaşıyor. Bu çok yanlış. Beğenme diye bir şey çıktı. Beğen nedir, anlamadım. Neyi neden beğeniyorum ben anlamadım. Facebook soruyor "Ne düşünüyorsun?" ne bileyim ben?

Tolga: Youtube'da sıradan bir kızın klibinin altında gelen yorumları gördüm inanamadım. Sosyal medyada paylaşılmış sıradan bir görüntünün altındaki yorumlara bak, inanamazsın yazılanlara. İnternet bu ülkeye 90'larda gelseydi de bir şey değişmezdi. Bu artık bizim yapımıza işlemiş. Bu ülkede anneye edilen küfür cinayet sebebi, ama stadda toplanıp bir futbolcunun anasına küfretmek tezahurat oluyor. Bu nasıl bir şey? Televizyonda eşek kelimesine sansür koyuyorsun çocuklara kötü örnek olmasın diye, o çocuklar sosyal medyada ana avrat dümdüz gidiyorlar. Sahtekar olmaya gerek yok. Yerinde edilen küfüre şahsen karşı değilim ancak anlatmak istediğim sosyal medyada işin şirazesi kaydı. Biz sosyal medyada takipçi sayımız yükselsin diye var olmuyoruz, biz sevenlerimizle iletişim halinde olmak için kullanıyoruz. Ama ortam böyle değil, pek çok kişi şişirme sosyal medya hesaplarla kendilerini kandırıyor. Gerek yok.

Selçuk: İnsanlar sosyal medyayı dikkat çekip kendilerini bir yerlere getirmek için araç olarak kullanıyor. Kimisi kendisi bile değil rumuzla bir yerlere gelebilme peşinde. Adı bile yok, bilgisayar oyununda level yükseltmek gibi kullanılıyor. Sosyal medyayı resmi hesaplar üstünde son iki aydır yoğunlaştık. Youtube'da klibimizi doğal haline bıraktık milyonlarca kişi izledi çok şükür. Ama şişirme izlenme sayıları görüyoruz, sıradan bir klibi 100 milyon kişi izliyorsa o sanatçı çıksın bir konser versin kaç kişi gelecek merak ediyoruz.

16. Mizaha bakış açınız nedir? Grup vitamin'in mizahta üstlendiği rol nedir?

Tolga: Biz iki tane adamı güldürüyorsak beklediğimiz şey bir teşekkür. Recep İvedik'i seven var sevmeyen var ama birilerini güldürmeyi başarıyor bize Şahan'a teşekkür ederiz demek düşer. Toplumu üzmek için yeterince şey yapılıyor.

Emrah: Vitamin biliyor ki insan hayatında gülümsemek güzeldir moraldir. Bütün hastalıkların sebebi sıkıntıdır. Moralli insan güzel insandır. Biz güzel insanlar için müzik yapıyoruz. İnsanlar güzel olsun diye müzik yapıyoruz.

Selçuk: Beyinde alfa ve beta hücreleri var. Alfalar genelde kötü niyetli hücreler üretiyor, betalar ise bunlarla mücadele ediyor. Kanser vs. gibi hastalıkların da oluşmasında bu alfa hücreleri ne kadar baskınsa o kadar etkisi oluyor. Ne kadar mutlu ve neşeli olursan beta hücreleri alfalarla o kadar fazla mücadele ediyor. Biz direkt vücuttaki beta hücrelerini güçlendirmek için çalışıyoruz.


17. Ne olacak bu Türkiye'nin hali? Topluma dışarıdan baktığınızda ne görüyorsunuz?

Emrah: Anadolu'da ne oluyor çok net bilemeyiz ama yaşadığımız şehir İstanbul'da durum çok vahim. Sokaklardaki insanlara hayret ediyoruz. Pek çok kişi çekip gitti bu şehirden. Eğitim sistemini düzeltmek gerek. Vasıfsız pek çok insanın sürekli küfür ettiği bir ortam oluştu.

Selçuk: Şaftı kaydı toplumun.

