Aşk Yeniden'in çok sevdiğimiz ve o kadar sevmediğimiz yanları

Aşk Yeniden'in çok sevdiğimiz ve o kadar sevmediğimiz yanları
Aşk Yeniden'in çok sevdiğimiz ve o kadar sevmediğimiz yanları
Gelişiyle ekranlarımızı şenlendiren,uzun zamandır hep aradığımız o samimiyeti bize veren Aşk Yeniden! Sizin de izlerken içiniz kıpır kıpır olmuyor mu? Oluyor diyorsanız doğru yerdesiniz.../Ezgi Guneyli

1-Zeynep- Fatih Aşkı vs. Anlaşmalı evlilik

Malum hepimiz bu işin nereye gideceğinden eminiz artık ama bu yolda karakterlerimizin başına neler gelir, önümüze ne engeller çıkar bunları izleyip göreceğiz. Klasik anlaşmalı evlilik dizilerinde olduğu gibi burada da oyun dönüp dolaşıp gerçeğe dönüşecek. Hatta dönüşmeye başladı bile. Ne yalan söyleyelim, bu kadar erken olmasını hiç beklemiyorduk. Dizinin ilk bölümünden itibaren Zeynep ve Fatih’in arasından su sızmıyordu. Eh bir yalanı paylaşmak da buna neden olmaz mı zaten? Hem neydi o buna benzer dizilerdeki kasıntı haller falan? Çok yapmacık ve sıkıcı! Oysa Aşk Yeniden bu konuda farklılık yaratmayı başardı. Sonuçta Zeynep ve Fatih büyük bir yalanı paylaşan iki insan. Onlar samimi olmayacak da başka kim olacak ki? Neymiş öyle gizliler saklılar falan, en güzeli her şeyi açık açık baştan konuşmak. (Gerçi bu Ertan meselesi dönüp dolaşıp Zeynep’in başına iş açacak gibi ama o da işin tuzu biberi olsun.)

 

 

2- Buğra Gülsoy- Özge Özpirinçci Tatlılığı

Doğrusunu söylemek gerekirse bu ikiliden böyle bir romantik komedi çıkacağı pek akla gelmezdi ancak; gerek kamera önü, gerekse kamera arkasındaki samimiyetleri ve dostlukları ile bu iki güzide oyuncumuzdan başka bu senaryoyu kimler oynardı diye düşündüğümüzde cevap bulamıyoruz. Galiba diziyi bu kadar sevmemize neden olan baş etken ise kadro seçimi. Sadece başroller değil yan roller için de aynı uyum söz konusu. Özellikle babaanneye (Tülin Oral) söyleyecek söz yok. Diğer yandan Selin, Orhan, Şevket Reis, Yadigar Hala ve tabii ki küçük Selim ve niceleri…

 

 

3-Olayların hızlı mı hızlı ilerlemesi

Türk televizyon izleyicisi olarak eğer biraz da komediyi seviyorsak dizilerde mıy mıy mıy eden karakterler ve ağdalanan sahneleri/konuları izlemekten bıkmıştık. İşte Aşk Yeniden buna da bir çare buldu. Hızlı mı hızlı ilerleyen konular şimdilik bizi memnun etse de, biraz da korkmamıza neden olmuyor değil. Malum konular bu kadar hızlı harcanınca, ilerleyen zamanlara konu bulmak da biraz zorlayıcı olabilir. Yine de elimizden bunun tam aksinin olmasını dilemekten başka bir şey gelmiyor.

 

 

4-Güzel mi Güzel Müzikler

Bir dizinin olmazsa olmazı, bizi içine çekip alıp götüreni, hatta o anı asıl hissettireni şarkıları/müzikleridir. Bu dizide de gerek popüler şarkıların kullanılması gerekse dizi için yazılmış olan şarkılar ; “Karışmayın bana. Benim hayatım, benim kararım. Sonucuna razıyım!” ve “Bıraktım her şeyimi yaşamak için seni” sözleri nasıl da uygun düşmüş  Fatih ile Zeynep’in öncesine. Peki sonrası için ne var derseniz “ Hep benle kal gitme” diyen bir çift var.

 

 

5-Thanks Obama

Dördüncü bölüm itibari ile bol bol Obama lafı geçmişken ve Amerika deyince milletimizin aklına önce Obama gelmişken, Amerikalıların sevmedikleri olaylar karşısında verdiği tepkiyi bir maddeye başlık olarak atmasak olmazdı. Herkesin bildiği gibi dizimiz New York sahneleri ile başladı. Lakin dizinin nasıl New York’ta başlayıp Trabzon komedisine döndüğünü pek anlayamadık. Niye öyle oldu ki cidden? İşte bunun için  Thanks Obama!  Fatih’in gayet ailesinden kaçıp özgürüm, özgür naralarından sonra gayet klasik bir Türk erkeği tipine bürünmesi de ne ola ki? Neyse ki Zeynep yine aynı Zeynep. Her şey iyi güzel hoş ama şu Türk tipi evlilik muhabbetinden biraz daha sıyrılınırsa çok çok daha güzel olur gibi sanki. Tabii şimdi “Türk dizisi yahu bu!” diyenler de olur ama biraz farklılık da kötü değildir hani??

 

 

6- Haftanın gafı

Üçüncü bölümü izleyenler bilir. Tam da Özgecan cinayeti sonrası yaşanan infialin üstüne Derin Şevket’in Orhan için kurduğu birkaç cümle izleyenleri çok rahatsız etmişti. Selin’in kaçırılması üzerine Orhan’ın Selin’e bir zarar vereceğinden korkan Yadigar’a Şevket’in “Aslan oğlum benim, yapsın tabii!” diye çıkışması ile çok talihsiz bir adım atan senaristler hala aynı çizgide ilerliyorlar gibi. Ceyda karakterinin iki haftadır dağa kaçırılan Selin için “Ay Şömine de var mıymış?” “Ayı postu da var mıydı?” gibi cümlelerle bu kaçırılmayı özendirici şekilde anlatması çok gereksiz. Sadece toplumsal hassasiyet dönemlerinde değil, bu konuda her zaman çok hassas olmak gerek. Kaçırma, kaçırılma, zorla evlendirme gibi şiddete temas eden konuları komedi unsuru olarak görmek hiç hoş değil. Umarız bu konudan bir an önce vazgeçerler de gerilmeden, kasılmadan, eleştirmeden salt bir komedi izleriz.