Almanlar kazanınca bizim kaybettiğimiz gün: 23 Haziran 1954

Almanlar kazanınca bizim kaybettiğimiz gün: 23 Haziran 1954
Almanlar kazanınca bizim kaybettiğimiz gün: 23 Haziran 1954
Tarihimiz boyunca üstümüzden atamadığımız bir travmadır; savaş arenasında Almanların kaybedince bizim de kaybetmiş olmamız. Yıllar sonra farklı bir kulvarda, futbolda Almanların kazanması işimize yarayacak mıydı? Bu sorunun cevabını 23 Haziran 1954'te oynanan Batı Almanya - Türkiye maçı ile alacaktık...
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Sene 1954... Aylardan Haziran. Dünyanın en başarılı 16 milli futbol takımı İsviçre'de en büyüğün kim olduğunu belirlemek için bir araya geldi. Dünya Kupası finalleri muhteşem bir mücadeleye tanık olacaktı. Türkiye milli futbol takımı da tarihinde ilk defa bu kupada yer alacak ve Dünya Kupaları tarihinin en farklı galibiyetlerinden birine imza atacaktı... Peki ne olmuştu 23 Haziran 1954'te? İşte o güne gelmeden önce, kupanın genel seyrine bir bakalım;

A grubu:

Didi'li kadrosuyla Brezilya

Glowacki'li Fransa kadrosu

Stankovic'li efsane kadrosuyla Yugoslavya

Balcazar'lı kadrosuyla Meksika

B grubu:

Puskas'la harikalar yaratan efsane Macaristan kadrosu

Turgay Şeren'li, Lefter'li, Suat'lı, Erol'lu, Şükrü'lü çılgın kadrosuyla Türkiye!

Schaffer'li Marlock'lu zalım Batı Almanya kadrosu

Anasından doğduğuna pişman ettiğimiz, dünya kupasından soğuttuğumuz Güney Kore!

C Grubu:

Ocwirk'in kaptanlığında Avusturya kadrosu

Döneminin en klas takımlarından Schiaffino'lu Uruguay

Novak'lı Çekoslavakya kadrosu

McKenzie'li İskoçya kadrosu

D Grubu:

Billy Wright kaptanlığında İngiltere!

Muccinelli'li İtalya kadrosu

Van den Bosch kardeşlerli kadrosuyla Belçika!

Bocquet'li kadrosuyla ev sahibi İsviçre!

Şimdi gelelim efsane kadromuza. Hepsini sayacak değiliz ancak bu kahramanlardan bazılarını anmazsak olmaz... Yıllar sonra 1954'teki efsane kadroda yer alan pek çok futbolcu şu cümleyi kurarak iç geçirecektir; "Metin Oktay birkaç sene önce doğsaydı biz o kupayı alırdık..." Evet 1936 doğumlu Metin Oktay, henüz 1954'teki kadroya katılabilecek yaş grubunda da değildi, Galatasaray'daki efsane yıllarına da henüz imza atmamıştı. Zira takımın en genç futbolcusu Ankaragücü'nde oynayan 19 yaşındaki Coşkun Taş'tı.

 

Takımın en yaşlı futbolcusu ise Galatasaray'ın efsane stoperlerinden 31 yaşındaki Bülent Eken'di.

Takımın o dönemdeki "psikopatı" Mehmetçik lakaplı Fenerbahçe aşığı 25 yaşındaki Basri Dirimlili'ydi.

Bir başka 25'lik Fenerbahçeli Burhan Sargun da takımın önemli oyuncuları arasında yer alıyordu.

Her takımın bir yıldız oyuncusu olur ya, işte 1954'teki kadronun yıldızı da 28 yaşındaki bir Fenerbahçe efsanesi Lefter Küçükandonyanis'ti!

23 yaşındaki bir başka Fenerbahçeli Naci Erdem de kadroda yer alan isimlerdendi...

Galatasaray'ın efsane isimlerinden Kadri Aytaç, henüz 22 yaşındaydı o kahramanlar kadrosunda yer aldığında.

Dönemin milli takımında Ankaragücü'nde oynayan hatrı sayılır sayıda futbolcu vardı. Bunlardan biri de Beşiktaş formasıyla hatırlanan 28 yaşındaki Mustafa Ertan'dı!

27 yaşında Adaletspor'da oynayan Erol Keskin de takımın tecrübeli elemanlarındandı.

Dünya kupaları tarihine adını Türkiye'nin ilk golünü atan adam olarak kazıyan Suat Mamat ise, döneminin çok ilerisinde bir futbol görüşüyle, 23 yaşında bir süper star görünümündeydi. Galatasaray'ın efsaneleri arasında yer alan Suat Mamat dönemin unutulmazlarındandı.

Vefaspor'da forma güyen sonraları Fenerbahçe ile anılacak olan 20 yaşındaki Şükrü de efsane kadroda yer alıyordu.

Ve Turgay Şeren. Galatasaray'ın hala ayakta duran ulu çınarı 1954'te kupaya katıldığında henüz 22 yaşındaydı.

Peki neler yaşadık 1954'te? İlk maçta Almanya'ya Suat'ın attığı golle öne geçsek de 4-1 yenildik. İkinci maçta Güney Kore'yi futboldan soğutan 7-0'lık bir galibiyet aldık. Bu galibiyetin şöyle bir önemi vardı ki, 1953'te sona eren Kore savaşının hemen ardından yaşanan bir musabakaydı ve Güney Kore için savaşmış 6000'e yakın askerimizin hatrına Koreliler yenildiklerine zerre üzülmediler. Futboldan soğudular mı soğudular ama üzülmediler. Ve tarihler 23 Haziran 1954'ü gösterdiğinde dönemin kurallarına göre garip bir şekilde yine Almanya'nın karşısına çıktık. Neden mi? Çünkü dönemin kurallarına göre ilk iki maçını da kazanan Macaristan'la maç yapmaya hakkımız yoktu. Olur mu öyle kural demeyin, yaptılar ve oldu. Belki Macaristan'la karşılaşsak yenecektik onları bilinmez, ama Almanya ile karşılaştık ve yenildik.

 

Almanlar maçı kazandı. Sadece maçı kazanmakla da kalmadılar, finalde Macaristan'la karşılaşıp kupayı da kazandılar. Almanlar o sene hep kazandılar, onlar kazanınca malesef biz de kazanmış sayılmadık... İşin ilginci koskoca Dünya Kupası finaline kalan 2 takımın da Milli takımımızın grubundan çıkmış olmasıydı. Şimdilerde Almanya yine kazanan takım görünümünde, bizim takım ise yorumunuza kalmış... Bu Almanlar kazansalar da kaybetseler de bize yaramıyor orası kesin.