Tolga: Çok gergin bir hayat yaşıyoruz. Şurada iki saattir oturuyoruz korna sesinden kafamız şişti. Tahammülsüz, rayından çıkmış bir toplum olduk. Çıkarcı bir anlayış var, insanlar kendi de bir şey kazanmadan kılını kıpırdatmıyor. Sadece şimdiki hükümet için söylemiyorum genel olarak "Şu emekliyi, maden işçisini de bir rahat ettireyim" kafası bu ülkede hiç olmadı. Arkanda kalanı düşünmemek, bunu yaşıyoruz. Bursa'da 400 yıllık külliyenin kapısını kamyon geçmiyor diye yıkıyorlar, ben üzülüyorum ama üzülmeyen insanlar var.

18. Ve Gökhan Semiz... Onun Kaybı hayatınızı nasıl etkiledi?

Tolga: Hayata bakış açım değişti. Artık herşeyi çok da fazla kafaya takmayan, carpe diem'in üste çıktığı bir yapıya büründüm. Gökhan'dan sonra cenazelere de gidemez oldum. Gökhan'ın da mezarına gidemiyorum. Onun kaybı işimizi yapamayacak kadar bizi etkiledi. Espri yapamaz olduk. Fıkra bile anlatamadığımız bir dönem geçirdik. İyiler gerçekten de çabuk ölüyor. Gökhan ve sonrasında Ajlan, Kerim, Barış... art arda insanlar kaybettik.

Emrah: Çok kaderci çok Allah'a emanet yaşıyoruz. Ne ki yaşam dediğin. Ölüp gidiyorsun. Sonunu bildiğin bir film gibi hayat. Ben zaten hiçbirşeyi takmayan rahat bir adamdım. Gökhan'ı kaybettikten sonra da iyi ki öyleymişim dedim. Düzenli bir hayat yaşayamazdım, yaşayamam da böyle yaşamaya da devam edeceğim. İçimden geldiği gibi yaşamaya devam edeceğim.

Selçuk: İngiltere'nin en gelecek vadeden yıldızlarından biri bile geldi Fethiye'de trafik kazasında öldü. Kaderci yaşamamak lazım. Dikkat etmek lazım.

19. Muhteşem bir dönüş yaptınız. Peki dinleyicilerinizden size gelen dönüşler nasıl?

Tolga: Bu tip projelerde genelde Olmamış bozmuşsunuz derler, bize gelen dönüşlerde olmuş, aynı tadı yakalamışsınız dediklerini görüyoruz. İnsanların çocuklarıyla beraber bizim eski ve yeni şarkılarımızı dinlediklerini görüyoruz.


20. Grup Vitamin'in sahneye düzenli olarak çıktığı bir yer var mı?

Emrah: Grup Vitamin bir gece kulübü grubu değil, ön masa yapılacak, şampanya patlatılacak bir grup da değil. Çıkıp 10 kişiye özel konser de verecek bir grup değiliz. Ancak Ramazan sonrasında konser amaçlı çıkacağımız mekanlar olacak onları da duyuracağız.

 

21. Konser ve etkinlik programınız nasıl, sizi festivallerde görebilecek miyiz? Yeni albümler yolda mı?

(Topu Menajerlerine atıyorlar) Olacaktır mutlaka, Ramazan'dan sonra hepsini açıklayacağız. Yeni albümler olacak, nefesimizin yettiği yere kadar gideceğiz.

Grup Vitamin üyeleri, dinleyicileri için son olarak mesajlarını "Mutlu olmaya bakın. Mutlu olmaya, gülmeye çalışın ve kendinizi bozmayın." diyerek noktaladılar. Açıkçası şunu söyleyebilirim ki 90'lar bir demlik çay ise, Grup Vitamin oradan bize kalan son dem niteliğinde bir ganimet. Daha iyi bir insan olmak için size komik gelebilir ama Grup Vitamin dinleyin. Şarkı sözlerine de gülüp geçmeyin. Bazı şarkılarındaki kelimeleri kağıda döktüğünüzde, emin olun size hayatı sorgulatacak öyle dizeler karşınıza çıkıyor ki şaşarsınız. Grup Vitamin dinlemek en nihayetinde bir kültürdür. Bize bu kültürü "kötü kaka" olarak göstermek isteyenler ince mizahı, kıvrak zekayı görmezden gelmemizi isteyen o meşhur "birileri"dir.

Namık Kemal'den şu alıntıyla bitiriyor sözlerini Emrah dinleyicileri için: "Yüksel ki yerin bu yer değildir; Dünyaya gelmek hüner değildir."

(Fotoğraflar: Ali Ağırbaş)